Hindistan ulusal kurtuluş ruhunun lirik söz pınarı Rabindranat Tagore, Britanya işgalindeki ülkesinin tedirgin çocuklarını anlatan bir şiirinde, hırsızın kim olduğunu bile bile "Gözündeki uykuyu kim çaldı, çocuğum?" diye soruyordu.
Kürdistan, yüz yılı aşkın zamandan beri, uykusu çalınmış çocuklar ülkesidir. Türk ırkçılığının ortalığı kirlettiği 1910’dan beri, Kürt çocukları, ne zaman uyumak için gözlerini yumsa, hırsızını ağzına götürdüğü lokmaya el koyarken, annesini tekmeleyip, babasını kendi kanında boğarken, ölü soyarken, annesinin, ablası, halası, teyzesinin memesi de kanayan ölüsüne tecavüz ederken, sonra Varto’da Kevser’e yaptıkları gibi çırıl çıplak yol kenarına atarken, öldürülmüş babası, kardeşi, amca ve dayısının burnunu, kulağını hediyelik eşya niyetine keserken, yangın ve yıkımların önünde yürürken görüyor, sıçrayıp korku çatlağı sesiyle "Biz insanız" diye bağırıyor, uykusu korku firarisi olarak uçup dağılmış, gözleri açık sabahlıyorlardı.
Günümüz dünyasında, Kürdistan çocukları yalancılar ve dolandırıcıların "din kardeşliğiyle bin yıllık beraberlik" masalını dinleme yorgunluğundan helak, mecalsiz düşüp uykuya daldıklarında tank, top, uçak, helikopter sesleriyle sıçrıyorlardı.
Rüya değil, yalnız ve sadece IŞİD’in dininde görülen uygulama ile ibadethanelerin (cami ve cem evi) yerle bir edildiğini, IŞİD’in bile yapmadığını yaparak Hacı Lokman Birlik’in zirhlı araca bağlanıp yerde sürüklendiğini görüyorlardı.
Bu, IŞİD metoduyla terördü. IŞİD’in dili ve anlatımıyla, insanı insan olmaktan çıkarmak, "kendiniz olmakta direnirseniz, sonunuz böyle olur" demekti.
İnsanlığın yıkımıydı bu. Kürt çocukları, vicdanın sesini duymak için yere, göğe kulak verdiklerinde, onların yakın çevrelerinde insani seda ölüydü. Bu çevrede, İsrailli pilotlar vicdanının ayak izleri yoktu. Onlar, yakın tarihte "Biz askeriz, katil değil" isyanıyla, Filistinli sivilleri bombalamaktan reddettiler.
Aynı dönemde, Türk bayrağına sarılı tabutlarda yatan kimi askerlerin cebinden, insan bedeni parçacıkları çıkıyordu. Öldürülmüş Kürtlerden çalınmış bu organlar (burun, kulak), kimilerinin yakın çevresinde, dost ve arkadaşların buluştuğu kahvehaneler, kuytu meyhanelerde teşhir edilen övünme madalyasıydı.
Ört ki, insanlık ölmesin!..
Yine aynı dönemlerde, televizyon ekranlarında, "en çok Kürt'ü kim öldürdü" yarışına benzer programlar düzenleniyor, darbecilikle suçlanan subaylar, "Ben dağlarda Kürt öldüren olarak" övünmesiyle, beraatlerini istiyorlardı.
Kürdistan bağları, bostanları, ekin tarlaları, emek yığını köyleri, tarihiyle yanarken vicadanlar derin uykudaydı. Toplumsal tepki ruhu ölüydü.
Ama Amerika'da, Başkanlık Sarayına yürüyen analar, "Biz, size masum birer oğul verdik, onları katil olarak bize teslim ettiniz" haykırışıyla Irak savaşına karşı çıkıyorlardı. O sırada, bayrağa sarılı tabut başında duran Türk analar, "Bir oğlum şehit oldu, ötekini de göndereceğim" diye kükrüyor, kimileri de ötede oğlunun hayatına karşılık ödenen parayı az buluyor, "hak yenmişlik"ten yakınıyordu.
Öte yandan, insanı hayvandan ayıran izler eriyip yok oluyor, bu toz ile duman arasında, insana insan pisliği yediren subay terfiyle şereflendiriliyor, izlerine de rastlanmamak üzere, iki genç adamı kaybetmekle suçlanan albay, AKP iktidarında generalliğe yükseliyor, katliamdan sorumlu tutulan albay da ak-pak ediliyordu.
Türklerin tarihinde (TC) Kürdistan, uykusu çalınmış çocuklar ülkesine dönüştü.
Ha, Türkler mi? 1889’da bir çete hareketi olarak ortaya çıkan, 1908’de darbeyle Osmanlı iktidarını ele geçiren, kanlı, kirli eserleri arasına sayısız cinayet sığdıran, Ermeni Soykırımı, Kürt yasağından sonra, Almanya’dan aldığı 25 milyon altın karşılığında, Birinci Dünya Savaşı'nı tetikleyen, yenilgiyle sahneden çekilen İttihhat ve Terakki Cemiyeti ve onun B takımı TC…
O günden beri Kürtler düşman, Kürdistan fethedilmeyi, içine alınıp sindirilmeyi bekleyen topraklardır. İnsanların diri diri yakıldığı, katledilen çocukların dün eşkıya, bugün terörist olarak tarihe not edildiği, şerefi her kime aitse kirli bir fetih macerası…
Bu hali, ikinci dünya savaşında gördük. Kendini galip, Fransa kültürünün kalbi Paris fatihi sananlar, kendi korkularına esir düşmüş, kışla ve karakollara sıkışmış kalmışlardı.
Kürdistan fatihlerinin hali, bu. Ama yenilip, savaşı kaybettiler. Kaybetmediklerini göstermek için, şehir ve kasabaları kuşatıp bombalıyorlar. Tank, top ve helikopterlerle taarruz "bana yar olmayan dünya, düşmanıma mezar olsun" anlayışıdır.