
ANF’nin sorularını yanıtlayan KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, KCK Önderi Abdullah Öcalan’ın “aradan çekilmesi”, hükümetin soruna yaklaşımı, eylemsizlik sürecinin sona erip ermediğine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.
Öcalan son görüşmesinde aradan çekildiğini belirtti. Öcalan’ı bu karara götüren nedenler nelerdi?
Önder Apo 6 yılı dışarıda, 12 yılı İmralı’da, toplam 18 yıldır Kürt sorununda barışçıl-demokratik bir çözümün gelişmesi için çaba sergilemektedir. Gelinen noktada çok yönlü geliştirdiği bu çabalarına karşılık bulmadığı ve Türk devleti tarafından çözümleyici bir adım atılmadığı için bu kararı almıştır. “Ben artık aradan çekiliyorum” demiştir. Çözüm süreci gelişmediği için bu karara gitmiştir. Evet, bu kararı almasında Kürt Özgürlük Hareketi’nin yeterli düzeyde cevap olamayışını da bir neden olarak göstermekte ve bize dönük eleştiriler de yapmaktadır.
Önderliğimizin İmralı’da yürüttüğü görüşmelere büyük önem biçtik, stratejik düzeyde yaklaştık, pratikte gereklerini yerine getirmeye çalıştık. Fakat sorunun çözümü için muhatap olan devletin adım atmaması durumu vardır. Esas olarak burada adım atması gereken devlettir.
- Devlet, her şeyden önce Önderliğimizin hazırladığı yol haritasını bir yıl boyunca gizledi, kimseye vermedi.
- Önderliğimiz daha sonra 10 Mayıs’ta üç protokolü hem devlete hem de KCK’ye sundu. Biz hareket olarak bu protokolleri onayladık. Buna karşı devlet katında cevapsız bırakıldı ve pratik gerekleri yerine getirilmedi.
- En önemlisi de seçim sonrası Türkiye Cumhuriyeti’nin gündemine çözüm sürecinin girmesi gerekirken şiddetin gündeme getirilmesi durumu vardır.
Bunu biraz detaylandırabilir misiniz?
Açık ki AKP hükümeti bu sorunu diyalogla ve müzakere yöntemiyle çözmeyi değil, farklı yollarla tasfiye yöntemiyle çözmek istemektedir. Bizzat Başbakan’ın seçim öncesi kullanmış olduğu şiddet içerikli söylemleri vardı. Kimi çevreler “bunlar seçim propagandalarıdır, geçicidir” dediler ama seçim sonrası görüldü ki o söylemler öyle seçim amaçlı söylenmiş politik bazı söylemler değil, Erdoğan ve AKP’nin asli görüşleridir. Yaratılan parlamenter krizi ve o çerçevede gelişen süreç, KCK Operasyonu adı altında geliştirilen tutuklama furyasına karşı takınılan tutumlar ve askeri operasyonların durdurulmaması hususları başta olmak üzere oluşturulan tüm baskı ve saldırı ortamına dönük AKP hükümetinde herhangi bir yumuşama ve çözüme dönük bir zemin oluşturma çabası geliştirilmedi. Üstelik “Kürt sorunu yoktur, PKK sorunu vardır” diyerek, şiddet eksenli bir gündem oluşturuldu ve İran’ın Kandil’e saldırısıyla imha süreci başlatılmış oldu.
Bunun karşısında Önder Apo çok somut, çok yalın, çok kısa ve çarpıcı bir öneri yaptı. “Hükümet önümü açsın, Başbakan bana çağrı yapsın, teminat versin, ben bir hafta içerisinde tüm gerilla güçlerini bir yere toplarım. Bu temelde çözümü geliştirelim” dedi.
Bu kadar somut, açık bir öneri karşısında Erdoğan ve AKP hükümeti bir cevap verdi mi?
Hayır. Görmezden ve duymazdan gelindi. Özellikle Silvan çatışmasında asker kayıpları da yaşanınca AKP bunu da elinde bir koz olarak kullandı: CHP ve MHP ile birlikte bir savaş açıklaması yaptı. Aslında bu çıkışıyla önceden planladığı kendi konseptini hayata geçirme sürecini başlattı. İşte bunu gören Önder Apo “Kimse beni taşeron olarak kullanamaz, benim üzerimde oyun oynanamaz, ben artık aradan çekiliyorum” dedi. Bunu söylerken açık kapı bırakarak, bir görüşmesinin daha olacağını da belirtti. Ama bu tutumu almış olması çok önemlidir. Ortada hükümetin dürüst yaklaşmaması vardır. Bunun görülmesi gerekiyor.
Görülmesi gerektiğinden kastınız nedir?
AKP hükümeti, Önderliğimizin ortaya koymuş olduğu bu tavrı ciddiye almak zorundadır. Yine Türk devleti ve ilgili tüm çevreler de Önderliğin almış olduğu bu tutumu ve yaptığı çağrıyı dikkate almalıdırlar. Bu kesimlerin, Önderliğimizin bu tutumunu da görmezden gelerek dikkate almaması kaydıyla, kendi şiddet politikalarını hayata geçirmesi halinde durumun çok daha farklı bir mecraya sürükleneceği açıktır. Maalesef şimdi AKP hükümetinin yönünün de bu tarafa doğru olduğu görülmektedir.
AKP hükümeti Önderliğimizin barış için yaptığı çağrıyı dikkate alacağına Önderliğin normal avukat görüşmelerini engellemektedir. Bu, çok iğrenç bir siyaset anlayışıdır. Bunu şiddetle kınıyorum.
Bu karar ardından hareketinizin yaptığı son açıklamada tek taraflı ateşkesler ve Öcalan’la yürütülen görüşmelerin Kürt sorununu çözmek için yeterli olmadığı yönünde belirlemeler vardı. Neden böyle bir açıklama yaptınız?
Önder Apo, 27 Temmuz görüşmesinde bu kararını açıklarken önemli bir hususu söyledi: “Artık benim bu koşullarda yapacaklarım bitti, ben yapacaklarımı yaptım. Belli ki bu koşullarda ancak bu noktaya kadar gelinebiliyor. Bundan sonra benim rolümü oynayabilmem için sağlık, güvenlik ve serbest hareket etme olanaklarının bana tanınması lazım. Bu olanaklar tanınırsa ben rolümü oynarım.”
Bu önemli bir husustur. Kürt sorununun çözümü açısından İmralı’da yapılacak tartışmalar yapılmıştır, artık pratik adımların atılması gerekmektedir. Pratik adımların atılması için de bu çözümün temel aktörü olan Önder Apo’nun rolünü oynaması gerekmektedir. Örneğin, ilgili tüm kesimlerle doğrudan ilişki kurabilmesi şarttır. Sorunun tek elden yürütülüp, hiçbir soruna yol açmadan çözülmesi için bu gereklidir.
Eğer devlet bu sorunu çözmek istiyorsa Önderliğimizin önü açılsın, bizlerle de, Kürt legal kurumlarıyla da tartışma olanağı yaratılsın, gerekli olursa teknik üzeri ya da fiili olarak doğrudan gerilla güçleriyle görüşme olanağı olsun ve sorun böylece çok kısa sürede çözüme kavuşabilsin. Şimdi çözümün perspektifi bu biçimde net açığa çıkmıştır. Devlet bu sorunu çözmek istiyorsa, ancak böyle yaklaşarak çözebilir. Yoksa yeni bir açılımla, farklı bir yöntemle veya köklü bir adım atılmadan sorunun çözümü gelişmiyor. Yani Önderliğimizle İmralı’da görüşmeler oluyor; biz ateşkes yapıyoruz ama ateşkesimiz tek taraflı kalıyor ve çatışma süreci kesilmiyor. Bu nedenle yalnızca bizim (tek taraflı olarak) ilan ettiğimiz ateşkesler yeterli olmamakta ve teorik tartışmalar pratik adımlara yol açmamaktadır. Açıklamada değindiğimiz nokta budur.
Bakınız; biz, şimdiye kadar 8 kez tek taraflı ateşkes ilan ettik. Yaptığımız bütün ateşkesler devletin ateşkeslere uymaması sonucu, operasyonların gelişmesi sonucu bozulmuşlardır.
Dolayısıyla devletin Önderliğimizin çağrısını dikkate alması gerektiğini belirttik. Barışçıl-demokratik çözümün gelişmesinin ancak böyle olabileceğini vurguladık. Ama böyle değil de AKP hükümetinin şimdi kendini hazırlamakta olduğu gibi şiddet eksenli yeni bir sürece girilirse bizim de buna karşı cevap vereceğimizi ve direnişle kazanmayı esas alacağımızı söyledik.
Bu açıklamayla eylemsizliğin bittiğini söylemedik. Eylemsizliği biz bitirmedik, bizim böyle bir kararımız yok. Eğer fiiliyatta eylemsizliğin bittiği gibi bir durum varsa, gelişen operasyonlar sonucu böyle olmuştur. Ortada ne bir savaş kararımız var ne de bir eylemsizlik kararı var. Bu, önümüzdeki günler içerisinde AKP hükümetinin tutumuyla netleşecek bir husustur.
Son beş ayda devletin operasyonları sonucu yaşamını yitiren gerilla sayısı 56’dır. Yine devlet güçleri tarafından vurulan sivil insanlarımızın sayısı 37’dir. Operasyonlar oluyorsa ve gerilla darbelenmek isteniliyorsa, gerilla da buna karşı pozisyon alma ve kendini savunma hakkına sahiptir.
Çatışma sürecini geliştiren biz değil, devlettir. Çatışma sürecini devlet güçleri geliştirmektedir. Hem polisin mütemadiyen halk üzerinde uyguladığı faşizan baskılar, KCK davası adı altında Kürt siyasetçilerine dönük sürekli geliştirilen tutuklamalar ve hem de askerin kırsalda gerillaya dönük yaptığı operasyonlar, Kürdistan koşullarında ve Türkiye’de çatışmasızlık ve barış ortamını önlemektedir. Biz bu ateşkeslerin çift taraflı olması gerekir, diyoruz.
Süreci bozan biz değiliz, bunu herkes bilmelidir. Silvan’da 13 asker vurulduğunda kıyameti koparanlar Uludere’de 10 gerilla şehit düştüğünde -devlet on iki dedi ama esasta ondu- neden bir şey söylemediler? Sizinki can da bizimki can değil mi? Bu nedenle bu konuda daha gerçekçi yaklaşılırsa gerçekler de görülür. Kürt tarafı barışçıl çözümden yanadır; ancak Türk devleti şimdiye kadar barışçıl demokratik çözüme doğru dürüst yaklaşmadı. AKP, Türkiye Cumhuriyeti’nin iflas eden 86 yıllık inkar ve imha politikasını yeni araçlarla canlandırmak ve hayata geçirmek istemektedir.
Biz açıkça şunu söylüyoruz: AKP’nin yeni saldırı dalgası karşısında sonuna kadar tarihsel bir direnişi geliştirmek durumunda olacağız. Devrimci Halk Savaşı’na doğru evirilme, bu biçimde, AKP’nin yeni siyaseti nedeniyle gündeme girecektir. Çünkü AKP Hükümeti savaş kararı almıştır. Şiddetle bu işi çözmeyi önüne koymuştur. Biz de direnişle sonuç almayı ve kazanmayı önümüze koymak zorundayız. Başbakan “bundan sonra iyi niyet göstermeyeceğiz, çok daha farklı strateji ve uygulamalarla sonuç alacağız” diyerek askeri stratejisini ortaya koydu. Bu bize karşı bir savaş ilanıdır. Zaten orduda yapılan yeni düzenleme de bir tür savaş düzenlemesidir. Bu durumda askeri güçleri savaş düzenine göre hazırlamaktadırlar. Faili meçhul ve kimyasal silah kullanma dahil her türlü yöntemi kullanabilecek bir yeni savaş yönetimi oluşturdular. Açık ki yeni bir plan var. Yoksa devletin tepe noktasında gerçekleşen bunca zirvenin anlamı nedir? Yine aynı dönemde yandaş medya da Tamil gerillalarının Sri Lanka tarafından nasıl imha edildiğini yazıp-çizmektedirler. Açıktır ki, bunun teorisini oluşturuyorlar.
Bu temelde düşünüldüğünde, İran devletinin saldırısı da aslında Kürt Özgürlük Hareketi’ne dönük AKP’nin tertiplediği imha konseptinin bir parçasıdır. Bizlerinse, buna karşı Demokratik Özerkliği Savunma ve Devrimci Halk Savaşı’nı geliştirme dışında yapacağımız bir şey yoktur. Yani sürecin, anayasal-demokratik çözüm ve barış sürecinden çatışmalı bir savaş sürecine doğru kaydırılmasına yol açan AKP hükümetinin politikaları ve şu anda almış olduğu savaş kararıdır. Biz yeni bir savaş ilan etmiyoruz. Biz, AKP’nin hazırlamakta olduğu saldırı dalgasına karşı kendimizi savunmaktan bahsediyoruz. Bizim yaptığımız açıklamanın anlamı budur ve yapacaklarımız da bu şekilde anlaşılmalıdır.
Bu açıklama, önemli bir açıklamadır. Önder Apo’nun sağlık, güvenlik ve özgürlük sorununun çözümü temelinde ancak Kürt sorununun çözüleceği gerçeği açığa çıkmıştır, bizim politikamız bundan böyle budur, bu eksende derinleşecektir. Sonuna kadar Önder Apo’nun özgürlüğü ve Kürt sorununun çözümü ekseninde kararlı bir duruşu sergileyeceğiz. Yine buna yanaşmayan ve imha operasyonlarını geliştirmekte olan, daha da kapsamlısını hazırlayan AKP hükümetinin saldırılarına karşı da sonuna kadar direneceğimizi o bildiride açıkça koymuş bulunmaktayız.
Tutumumuz bu biçimde nettir ama AKP hükümetinin Önder Apo’nun çağrısını dikkate alması halinde çözüm koşulları da gündemde duruyor. Sürecin barışçıl bir sürece evirilmesinin zemini henüz tüketilmiş değildir. Fakat AKP hükümetinin mevcut yönelimi aynı şekilde devam ederse bu zeminin tümüyle tüketileceği de unutulmamalıdır.
AVRUPA’DAKİ KÜRTLERE ÇAÐRI
Başta Heyva Sor olmak üzere Avrupa’daki Kürt kurumlarının bu çatışma sürecinde zarar gören yoksul sınır köylerine destek sunmaları için harekete geçmeye çağırıyorum. Bu konuda Avrupa’daki tüm Kürdistan halkını ve kurumlarını katkı sunmaya çağırıyorum.
İRAN’IN İŞGAL GİRİŞİMİ
İran’ın Güney Kürdistan’a yönelik 16 Temmuz’da sınır hattı boyunca başlattığı operasyonlar ile beraber yaşanan yoğun çatışmalı sürecin biraz durulduğu görülüyor. Bu sessizliğin arkasında neler yatıyor? Siz geçen süreçte yaşanan bu çatışmalı sürecin nedenlerini ve sonuçlarını nasıl yorumluyorsunuz?
İran devletinin Kandil’e saldırısı ve sınır boyundaki tüm köylerin top atışına tabi tutularak, halkın göçertilmesine yol açan saldırıyı başlatmasının amacı Kandil’i işgal etmekti. Aslında bu plan tüm Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne dönük kapsamlı bir konseptin bir parçası olarak hayata geçirilmiştir. Esas olarak bu konsepti önüne koyan ve bunu ısrarlı bir biçimde pratikleştirmek isteyen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Onların geçmiş yıllarda İran ile bu konuda oluşturdukları ortaklıklar da vardır. Bu planın amacı Kürtleri güçten düşürmektir. Kandil işgal edilerek ve Kürt Federe Hükümeti’nin de bu işgal sürecine dahil edilmesi öngörülerek hem PKK-PJAK darbelenmiş olacak, hem de sonrasında Kürtler arası bir çatışmaya yol açılarak, Kürtlerin güçlerini tüketmelerine neden olacak bir süreç başlatılmak istenmiştir. Böylece Kürt stratejisi zayıflatılacak ve Kürtlerin bölgenin yeniden dizaynında yer almasını önlenmiş olacaklardı. Esas amaç buna dönüktür. Derin sömürgeci bir politikanın ürünü olan bu amacın gerçekleşmesi için de öncelikle PKK’nin darbelenmesi gerekmekteydi. Dolayısıyla hedef PKK ve PJAK’la bağlantılı olarak tüm Kürtlerdir, Kürt stratejisidir.
Bu plan sadece Türkiye ve İran ile sınırlı olmayan, Irak hükümetinin de dahil olduğu bir plandır. Hatta Kürt Federe Hükümeti de dahil edilmek isteniliyor. Hükümet yetkililerinin plan hakkında bilgileri vardır; katılamayacaklarını söylüyorlar ama ret de etmiyorlar. Daha sonra da pratik aşamaya dahil olmayınca onlar da hedeflendiler. Örneğin bizim alanlarımızla birlikte KDP hakimiyetindeki alanlar da ağırlıklı olarak bombalandı.
Yine planın bir diğer ayağı da Amerika’dır. Bazı basın organlarının, hatta İran’ın bir ajansına dayanarak, söyledikleri bazı hususlar vardır. Amerika da bu planı biliyor ve bir biçimde de destek veriyor. Çünkü Amerika hem PKK’nin hem de İran’ın zayıflamasını istiyor. Aynı zamanda Irak sınırları üzerinde çatışmanın olması Irak’ta ABD askerlerinin uzun süre kalmasına dönük bir kamuoyu oluşmasına da hizmet edecektir. Bu açıdan aslında Amerika da böyle bir çatışmaya onay vermiş ve çatışmanın derinleşmesini istemektedir. Kısaca böyle kapsamlı, aslında İran’ı da aşan ve İran’ın bir biçimde içine çekildiği bir saldırı durumu söz konusudur. İran yönetimi bunun ne kadar farkında bilemiyoruz ama Türk devleti ilginç bir taktikle Kürtlerle savaş işini İran’ın üstüne yıktı. Bölgede gelişecek olan İran ile Kürtler arası karşıtlık stratejik olarak Kürtleri de İran’ı da zayıflatacak bir siyasettir.
Bu saldırı karşısında başta PJAK güçleri olmak üzere Kürdistan özgürlük gerillaları çok ciddi ve kahramanca bir direniş sergilediler. İran devleti istediği sonuçları alamadı.
Şu anda İran devleti yoğun saldırılarını durdurmuş bulunuyor. Mevcut durumda PJAK güçleri de karşı eylemlerini hafifletmiş bulunmaktadır.
Eğer İran devleti saldırılarını tekrardan başlatmazsa gerilla güçleri de saldırı yapmayacaklardır. Ayrıca bir daha çatışmanın olmaması için biz bazı ek tedbirler de alıyoruz. Şu anda sınır üzerinde mevzilenmiş olan PJAK’a bağlı HRK gerillalarını sınır hattından alarak, daha geriye çekmekteyiz. Onun yerine bizzat bizim güçlerimiz olan HPG güçleri yer alacaklardır. Böylece Kandil alanında ve yine daha değişik alanlarda artık sınır üzerinde PJAK gerillaları olmayacaktır. Bu, İran’ı yeni bir saldırıya tahrik etmemek için tek taraflı olarak alınmış bir tedbirdir ve umarım İran tarafından da dikkate alınacaktır.
Gelinen aşamada İran ile çatışma durumu çok kritik bir noktaya gelip dayanmış bulunmaktadır. Çünkü bu aşamadan sonra İran tekrar saldırılarını başlatırsa, artık sadece PJAK değil, biz de PKK olarak devreye girmek durumunda kalacağız. İran mevzilerimize saldırarak, Kürt halkına karşı düşmanca bir tutumu izlerse tabii ki o zaman savaş kararı almak zorunda kalırız. Açıkça söylemeliyim bunun için de hazırlık yapmaktayız. Bu nedenle kritik bir aşamaya gelmiş bulunmaktayız. Artık ya İran ile çok kapsamlı bir savaşa gireceğiz ya da İran bu saldırıları durduracak ve kendi iç sorunu olan başta PJAK olmak üzere doğu Kürdistan’daki güçlerle kendi sorununu farklı yöntemlerle çözmeyi önüne koyacaktır.
İran devletine çağrı yapıyoruz: PKK’yi, Kürt halkını hedeflemenizde bir çıkarınız yoktur, sonuç da alamazsınız. Bu Kürtlere dönük büyük bir konsepttir. Sizin bu konseptin bir uygulayıcısı olmanız size bir şey kazandırmayacaktır. Bu çatışmaya son vermelisiniz.
Eğer İran devleti bizim bu çağrımızı dikkate alır, saldırılarını sonlandırırsa, biz PKK olarak İran’a karşı herhangi bir eylem yapmak durumunda olmayacağız. İran Kürdistan’ındaki Kürt halkının davası ayrı bir tartışma konusudur. Bu İran devletiyle PJAK ve diğer Kürt örgütlerinin bir sorunudur. Biz bu konuda sadece düşüncemizi söyleyebiliriz. Kararı ancak Doğu Kürdistan halkımız ve onu temsil eden örgütler verecektir.
Umarım İran devleti bizim bu çağrılarımızı dikkate alır, bizim iyi niyetli duruşumuza anlam biçer.
Hareket olarak hiçbir güç karşısında geri adım atmış değiliz. Kendi ilkelerimiz doğrultusunda sonuna kadar kararlı savaşabilme pratiğine sahip bir gelenekten geliyoruz. Bütün çabalarımıza rağmen İran bize yeni bir çatışmayı dayatırsa bizim İran’a karşı da bu tutumu sergileyeceğimizden hiç kimsenin kuşkusu olmasın.
BURKAY’IN AÐIRLANMASI
Türk Hükümeti’nin çağrısı üzerine Kemal Burkay Türkiye’ye geldi. Gelişiyle ilgili Türkiye’de bir takım tartışmalar yapılıyor. Siz bu konuda ne söyleyebilirsiniz?
Kemal Burkay’ın Türkiye’ye döneceği, aylar önce arkadaşları tarafından bize bildirildi. Bir-iki kez bu konu tartışıldı. Biz şunu söyledik: AKP hükümeti kendi çizgisi doğrultusunda bir çözüm sürecini geliştirmek için Kürtler arası ikilik yaratma gibi bir politika izlemektedir. İyi Kürt, kötü Kürt anlamında bir politikası söz konusudur. Eğer Kemal Burkay gelip buna dikkat ederse, bu politikanın bir aleti olmazsa sorun olmaz, dedik. Böyle olsaydı bizim açımızdan gayet normal ve doğal bir durumdur. Hatta belki sürece güç katabilir, diye düşündük. Bunu kendi yoldaşlarına da söyledik. Fakat bir haftadan fazla bir zamandır Türkiye’ye gelmiş bulunan Burkay’ın bakanlarla yaptığı görüşmelere, katıldığı programlara ve yaptığı konuşmaları izlediğimizde gördük ki, bizim beklediğimiz gibi bir geliş sözkonusu değildir. Bu geliş, bizzat Başbakan’ın düşündüğü bir geliş biçiminde oldu. Kendisi bizzat isim vererek çağrı yaptı. Bunda bir amacı vardı. Görülüyor ki Burkay da bu amaca uygun hareket etmek eğilimindedir. Bütün sözleri ve konuşmalarıyla AKP’yi doğrulayan, Kürt tarafını da yeren ve daha çok yanlışlarını deşifre etmeye çalışan bir üslubu esas almış bulunuyor. Mevcut duruşu ve üslubu çözüme değil, AKP siyasetinin güçlendirilmesine hizmet etmektedir. Biz bunu peşinen değil, bizzat konuşmalara ve ilişkilere dayanarak söylemek durumundayız.
Umarım kendileri de bu durumu anlarlar ve vazgeçerler veya bir yanlış anlama varsa bunu düzeltirler. Çözüm sürecine girmişken farklı sorunlara yol açmazlar. İlk kez son bir yıldır Kürt birliği doğrultusunda gelişmeler yaşanıyorken tekrar bunun bozulmasına yol açmazlar. Evet, bu konu açık ki tamamen kendilerini ilgilendiren bir husustur. Biz tartışmaya da eleştiriye de açığız.
Ama mücadele halinde olan iki taraf var, her iki taraf da birbiriyle kıyasıya mücadele halindedir. Sen hangi taraftasın bu önemlidir. Tarafsızlık da olabilir, bu doğrudur ama tarafsız olmanın da bir üslubu vardır. Sözlerin, davranışların üslubun kime hizmet ediyor, burası önemlidir. Bu açıdan yaklaşıldığı vakit, Kemal Burkay’ın gelişinin AKP’ye hizmet ettiği gerçeği rahatlıkla görülmektedir. Bir yandan sözüm ona iyi Kürt gösterilirken, diğer yandan ise ‘kötü Kürt zaten PKK’dir’ propagandasıyla “Aslında AKP’nin Kürtlerle bir sorunu yok. Bak işte 31 yıl sürgünde kalmış bir Kürdü bile bu kadar ağırlıyor” mesajı verilmektedir. Bu, AKP’ye bulunmaz bir fırsat sunmuştur. Bununla birlikte zaten Kürt siyasetinin de ne kadar yanlışlarla dolu olduğunu, dolayısıyla çözümün bu nedenden dolayı gelişmediğini söyleyerek, Kürt halkı ve Özgürlük Hareketi’nin çözüme gelmediğini yansıtmak çok büyük bir çarpıtma ve haksızlıktır. Bunun yurtseverlikle de hiçbir alakası olamaz. Bu noktada biz yeni bir soruna yol açmak istemiyoruz. Fakat ilk girişin iyi olmadığını, çok ciddi kaygılar yarattığının bilinmesini istiyoruz.
ANF/BEHDINAN