
Çözüm sürecinin geçmişi ve AKP’nin tasfiye politikaları - 2
Seçimlerden kısa süre önce İmralı Heyeti üyeleri ve hükümet yetkilileri arasında, İzleme Kurulu’nun oluşturulması, isimlerin belirlenmesi süreciyle ilgili bir anlaşma sağlandı fakat Erdoğan’ın 7 Haziran Seçimleri öncesinde çözüm ve müzakere politikalarını reddeden açıklamaları, bu gelişmelerin önünü tıkadı. Erdoğan, “Kürt sorunu yoktur”, “Kürt sorunu demek ayrımcılıktır”, “Karşı karşıya oturulan bir masa olması, devletin çöktüğü anlamına gelir” gibi sözleri, süreci büyük bir çıkmaza soktu.
Erdoğan’ın bu açıklamaları üzerine 30 Nisan’da açıklama yapan İmralı Heyeti ise iktidar bloğunun ikiye bölündüğünü, bu bölünmenin bir tarafında Cumhurbaşkanı’nın diğer tarafında hükümetin kaldığını belirterek, “Bu anlayışla yolun sonuna geldik” uyarısında bulundu ve müzakere mekanizmaları oluşturulana kadar da sürecin anlamını yitirdiğini vurguladı.
Erdoğan’ın söz konusu inkar açıklamalarından sonra AKP de, her zaman olduğu gibi İmralı’daki tecridi derinleştirdi. Erdoğan’ın Dolmabahçe Mutabakatı’nı yok sayan açıklamalarından sonra 5 Nisan’da İmralı‘ya giderek PKK Lideri Öcalan ile toplantı yapan İmralı Heyeti bir daha adaya gidemedi ve Öcalan üzerindeki tecrit başladı.
Başkanlık hayali suya düşünce...
7 Haziran Seçimleri öncesinde Erdoğan, kısa vadede başkanlık hayalleri kuruyordu. Fakat AKP’nin seçimi kaybetmesiyle birlikte Kürt sorununda “çözüm süreci” yerine Erdoğan’ın C planı olan topyekun savaş sürecine girildi. Seçimlerin ardından peş peşe yapılan güvenlik zirveleri ve alınan kararlarla Kürt halkına yönelik 90’lı yılları aratan uygulamalar devreye kondu, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecrit derinleştirildi.
Zirvelerin ilk hedefi Rojava
Kürt Halk Önderi Öcalan’a yönelik 5 Nisan’da başlatılan tecritle birlikte Türkiye, AKP’nin nefret ve şiddet diliyle zemin sunduğu HDP’ye yönelik katliamlara varan saldırılar ile seçimlere girdi. Erdoğan, seçim öncesi, B ve C planlarının saklı tutulduğunu açıklamıştı. Seçimleri kaybeden, 400 vekil ve “başkanlık” hayalleri suya düşen Erdoğan’ın talimatlarıyla 7 Haziran sonrası Türkiye gündemine güvenlik zirveleri oturdu. 29 Haziran’da Beştepe’de yapılan MGK toplantısında “çözüm süreci”yle iç içe olan Rojava hedef alındı ve Erdoğan’ın “Bedeli ne olursa olsun güneyimizde bir devlet oluşumuna izin vermeyiz” sözleri MGK bildirisinde, “Bölgenin demografik yapısının değiştirilmesine seyirci kalınmayacak” sözleriyle formüle edildi.
Suruç katliamından AKP nemalandı
20 Temmuz günü Kobanê’yle yardımlaşmak için Suruç’a gelen yüzlerce genç DAİŞ‘in hedefi oldu ve 32 genç katliama maruz kalarak yaşamını yitirdi. İki gün sonra ise Urfa’nın Ceylanpınar ilçesinde 2 polis evlerinde öldürüldü. Yaşananların hemen ardından AKP’li yetkililer, savaş söylemlerini güçlü bir şekilde gündeme getirmeye başladı, kendilerine gerekçe yarattı.
Erdoğan’ın savaş planı 23 Temmuz’da kabul edildi
AKP’nin çözüm karşıtı planları ve savaş hazırlıkları tartışılırken 23 Temmuz’da Çankaya Köşkü’nde kritik güvenlik zirvesi yapıldı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da katıldığı özel güvenlik toplantısında operasyonların son kararının alındığı belirtildi. Seçimlerden “başkan” olarak çıkamayan Erdoğan’ın “muzaffer başkan” olarak çıkmak istediği C planı, yani Kürtlere karşı topyekun savaş konsepti, bu zirvede karara bağlandı. Erdoğan’ın mimarı olduğu savaş süreci, 24 Temmuz gecesi PKK’nin kontrolündeki Medya Savunma Alanları’nın savaş uçaklarınca bombalanmasıyla başladı. 24 Temmuz gecesi aslında, Türkiye halklarının arkasında durduğunu defalarca beyan ettiği “çözüm süreci”, halkların barış umudu bombalandı.
İmralı Heyeti üyesi İdris Baluken, AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın savaş sürecini devreye sokarak “çözüm sürecini” bitirme nedenini ve sürecin geldiği yeni dönemi değerlendirdi.
‘Hükümet sürecin ruhuna aykırı davrandı’
Devlet ve KCK heyetlerinin uzun mesaileri sonucu hazırlanan ve Kürt Halk Önderi Öcalan tarafından son şekli verilen Dolmabahçe Mutabakatı’nın süreç açısından çok önemli olduğuna ve süreçteki ikinci aşama olan müzakereleri ifade ettiğine işaret eden Baluken, şöyle devam etti: “Mutabakat açıklandıktan sonra hükümet, meseleyi 10 maddeden çok silahların bırakılmasına sıkıştırdı. Bütün dünyadaki müzakere süreçlerinde 4 aşamalı bir yol haritası izlenir: Diyalog, müzakereye geçiş, müzakerelerde anlaşma ve bu anlaşmalarla birlikte silahların devreden çıkması, demokratik çözümün oluşması. Hükümet ısrarla diyalog aşamasından dördüncü aşamaya atlamak istedi. Bu da tabi müzakere sürecinin ruhuna aykırı bir durumdu. Taraflar arasında böylesine büyük ilerlemeler sağlanmışken hükümetin bu tavrı mutlaka bir geriye dönüş yaşanacağına dair kaygıları beraberinde getirmişti.”
Tek alternatif çözümdü, savaş ortamına soktu
Baluken, AKP’nin sürecin ruhuna aykırı olan yaklaşımlarından duydukları kaygıları 19 Mart 2015 tarihinde İmralı’ya giderek PKK Lideri Öcalan ile paylaştıkları, Öcalan’ın bu kaygılara rağmen çözüm perspektifi sunduğunu, Newroz mesajının açıklanmasından 1 hafta sonra İzleme Heyeti ile adaya gelinmesi durumunda resmi müzakerelerin başladığını kabul edeceğini ve ilkesel düzeyde anlaşılması durumunda PKK’ye kongre çağrısı yapacağını söylediğini aktardı. Hükümetin tam da bu noktada köşeye sıkıştığını ifade eden Baluken, “Aslında Dolmabahçe Mutabakatı’yla köşeye sıkışmışlık vardı. Oradaki kriz aşılıp müzakereye geçiş dışında herhangi bir seçeneği kalmayan hükümet, Öcalan’ın bu önerisiyle bir kez daha köşeye sıkıştı. AKP’nin çözüm sürecinde ikinci ve üçüncü aşama ile ilgili bir planı yoktu. Dolayısıyla AKP, bahsetmiş olduğumuz aşamaların gereğini yerine getirmek yerine silahları gerekçe göstererek çözüm sürecinden geri adım atmaya başladı. Ve bu durum da ülkemizi bugün yaşamış olduğumuz savaş ortamına soktu” dedi.
Baluken, içine girilen savaş süreci ve çözüm sürecinin bitirilmesinin seçimlerden bağımsız düşünülemeyeceğini ifade ederek, “Bir yönüyle AKP’nin çözüm ile ilgili ciddi niyeti ve hazırlığı yoktu, meseleyi salt silahsızlanma üzerinden ele almıştı. Ancak diğer yönüyle de silahsızlanma gündemini başararak seçimlerde kendilerine siyasi bir kazanım yaratmak istediler. Tabii Dolmabahçe Mutabakatı kamuoyuna açıklandığı ve 10 maddenin halklar açısından ne ifade ettiği anlaşıldığı için AKP’nin silahsızlanma gündemi boşa çıktı” dedi.
‘Rasyonel akıl devreden çıktı’
Dolmabahçe Mutabakatı’nı inkar eden ve silahsızlanma gündemini başaramayan hükümetin toplumda ciddi kuşkular uyandırdığını ve bunun da seçim anketlerine yansıdığını ifade eden Baluken, “‘AKP çözüm sürecinde, barışın hemen arifesinde olduğumuz bir zamanda gerekli adımları atmıyor’ düşüncesinin toplumda tartışılmaya başlandığı bir dönemde AKP’nin yapmış olduğu anketler istediği düzeyde süreçten siyasi kazanç elde edemeyeceğini gösterdi. AKP içerisinde çözüm sürecinin tekrar ele alınması gibi tartışmalar yürütüldü. Çözüm sürecini önce rafa kaldıran, donduran sonra da seçim öncesi gelişen saldırılarla çözüm sürecini ağır saldırı altında tutan bir yaklaşım ortaya çıktı. Ama bütün saldırılar amacına ulaşmadığı için HDP’nin gerek çözüm süreci boyunca ortaya koyduğu çaba gerekse de ortaya koyduğu yeni yaşam projesi, 7 Haziran Seçimleri’nde AKP’nin tarihi yenilgisiyle sonuçlandı. AKP, seçim sonrasında çözüm sürecine yaklaşımı bu sonuçlar üzerinden değerlendirdi. Yani kendi planlamasını boşa çıkartan HDP’ye ve çözüm sürecine karşıtlık temelinde rasyonel aklı devreden çıkartan bir politika belirledi” şeklinde konuştu.
Baluken, mevcut koşullarda “çözüm sürecini”, “AKP’nin bitirmek için uğraştığı ama HDP’nin ve Kürt tarafının büyük toplumsal kesimleri AKP’den kurtarmaya çalıştığı bir süreç” şeklinde tanımladı. Sürecin AKP tarafından tamamen durdurulduğunu belirten Baluken, “Süreç yerine bir savaş konsepti ikame edilmiş. Çözümsüzlüğün en çok derinleştiği 90’lı yılların uygulamalarını bugün tekrar devreye koyuyorlar. Seçim öncesinden başlayarak bugüne kadar başlatılan saldırı dalgası, çözüm süreci açısından geri dönülemez bir takım noktalara gelme riskini taşıyor. Biz bu mevcut yaklaşımı doğru bulmuyoruz” dedi.
‘7 Haziran’ı gözetmek gerekli’
Baluken, şöyle devam etti: “AKP hükümeti müzakere masasını devirmiş olabilir, çözüm sürecine bir savaş konsepti ile saldırmış olabilir ama burada özellikle 7 Haziran Seçimleri’nde de net olarak otaya çıkan halkların süreci sahiplenme durumunu gözetmek gerekiyor. 7 Haziran Seçimleri’nde Türkiye’nin bütün sandıklarında bu anlayışa karşı itirazlarını yükselten büyük bir irade şekillendi, çözüm süreci bütün toplum tarafından sahiplendi.”
Başbakan’la son görüşme
Baluken, devlet heyeti veya PKK Lideri Öcalan ile herhangi bir temaslarının olup olmadığına dair ise, bu konuda girişimlerinin olduğunu ancak şu ana kadar olumlu, sonuç alıcı bir gelişmenin yaşanmadığını aktardı. Baluken, Başbakan Davutoğlu’nun koalisyon görüşmeleri kapsamında HDP’ye ziyaretinin ana gündem maddesinin de çözüm süreci olduğunu belirterek, “Biz görüşmede sürecin tekrar canlandırılması ve gerekli mekanizmaların kurularak hızla bir sonuca götürülmesi konusunda neler yapılacağını çok net olarak ifade ettik. Aslında Başbakan da bu yönlü görüş beyan etti. Ama hemen ertesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın müdahaleleri ve AKP yetkililerinin açıklamalarıyla maalesef çok farklı bir noktaya geldik. O görüşmede diyalog kanallarının hep açık tutulması kararlaştırıldı ancak görüşmeden sonra AKP, diyalog kanallarını hiçbir şeklide açık tutmadı” diye konuştu.
Baluken, koalisyon görüşmesinin sonrasında ilk kez devlet yetkilileriyle Habur Sınır Kapısı‘nda bekletilen YPG/YPJ savaşçılarının cenazeleri için görüşme yaptıklarını ifade etti ve şu değerlendirmelerde bulundu: “Bu görüşme şu anda kamuoyuna çok farklı bir şeklide yansıtıldı. Sanki çözüm sürecinde çok önemli gelişmeler, adımlar ortaya çıkıyor da bununla ilgili bazı görüşmeler yapılıyor gibi servis edildi. Bunlar kesinlikle doğru değil. Bu görüşmenin amacına bakıldığında çözüm sürecinde ne kadar geri bir noktada durulduğu ortadadır. Eğer cenazeleri ülkeye almak için bile günlerce süren görüşmeler yapmak zorunda kalıyorsak bu çözüm sürecinin ne aşamada olduğunu göstermesi açısından son derece vahimdir. 90’lı yılların uygulamalarının yapıldığı bir zamanda, ‘Süreç için umutlu gelişmeler var’ diyemeyiz. Eğer AKP hükümetinin bu konuda bir samimiyeti varsa iyimserlik yaratan algı operasyonlarından vazgeçerek savaş konseptini sonlandırması gerektiğini düşünüyoruz. Savaş konsepti devreden çıkarsa, Öcalan üzerindeki tecrit ortadan kalkıp müzakere sürecini takip edecek İzleme Heyeti başta olmak üzere bir takım mekanizmalar devreye girerse, bu süreci kalıcı barışa götürmek için büyük bir şans yakalayabiliriz.”
‘Umutsuz olamayız, halkın ‘dur’ demesi lazım’
“Çözüm süreci”nin toplum tarafından sahiplenildiğini, AKP’nin yapmış olduğu anketlerde bile Türkiye sahasında çözüm sürecine desteğin yüzde 70’in üzerine çıktığını belirten Baluken, “En milliyetçi tabanda bile çözüm sürecinin mutlaka sonuca erdirilmesiyle ilgili kanaat oluşmuş durumda. Dolayısıyla topluma mal olmuş, toplumsallaşmış bir barış iradesi kararlılığından söz ediyoruz. Burada eğer böylesi bir dinamik şekillenmişse hükümet ya da devlet politikalarından bağımsız olarak savaş konseptine karşı umutsuz olmamak gerektiği kanaatindeyim. Eğer hükümet savaş konsepti dayatıyorsa, halkın iradesine karşı bir politika yürütüyorsa, burada halkın müdahil olması gerekiyor. Halkın ‘dur’ demesi gerekiyor” dedi.
‘Halklar ülkeyi savaştan alacak’
Baluken, Erdoğan ve kurmaylarının daimi iktidar için savaş isteyen bir çevre yarattığını ancak bunun karşısında toplumun yüzde 70’lik kesiminin de çözüm dinamiği olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu tabloya baktığımız zaman umutsuz olmaya gerek yok. Bu tablodan çıkış için işte bu yüzde 70’lik dinamiğin mutlaka harekete geçirilmesi gerekir. Toplumun barışla ilgili sesini güçlü kılması gerekiyor. Bu gidişata dur diyecek kararlı ve örgütlü bir duruşu açığa çıkarmak gerekiyor. Dünya örneklerinde de böyle aslında. Çözüme yaklaşıldığı dönemlerde devletin ya da hükümetlerin çatışma yaratan politikalarına karşı bu süreci sahiplenmiş olan halklar müdahale ederler ve onlar tekrar ülkeyi savaştan alırlar. Bu yönüyle ortaya çıkacak olan toplumsal tepkilerin bu savaş konseptine karşı örgütlenme düzeyine göre savaş sürecinin ortadan kalkacağını düşünüyorum. AKP, bütün tasfiye seçeneklerini denedikten sonra masaya oturmak zorunda kalmıştı, şimdi daha büyük bir toplumsal destekle AKP’yi tekrar savaş konseptinden vazgeçirecek şekilde masaya oturtabiliriz.”
Sayın Öcalan’ı araçsallaştırmak istiyorlar
Sayın Öcalan’ı araçsallaştırmak istiyorlarBaluken, son günlerde merkez medya tarafından devlet yetkilerinin ağızlarıyla servis edilen “PKK Lideri Öcalan’ın her iki tarafa da eleştirileri olduğu” yönündeki haberleri de değerlendirdi. İlk olarak bu bilgilerin ne kadar doğru, ne kadar yanlış olduğunu bilmediklerini ifade eden Baluken, “Çünkü neticede bugüne kadar süreçle ilgili vaat ettiği her şeyi inkar eden, verdiği hiçbir sözü yerine getirmeyen ve bu yönüyle de çok büyük güvensizlik duyulan bir yapıdan bahsediyoruz. Bizim bunları öğrenebilmemiz için sayın Öcalan’la görüşmemiz gerekiyor. Sayın Öcalan’la görüşmelerimizin önünde engel olduğu sürece devlet ya da hükümet yetkililerinin vermiş olduğu hiçbir bilgiyi dikkate almayız” dedi.
Öcalan’ın içine girilen savaş konseptini çok önceden engellemek istediğini vurgulayan Baluken, “Sayın Öcalan’ı ve sürece yaklaşımını tanıyan insanlar olarak şunu ifade edebiliriz: Bu gelişmeler, çatışma, savaş konsepti, Sayın Öcalan’ın önlemek istediği gelişmelerdi. Bugün yaşananlar, sürecin gerekleri yerine getirilmiş olsaydı, aylar öncesinden kalıcı barış ile belki de Türkiye tarihinde bir daha gündemleşmeyecek olan bir konseptti. Dolayısıyla devletin topyekun savaş konseptine karşı Sayın Öcalan’ın eleştirileri olması son derece normaldir” dedi.
Baluken, servis edilen bilgileri Öcalan’ın görüşleri olarak doğrulamamak gerektiğini ifade ederek hükümet ve devletin 90’lı yılları aşan savaş uygulamalarının gözden kaçırılması için ciddi bir algı yönetimi yürütmek istediğine işaret etti ve şöyle devam etti: “Sayın Öcalan’ı burada araçsallaştırmak istiyorlar. Dışarıda insanlar devletin savaş konseptinden dolayı yaşamını yitiriyor ama kamuoyu önünde de sanki çözüm süreciyle ilgili çok ciddi çalışmalar yürütülüyor gibi bir algı yönetmeye çalışıyorlar. Ve bunu yaparken de en ahlak dışı yönteme başvuruyorlar. Çözüm için yıllardır 10 metrekarelik bir hücrede direnen bir lideri bunu için araçsallaştırma çabası içine giriyorlar. Başlı başına bu yöntemin kendisi AKP hükümetinin samimiyeti konusunda ya da devletin önümüzdeki döneme dair niyeti ve planlaması konusunda son derece önemli ipuçları veriyor.” BİTTİ
DENİZ NAZLIM DİHA/ANKARA