Savaşların en çok kadınları ve çocukları vurduğunu kim inkar edebilir. Suriye’de devam eden savaşın sonuçları bunu bir kez daha doğruluyor nitekim. Yapılan kimi tespitlere göre, ölmemek ya da tecavüze uğramamak için savaştan kaçarak Türkiye ve Ürdün’e sığınan pek çok çocuk ve genç yaştaki Suriyeli kadın, kandırılarak ya da zorla zengin erkeklere pazarlanıyor. Bazı yerlerde bu işe “muta nikahı” adı altında kılıflar uydurulduğu ve kandırılan kadınların birkaç hafta sonra ortada bırakılarak fuhuş batağına itildikleri de tespitler içinde.

Suriyeli kadınların Türkiye’de yaşadıkları bu vahşet, pek çok gazetenin satırları arasında bir haber olarak bile yer bulmuyor oysa. Savaşın vurduğu o kadınları bir de bu duyarsızlık vuruyor. Katliamları, işkenceleri, zulmü görmezden gelen egemen sistem ve erkek anlayış bunu da görmezden gelmeyi tercih ediyor.
Türkiye bu duruma yabancı değil. Her yıl bir ila üç milyon yabancının Avrupa ülkelerine geçiş yapmak amacı ile kaçak yollarla Türkiye topraklarına girdiği ve burada aylarca ve zaman zaman yıllarca kaçak bir hayatı sürdürdükleri biliniyor. Bu süre içinde angarya koşullarında çalıştırılmaları, zorla suça ve fuhuşa sürüklenmeleri de sır değil. Ve elbet bu durumun yine en çok kadınları ve çocukları mağdur ettiği de… Devletin yaptığıysa, bu işkenceyi organize edenleri uygulayanları, çıkar sağlayanları engellemek yerine, bu işkenceye göz yummak ya da gerçekleri ve suçluları korumak adına kaçağı sınır dışı etmek oluyor sadece.
Bu sorun sistemin ve kültürün erkek yapısı nedeniyle her zaman yaşanmış olmakla birlikte, AKP iktidarının kadını ikinci sınıfa zımbalama uğraşısının durumu daha da ağırlaştırdığı malum.
Kadının dekoltesini tecavüz gerekçesi ilan ederek okullarda kısa şort ya da etek giyilmesine muhalefet eden, kız çocukların başlarını örttürme gayreti içinde olan, çocukları kız erkek diye ayırıp birbirine mahrem ilan eden ve bu nedenle kız erkek okullarını ayırma gayretine düşen bu anlayış karşısında, üç beş yaşındaki kız çocuklarımıza bile mini etek ya da şort giydirirken bir kez daha düşünmek durumunda kalmışlığımızı kim inkar edebilir.
Kadın cinayetleri ve intiharları neden artıyor, neden engellenmiyor sorularının cevabı da burada, iktidarın kadını toplumda ikinci sınıf, naçar, erkeğin nefsinin hizmetlisi elinin kiri olarak gören anlayışta yatıyor…
Birkaç gün önce manşetlerde bir haber vardı. Bir baba, kızını bir inek karşılığı evlendirmek istiyor diye, mahkeme hakkında tedavi olması yönünde karar vermiş. Haberi birkaç kez dikkatle okudum. Haber konusu olan, ne kızı evliliğe zorlamak ne de bunu bir karşılık bekleyerek yapmak değildi. Mesele, karşılığında “bir inek” istenmesiydi sadece. Neden elli inek ya da yüz bin lira ya da kat, yat, altın değil de bir inek?
İnsan dahil her şeyin metalaştığı kapitalizmin azgın yüzü bu kadar ortadayken, ne bu köylülük, ne bu bir ineğe tenezzül, anlaşılamamış olacak ki “zorlayacaksan dişe dokunur bir şey iste be adam” diyenlerin isyanı olayı haber yapmış, hepsi bu… Yoksa, kadınların mal gibi alınıp satılmasıyla ilgilenen yok halen…
Savaş en çok kadınları ve çocukları vuruyor. Ve T.C tarihi, resmi anlatımların aksine kadınların mağduriyeti tarihidir aslında. Her döneme damgasını vuran ayrımcılık, katliamlar, baskı politikaları, savaş, en çok kadını yaraladı bu güne kadar. En çok kadınları ağlattı. Üç yiğit kadın bu yüzden katledildi Paris’in orta yerinde… Evet, onurlu gerçek bir çözüm herkes ama en çok da kadınlar ve çocuklar için elzem.