
AKP İstanbul’da şovenizmi, milliyetçiliği kışkırtan ve savaş naraları atılan tam bir faşist miting yapmıştır. Bu mitingde Erdoğan’ın konuştuklarını daha önce Türkiye’de bir siyasi lider yapmış mıdır hatırlamıyoruz. Çünkü Tayyip Erdoğan ve Davutoğlu Kürt Özgürlük Hareketi üzerinden doğrudan Kürt halkını hedeflemişlerdir. Kürdistan’ın birçok yerinde yüzde 80’in üzerinde oy alan HDP’yi hedeflemeleri bunun açık kanıtıdır. PKK’nin Kürt halkı içindeki etkisini bir tarafa bırakalım; HDP’yi düşman ilan etmek Kürtleri düşman ilan etmek değil midir? HDP açıkça yerli ve milli olmayan bir parti olarak düşman ilan edilmiştir. Türkiye’de yerli ve milli olmayana nasıl bakıldığını bir çocuk bile bilmektedir.
İstanbul’da teröre lanet adı altında Kürt düşmanlığını körükleme mitingi aslında bir seçim ve yürüttükleri savaşa destek alma mitingi olarak yapılmıştır. Tayyip Erdoğan 7 Haziran seçimlerinde 400 milletvekili isterken, şimdi 550 milletvekili istemektedir. Yani CHP ve MHP’yi de kendinden görüp HDP’yi dışlayın diyor. Tek amacının HDP’yi barajın altında tutmak olduğunu açıkça söylemiştir. Böylece bizim 7 Haziran’da “Bu seçim AKP ile HDP arasında olacak” tezimiz doğrulanmıştır. 1 Kasım seçimi de AKP ile HDP arasında olacaktır. Çünkü Türkiye’de siyasi gelişmeleri etkileyecek tek durum ve sonuç bu mücadele olacaktır.
Öyle ki, bu mücadele dünyada hiçbir seçim ortamında görülmemiştir. AKP artık HDP’yi seçimdeki bir rakip olarak görmüyor. Yurttan sökülüp atılması gereken bir düşman olarak görüyor. Türkiye’de yerli ve milli olmayana karşı bir ulusal kurtuluş mücadelesi verilir. Şimdi HDP böyle görülürse orada ne kadar adil ve eşit koşullarda seçim yapılır? Bırakalım parlamentoya sokulması, HDP ülkeden sökülüp atılması gereken bir parti olarak görülüyor. Bu açıdan HDP bir seçime değil de bir savaşa girecek. Çünkü kendine karşı bir savaş açılmıştır. Dünyada herhalde hiçbir seçim bir partiye bu kadar zor hale getirilmemiştir. Daha baştan kaybetmesi istenilen parti olduğu için koşulları da o kadar zor hale getiriyorlar. 1 Kasım seçimlerine böyle gidiliyor. Türkiye 1946 yılından bu yana seçim yapıyor. Ama hiçbir seçimde bir parti üzerine böyle gidildiği; bir partinin kaybetmesi için bu düzeyde bir kara propaganda yapıldığı görülmemiştir. Zaten 7-8 Eylül’de HDP’nin tüm binalarına saldırılması, HDP’ye yönelik nasıl bir saldırı yürütüldüğünü, yürütüleceğini ortaya koymuştur.
Bu seçimin AKP açısından stratejisi açığa çıkmıştır. Yerli ve milli olarak görülmeyen, düşman görülen bir partiyi baraj altında tutmak! Sorun oy kazanma ve oy kaybettirme değil; bir partiyi yok etmektir. Zaten “siz bu partiyi yok edin, ondan sonrası kolay” diyor. Yani ondan sonra Kürtleri sustururuz, ezeriz mesajı veriyor. 1 Kasım’dan sonra daha büyük bir savaş yürütme vaadi veriyor. AKP’nin tek maddelik seçim programının bu olduğu anlaşılıyor. O da 1 Kasım’dan sonra daha şiddetli savaş! Bugün 5-10 asker mi ölüyor, 1 Kasım’dan sonra her gün 100 asker ve polisin öleceği savaş yapacağım diyor.
HPG şimdiye kadar gerilla gücümüzün çok azını kullandık, sadece misillemede bulunuyoruz açıklaması yaptı. Erdoğan’ın 1 Kasım sonrasındaki hedefi savaşı daha da şiddetlendirecektir. Çünkü bu durum karşısında HPG topyekün bir savaş içine girmek zorunda kalacaktır. Tayyip Erdoğan zaten Dolmabahçe Mutabakatı’nı yok sayarak ve Kürt Halk Önderini ağır tecrit altında tutarak savaşı başlatmıştır. Bu savaşı 7 Haziran’dan sonra pratikleştirmiştir. Ancak yine de tek başına iktidar olamadığı için başlattığı savaşı tam sahiplenemedi. Savaşı kendisi başlattığı halde PKK başlattı iddiasında bulundu. Ancak Yenikapı konuşmaları tümden netleştirmiştir ki, 1 Kasım sonrası hiçbir tereddüde girmeden savaşı şiddetlendirecektir.
Yenikapı mitingi bu savaşın AKP tarafından başlatıldığının itirafı olmuştur. Halkın söylediği “bu savaş sarayın savaşıdır” kanısı doğrulanmıştır. Zaten Davutoğlu’nun her konuşması bu savaşı iktidarlarını meşrulaştırmak için başlattığını ortaya koymaktadır. “Biz terör olduğu bir dönemde bu memleketi hükümetsiz bırakır mıydık” diyerek savaşı seçim kaybetmiş, meşruiyetini yitirmiş hükümetine meşruiyet zemini kazandırmak için başlattıklarını gözler içine sokmuştur. Zaten bu savaşı tek bir gerilla kalmayana kadar sürdüreceklerini haykırmaktadırlar. Yenikapı mitinginin şovenizmi kışkırtmak ve yürüttükleri savaşa destek almak için yapıldığı açığa çıkmıştır. Her konuşma savaş kışkırtıcılığı ve savaşı yaygınlaştırma konuşması olmuştur. Bu kadar yok etmeden söz edilen bir yerde gerilla da kendini sonuna kadar savunur. Bu da savaşın şiddetlenmesi demektir.
Aslında Yenikapı mitingindeki bağırmaları, asmaları, kesmeleri biz daha önce de gördük. Tek fark, hakkını vermek gerekirse Erdoğan ve Davutoğlu daha fazla bağırıyor, seslerini daha fazla yükseltiyorlar. 1990’lı yıllarda yapılmayanı şimdi yapacaklarını söylüyorlar. Hem de Kürt Özgürlük Hareketi’nin daha fazla güçlendiği, Kürt halkının daha da deneyimli olduğu bir dönemde! Bu bağırmalar, çağırmalar mezarlık yanından geçerken korkudan çalınan ıslığa benzemektedir. Ancak hiç kusura bakmasınlar, bu bağırmalara, çağırmalara, asmalara, kesmelere Kürt halkının karnı toktur.
AKP Hükümetinin ne kadar şovenist, ırkçı, faşist olduğu ve yaşamını savaşa bağladığı gerilla şehitliklerine saldırmasıyla ortaya çıkmıştır. Bunun tüm Kürt halkına savaş açma olduğu açıktır. Bunu yapan AKP sonuçlarına da katlanacaktır. Bu kadar insanlık dışı, din dışı, vicdan dışı, ahlak dışı yaklaşımlardan sonra kim AKP’lilerin kardeşlik demagojilerine inanır? Bu gerçeklik bile Kürt halkının özyönetim ilanlarını yapma ve demokratik özerk yaşamını gerçekleştirme kararının ne kadar doğru olduğunu ortaya koymaktadır. Bir halkın özgürlük için mücadele veren çocuklarının mezarlarına saldırmak her şeyine saldırmaktır. Bu saldırılardan sonra Kürt halkı için artık otoriter, hegemonik, merkeziyetçi Türk devlet sistemi içinde yaşamak en büyük zulümdür. Kürtler de bu zulmü kabul etmeyip özyönetim ve demokratik özerklik temelinde özgür ve demokratik yaşamlarını gerçekleştireceklerdir.