Yıllardır süren çatışmalarda çocuklarını yitiren anneler, bu Ramazan Bayramı'nı da çocuklarının mezarının başında geçiriyor. Yaşamını yitiren çocukları için "Onlarla gurur duyuyoruz" diyen anneler, 'Artık yeter' diyerek, çözüm istiyor. Barış annelerinden Emine Alpalan, sadece bunlardan biri. PKK'ye katılan kızı Leyla'yı (20) Meletî'nin Wêranşar (Doğanşehir) İlçesi'nde kaybeden Alpalan, savaş değil çözüm istediklerini, devletin de savaşta ısrar ettiğini belirtiyor.
Tüm dünya insanları gibi kimlik ve devlet sahibi olmak istediklerini söyleyen Alpalan, "Kızlarımıza tecavüz ediliyor. 15 yaşında çocuklarımıza 20 yıl hapis cezası veriliyor. Dilimizi istiyoruz. Çocuklarımız karda kışta eşitlik ve özgürlük için mücadele ediyorlar. Bu kimlik ve hak mücadelesidir" diyor.

'Öldürülme ve tutuklama ile bitmeyeceğiz'
Oğlu Lokman Yılmaz'ı Dêrsim'de yitiren, halen bir oğlu HPG'de, bir oğlu da cezaevinde olan Besime Yılmaz, 50 olan ömrünün yarısından fazlasını çocuğunun yolunu gözlemekle geçirdiğini ifade ediyor. Yılmaz, "Herkes çocukları biraz uzaklaşınca telefonla arar sorar. Ya ben çocuğumu kime, nasıl sorayım? Tayyip Erdoğan'ın yaptığı hainliği kimse yapmadı. Konaklarını, parasını başka ülkelere taşırken, kendi ülkesine bomba yağdırıyor. Bu yüzden bizden çok Türkiye'nin düşmanıdır" diye konuştu.
Bir diğer barış annesi Safiye Bağdu'nun da bir kızı, çatışmada yaşamını yitirmiş, bir oğlu da çatışmada yaralanarak sakat kalmış. "Öldürülme ve tutuklama ile bitmeyeceğiz" diyen Bağdu, çözümün anahtarının Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olduğunu söylüyor. Bağdu, "Öcalan özgürleşmeden, ne Kürtlerin ne de Türklerin özgürleşmesi mümkün değildir. Ne ölümden ne cezaevinden korkmuyoruz. Türk devletine boyun eğmeyecek, onların zulmüne hep başkaldıracağız" şeklinde konuştu.

Anneler cezaevi kapılarında

Cezaevinde yakınları olan kadınlar da yakınlarını açık görüşte görecek. Kadınlar, çatışmalar, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit devam ettikçe ve cezaevindekiler serbest bırakılmadıkça kutlanan bayramların kendi bayramları olmayacağını söyledi. Bakırköy'de tutuklu bulunan Semra Tekin’in annesi Nizbet Tekin, "Çocuklarımızın cenazeleri geldiği sürece bizim bayramımız olmayacak. Her ölen gençle birlikte bizler de ölüyoruz" dedi.
Yine Bakırköy'de tutuklu Berivan Baştaş’ın annesi Sultan Baştaş ise, "Çocuklarımıza yapılan haksızlık bizlere de yapılıyor. Önderimiz bırakılmadığı sürece bizler de özgür olamayız" dedi.
Aynı cezaevinde tutulan görme engelli ve kanser hastası Hediye Aksoy’un ablası Hazniye Dursun da çözüm istedi. Dursun, hasta tutukluların serbest bırakılmasını isteyerek, "Devlet ne istiyor bizden?" diye tepkisini ifade etti. 

DİHA HABER MERKEZİ




Gidecek mezarları bile yok

Cumartesi Anneleri, 386. kez İstanbul Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi düzenledi. 1993 yılında gözaltında kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın kardeşi Şerif Taşkaya, "Her gün insanlar ölüyor, bu bayramın bir anlamı yok" derken, 1995’de gözaltında kaybedilen Seyhan Doğan’ın ağabeyi Kadir Doğan ise "Kardeşimin bir mezarı bile yok" dedi.
1995’te gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, Türk Başbakan Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’a seslenerek, "Her yere gidip ağlıyor bir kere buraya gelsin. Bu acıları duysun" dedi. Haftanın basın açıklamasını yapan Mine Nazari ise kayıpların mezarı olmadığı için, bayramların acıları derinleştirildiğini söyledi. "Mezarsız annelerin, çocukları bayrağa sarılı tabutla dönen annelerin, çocuklarının cansız bedenini dağlardan toplayan annelerin ülkesinde bayramdan söz edilebilir mi?" diye sordu.
İHD Amed Şube Başkanı Raci Bilici de, "Maalesef kayıp yakınlarının ziyaret edecekleri bir mezarları dahi yok" dedi.
Ardından konuşan Necibe Güneş Perinçek, 1994 yılında Şirnex’in Basan ilçesi Fındık köyünde gözaltına alınarak kaybedilen Bahri Esenboğa, Ahmet Özdemir, Fikri Şen, Ahmet Özer, İlhan Baki ve Abdurrahman Birlik’in hikayesini anlattı. Şirnex’teki Dayikên Şemiyê (Cumartesi Anneleri) eyleminde de Elif Dalmış, 1993 yılında faili meçhul cinayete kurban giden amcası Mehmet Sahil Dalmış’ın hikayesini anlattı.