
‘Çocuğumu tanıyamadım’
Kazan Vadisi’nde yaşanan vahşet ilk O’nun yüreğini dağladı, Malatya Adli Tıp Morgu’nda kimliği ilk tespit edilen gerilla cenazesi, Ebru Muhikancı’ya (Eylem Ararat) aitti. Kızını teşhis etmek ve cenazesini almak için Malatya’ya giden Birgül Ana, Ebru’nun yalnızca yüzünü gördüğünü anlatırken, „Ebru’yu andırıyordu“ diyebiliyor sadece.
Bir annenin kendi doğurduğu çocuğunu tanıyamamasının çok acı bir şey olduğunu ifade eden Birgül Ana, „Benim çocuğum tanınmayacak haldeydi; sadece yüzü O’nu andırıyordu. Bir anne için bu çok zor. Halen tereddütteyim; acaba Ebru muydu, değil miydi diye. Halen kendi kendime düşünüyorum. Çünkü çocuğumu doğru dürüst tanıyamadım“ diye sürdürüyor sözlerini.
Öte yandan paramparça olan çocuklarının dağlardan taşlardan parçalarını toplayan, yanmış kömür olmuş çocuklarının cenazelerini tanıyamayan annelerin acısına da değinen Birgül Ana, „O evlatları yanmış, kül olmuş anneler için ne demek lazım? Ben kendi acımı bastırıyorum ama bir de o anneleri düşünüyorum, onlar evlatlarını nasıl tanısınlar; yüzleri yok, gözleri yok, ayakları yok, kolları yok! Bilmiyorum, ben ne diyeceğimi şaşırdım artık. Tanıyamadıkları için DNA testine gönderdiler“ sözleriyle devam ediyor.
Diğer anneleri düşündükçe kendi acısını unuttuğunu da ifade eden Birgül Ana, yaşanan vahşeti ‘insanlık dışı‘ olarak tanımlıyor. Çocuklarının nasıl katledildiğini tüm dünyaya göstermeye kararlı olduğunu belirten Birgül Ana, „Benim çocuğumun vücudunda kurşun yarası yok, otopsi izlerinden başka kesik vs. izi yok. Yanık izleri var, kimyasal maddeyle yakılmış. İHD’ye başvurmak, savcılığa suç duyurusunda bulunmak ne gerekiyorsa yapacağım“ sözleriyle devam ediyor. Cenazenin teşhis edildiği sırada otopsi raporunu ve cenazeden saç teli gibi gibi herhangi bir parça da almadıklarını belirten Birgül Ana, gerekirse Ebru’nun mezarının açılmasına da razı. Bu ülkede binlerce genç insanın bu yolla katledildiğini belirten Birgül Ana, „Çocuğumun kanı yerde kalmasın diye, bundan sonra artık bu katliamlar olmasın diye bu işin arkasından gideceğim. İnsanlar artık kendine gelsin, bu ülke bu şekilde cüceleşir, yücelmez. Barış gelmezse bu ülke yücelmez“ sözleriyle devam ediyor.
Bağrına taş bastı
„Savaşın da bir ahlakı olur. Bunlar insanlık dışı bir vahşet uygulamışlar, resmen çocuklarımızı katletmişler, kömür edip bırakmışlar. İnsan olan böyle bir şey yapamaz, Müslümanlıkta da yok böyle bir şey“ sözleriyle devam eden Birgül Ana, her şeye rağmen dimdik duracağına dair söz vermiş Ebru’ya. Yüreğinin yangınını bağrına bastığı iki soğuk taşa vererek Malatya morgundan içeri giren Birgül Ana, „Sana söz veriyorum kızım; bunların önünde asla boynumu bükmeyeceğim, başımı yere eğmeyeceğim, gözyaşı dökmeyeceğim, dimdik duracağım“ dediğini anlatıyor sonra. Öyle de durmuş oradan ayrılana kadar, bağrına bastığı taşlar da İstanbul’a kadar gelmiş Birgül Ana’yla.
„Yüreğim çok yanıyordu, biraz serinlesin diye koydum taşları, sonra da unutmuşum. Buraya kadar gelmişler, burada attım“ diye anlatıyor acısını. Kendisine sırıtarak ‘sen girme, dayanamazsın’ diyen polisi de unutamamış Birgül Ana. İçinden ‘Sizin yanınızda ben ağlar mıyım? Çocuğumu mahçup eder miyim? Ebru onurlu bir dava için gitmiş’ dediğini de anlatan Birgül Ana, dönüş yollarına bırakmış acısını.
Askerde bile öldürüyorlar
Kürtlerin her fırsatta barış isteklerini dile getirdiğini belirten Birgül Ana, „Bu ülkede seçilmişlerimiz, binlerce insanımız tutuklu, binlerce insanımız katledilmiş, halen biz barış istiyoruz. Onlar yine de ‘kan dökülsün’ diyorlar. Artık insanlar yoruldu, insanların yüreği yanıyor. Türkiye’deki yoksul insanların hepsi için söylüyorum; ölen bu insanların çocukları“
sözleriyle Türkiye toplumuna sesleniyor: „Kürtleri dışlamasınlar, onların da Kürtlerin de evlatları ölüyor“ diyen Birgül Ana, „Çocuklarımızı askere gönderiyoruz, Kürt oldukları için askerde bile öldürüyorlar. Peki, ne olacak? Çocuklarımız dağa gidiyorlar dağda öldürüyorsunuz, askere gidiyorlar askerde öldürüyorsunuz. Bu insanların hali nasıl olacak?“ sözleriyle isyan ediyor.
Erdoğan dağ yolunu gösteriyor
Türk Başbakan Erdoğan’ın ‘çocuklarınızı dağa göndermeyin’ sözlerine de tepki gösteren Birgül Ana, „Bu ülke Ebru’ya hep dağ yolunu gösterdi. Erdoğan Kürt çocuklarına dağ yolunu gösteriyor. Bir de çıkıp ‘çocuklarınızı göndermeyin’ diyor. Sen böyle yaparsan, hiçbir çocuk kabullenmez senin bu haksızlığını, kim olursa olsun gider. Sen insanları suçsuz yere böyle katledersen, cezaevlerine tıkarsan, işkence edersen hiçbir insan kabul etmez bu haksızlığı“ derken; „Birazcık düşünsünler, acaba bu halk, bu çocuklar niye bu dağın yolunu seçiyorlar? Acaba ne istiyorlar?“ sözleriyle devam ediyor.
„30 yıldır bu savaş devam ediyor. Artık kan dökülmesin, analar ağlamasın. Benim de bir evladım gitti, yarın ne olacağını bilmiyoruz artık. Çocuklarımın ne durumda olacağını bilmiyorum. Devlet çocuklarımızı dağa taşırmakla nereye kadar gidecek, bu ülke ne yapacak“ diye soran Birgül Ana, „Bütün çocuklarımızın kanı topraklara dökülmüş, Kürdistan’da topraklar artık kan kokuyor. 30 yıldır binlerce insanımız, gencimiz ölmüş„ sözleriyle devam ediyor.
Barış özlemi
Ebru’nun dağda olduğu dönemde umutla barış olmasını beklediğini anlatan Birgül Ana, hala aynı umutla beklemeye devam edeceğini belirterek, „Ebru benim için ölmemiştir, yine dağdadır. Dağdakiler de benim çocuklarımdır“ diyor. Dağdaki çocukları için „Allah yardımcımız olsun, ömrünüzü uzun etsin“ diye dua eden Birgül Ana, „Artık bu kan dursun, barış gelsin. Herkes barışı özledi“ sözleriyle de barış özlemini bir kez daha dile getiriyor.
Kürt analarının çok acı çektiğini belirten Birgül Ana, „Biz de insanız, insan gibi yaşamaya hakkımız var. Hiçbir şey istemiyoruz, sadece hakkımız olan anadilimizi istiyoruz. Özgürlüğümüzü istiyoruz. Biz bu dili biliyoruz ve konuşuyoruz“ diyor.
Annelerin türlü zorluklarla büyüttüğü çocuklarını 30 yıldır süren bu kirli savaşa kurban verdiklerini belirten Birgül Ana, „Çocuğunu 9 ay karnında taşıyorsun, türlü zorluklarla ve fedakarlıklarla büyütüyorsun. Bu yaşlara getiriyorsun ve bu kirli savaşa kurban veriyorsun, yazık! Canları gidiyor. Bütün çocuklara yazık! Hiçbir zenginin çocuğu askere gitmiyor, benim gibi yoksulluklarla büyüten ailelerin çocukları askere gidiyor“ sözleriyle tepkisini dile getirirken tüm anneleri bu savaşa karşı çıkmaya çağırıyor.
„Askerlere de günahtır. Ben askerler ölsün demiyorum, askerler de bizim çocuğumuzdur. Benim üç oğlum var, yarın askerlik yapmak zorundalar bu ülkeye. Asker anneleri de gelsin, Kürt-Türk ayrımı yapmadan bütün kadınlar bu savaşa karşı çıkalım. Yürüyüş yapalım, elimizden ne geliyorsa, ne istiyorlarsa yapalım. Hiç kimsenin çocuğu ölmesin, anası ağlamasın. Ne asker annesi, ne de gerilla annesi…“
Gittiği yaşta kaldı
17 yaşında cezaeviyle tanışan Ebru’nun iki yıl sonra, 2008’in 24 Haziran’ında dağın yolunu seçtiğini anlatan Birgül Ana, tek kızı ve ilk göz ağrısı Ebru’sunun giderken çocuk olduğunu, genç kızlığını hiç göremediğini ve hafızasında hep çocuk olarak kalacağını belirtiyor.
„Hani insanlar öldüğü yaşta kalırlar derler ya, Ebru gittiği yaşta kaldı. Çocukken yanımda yaşadığını biliyorum, o kadar. Sonrası yok“ sözleriyle devam eden Birgül Ana, ömrünün sonuna kadar Ebru’yu asla unutmayacağını belirtirken, Ebru’nun yoldaşlarını da unutmayacağını ve aynı yolda yürüyeceğini söylüyor.
BETÜL KILIÇ - İSTANBUL