Savaşa gidiyorlar hepimiz adına…
Günlerdir Suruç’ta halkın direnişine tanıklık ederken, bir yandan da asker ve polislerin halka yönelik hunharca saldırılarına şahit oluyoruz. Burada günlerdir Ankara merkezli sistematik bir Vandalizm yaşanıyor.
DAİŞ (IŞİD) bir yandan Kobanê’de halka katliam yaparken, Türk askerleri ve polisleri de Kobanê’ye destek veren halka katliam girişimleri yapıyor. Görülen odur ki; DAİŞ sadece Kobanê’de değil, aynı anlayış Türkiye’de de şiddet göstermekten geri durmuyor.
Günlerdir Suruç’ta yaşananları haber yapmaya çalışırken, gaz yemekten mutantlara döndük. Yüzümüz, gözümüz şiş, üstümüz başımız toz, toprak içinde gazetecilik yapmaya çalışıyoruz ama askerler ve polisler basını hedef göstererek bize de saldırdılar. Özellikle özgür basının hedef alınması da bu yaşananlar karşısında elbette tesadüf değildi. Kendi arabalarımız olmasaydı ciddi yaralanmalar, hatta can kaybı dahi olabilirdi. Buradaki asker ve polislerin gerçekten gözü dönmüş, yaşlı, kadın demeden direk hedef alarak saldırıyorlar. Bu cesareti nereden alıyorlar diye düşünmeye sanırım gerek dahi yok. Çünkü asker ve polisler kendi ağızlarından Ankara’dan talimat aldıklarını dile getiriyorlar.
15 Eylül’den bu yana Kobanê’de yoğun bir çatışma var. Kuzey Kürdistan’daki halk ve her şeyden önce vicdanı olan herkes Kobanê halkına destek vermek, onların yanında olduğunu göstermek için sınır kapılarına dayanmış durumda.
Burada bir tarihe tanıklık ediyoruz demem sanırım abartı olmaz. Sınır kapılarından, Kobanê Kanton yöneticilerinin boşalttığı köylerdeki insanlar birkaç gün önce Türkiye tarafına geçti. Şunu da eklemek gerek; Kobanê’den geçenlerin çoğu yaşlılar, çocuklar, hastalar ve engelli vatandaşlar. Onları sınırdan geçiren gençler, onları bıraktıktan sonra geri döndüler. Onlara "siz nereye gidiyorsunuz?" dediğimizde, bize verdikleri cevap, "biz direnmeye, savaşmaya geri gidiyoruz" oldu. Tabii sadece gençler yoktu içlerinde. Tabiri caizse, eli kolu tutan herkes aynı şekilde geri döndü.
Kobanê’de halk DAİŞ çetelerine direnirken, Suruç’taki halkta asker ve polislere karşı direniyor. Suruç’ta bulunan sınır köylerine üç kere çadırlar kurdular ve her defasında çadırlar söküldü, asker ve polis hunharca halka saldırdı. Panzerlerle halka saldıran polis, "hepinizi öldüreceğiz, canınızı ve ruhlarınızı alacağız" diye anonslar yaptı. Gözaltına aldıkları insanları feci şekilde darp ettiler. Her bir müdahale 5-6 saat sürüyordu.
Bir sivil araç askerler tarafından ateşe verildi. Önce çok korktuk; çünkü o sivil aracın içinde gazdan kaçıp arabaya sığınan insanlar; hele de çocuklar olabilirdi. Asker ve polis sadece gaz bombaları atmakla yetinmiyor, ardından gerçek mermilerle halka saldırıyordu. Çok sayıda yaralının yanısıra polisin bir vatandaşın kafasına silah dayayarak gözaltına almasına da tanıklık ettik.
Yine, yaralıları hastanelere götüren ambulanslar askerler tarafından saatlerce durduruldu. Şu ana kadar ölümlerin olmaması sadece bir tesadüf. Operasyonu bizzat Urfa İl Emniyet Müdürü kendisi yürütüyordu. Çevre illerden fazlası ile çevik kuvvet ve askerler gelmişti. Urfa’da hiçbir otelde boş yer kalmamıştı, bütün oteller, asker ve polislere tahsis edilmişti.
Türkiye ve Kürdistan’dan insanlar buraya akın ediyor ama tüm girişleri kapattılar. Tüm engellemelere rağmen insanlar giriş yapmak için çaba gösteriyorlar.
Kullanılan gaz bombalarının tarihi geçmiş. Elimize geçen birkaç gaz kapsülünden de bunu gördük. Saldırı sonrası askerler attıkları gaz kapsüllerini topluyorlar. Akıllarınca yaptıkları vahşetten iz bırakmamaya çalışıyorlar. Kullanılan gaz bombalarının içinde kesinlikle farklı bir kimyasal madde var, uzun bir süre gözleri ve teni yakıyor.
Evet, Suruç işgal altında. Buradayız, buradan yazmaya devam edeceğiz.
Savaşı Kobanê cephesinden izlemek
Kobanê bir el ötemizde. Tel örgülerin üstünden çıplak gözle Kobanê’ye bakıyorum. Dumanla yükseliyor Mezopotamya’nın sonsuz deryasında. İnsanlar ölüyor bir adım ötemizde. ‘Elini ver bana’ diyor bir Kobanêli genç Suruçlu bir gence. Kavga büyüsün diye elini veriyor Suruçlu genç. Demir kapının üstünden atlayıp gözden kayboluyorlar.