AKP'nin ilan ettiği savaşla birlikte başlatılan operasyonlarda tutuklamalar ve gözaltılar devam ediyor. Gözaltına alınan devrimci demokrat muhalif sayısı binin üzerinde. Buna karşın gözaltına alınan IŞİD sempatizanı (üyesi demiyorum çünkü üyelere yönelik bir adım görünmüyor) sadece 30-40 kişi. Onlarda serbest bırakılıyor. Bombalamalar devam ediyor. İlk gün açıklanan "IŞİD mevzilerini vurduk" açıklamasıda "fos" çıktı. Meğer IŞID'i gösterip PKK'yi vurmak istiyorlarmış. "Şehitler ölmez vatan bölünmez " sloganları yükselmeye başladı. AKP yeni yol haritasını şehitler üzerinden sürdürecek görünüyor. Meclis başkanlığı seçiminde de gördüğümüz AKP ile MHP ortaklığı devam ediyor. 

Ekonomik veriler hiç olumlu sinyaller vermiyor. Dolar aldı başını gitti. Yatırımcılar güvenli olmayan, savaş halinde olan bir ülkeye yatırım yapmıyor. Çantasını kapan kaçıyor. Kişi başına düşen milli gelir azalırken kişi başına düşen borç çoğalıyor.  Soframızdaki ekmek küçülmeye, zeytinin adedi azalmaya başladı. Fabrikalarda işçiler işten atılmaya ya da işbirlikçi sendikalar tarafından satılmaya devam ediliyor. İş cinayetleri artıyor. Kadın cinayetleri katlanıyor…

Durum böyleyken Saray farklı söylüyor. Köşk uyguluyor, havuz medyası onu destekliyor, akademisyen görünümlü 12 Eylül artıkları da altyapısını hazırlamaya çalışıyor. Tam bir Osmanlı düzenbazlığı. Ülke uçuruma doğru gidiyor. Şu anda hem içerde hem dışarda operasyonlar yapılıp dağ taş bombalanıyor. Ormanlar yakılıyor, İnsanlar dahil bütün canlılar yok ediliyor.

Bu savaş ve saldırı konseptinin başlangıç noktasının, 7 Haziran seçimleri olduğu açık. "HDP barajı geçemezsse mükemmel olur" diyenler, barışın pimini çekenlerdir. Seçimin hemen ardından,  9 Haziran'da tekrar seçimi işaret eden söylemler de bu konseptin seçimlerden önce hazırlandığını gösteriyr. Sonuçta HDP % 13 gibi net bir yüzdeyle 12 Eylül barajını ve AKP vesayetini yerle bir etti. Bu durum AKP'nin tüm hesaplarını altüst etse de konu sadece bu değil. Kobanê'de ve Til Abyad zaferleriyle Türk devletinin yeni komşu IŞİD değil Kürt halkı oldu. Bunun hazımsızlığı bir yana; Suriyenin kuzeyinde, Irak'ın kuzeyinde oluşan bu durum uluslararası alanda Kürt halkına yönelik sempatiyi de geliştirdi. Kürt halkı, mücadele ettiği IŞİD barbarlığına karşı birkçok kesimden destek gördü. Bu haklı direnişi mücadelesini büyütmesi büyüttü. Türk devletinin asıl hazmedemediği durum da budur. 

Şu an HDP'ye yönelik tasfiye konseptinin ayaklarını oluşturacak ve Kürt hareketini bu savaşı başlatan güç olarak gösteren argümanlar devreye konuldu. Bunun içinde birkaç ana başlığa dikkat çekmek gerekiyor. Birincisi; "HDP eşittir PKK'dir yaklaşımı"dır ve bu doğru değildir. HDP 7 Haziran seçimlerinde 6 milyonun üzerinde oy almıştır. Bu oylar toplumun bütün kesimlerini içerir. Aslında HDP tam da bir Türkiye mozaiğidir. Türk, Çerkez, Laz, Gürcü, Azeri, Süryani, Ermeni, Kürt, kadını, erkeği, yaşlısı, genciyle tam da bir Türkiye mozaiği. Halklarımızın kardeşleşme partisidir.   

PKK ile yıllarca görüşmelerini sürdüren hükümet birden bire çark etmiş, 7 Haziran'dan sonra "şahinleşmiştir". Mağduriyetten devlet diline dönülmüştür. Birden bire Erdoğan'ın "Dolmabahçe mutabakatı yok, barış yok, süreç yok, müzakere yok, masa yok" yaklaşımı içine girmiştir. Başta "nankör Kürtler" olmak üzere 6 milyon insanın oy verdiği HDP ve ona oy veren insanların iradesi yok sayılmış, bir itibarsızlaştırma ve saldırı konsepti devreye sokulmuştur.

İkincisi; bombalama, tutuklama ve infazlarla barış ve ateşkes şartları ihlal edildi. Barış görüşmeleri ve müzakere ortamı yok edilmeye çalışılıyor. Bir konuyu netleştirmek gerekir. Kiminle savaşılırsa barış da onunla yapılır. Barış için aracılar olabilir, kolaylaştırıcılar olabilir, gözlemciler olabilir ama asıl muhatap, savaşılan taraftır. Bu nedenle sağa sola saldırıp ortalığı  velveleye vermenin anlamı yok.

Peki kaç yıldır devam eden görüşmelerde, müzakerelerde hangi adımlar atıldı? Hangi yasal düzenlemeler yapıldı? Hangi öneri ve önlemler paketi PKK'ye iletildi de reddedildi? Benim gibi birçok vatandaş bunu bilmiyor. Meclis'in de bildiğini sanmıyorum. Hep kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerin inkarı kolay olur. Ne oldu da birden bire bombalamalar, gözaltılar, tutuklamalar ve infazlar başladı? Ne oldu da 90'lı yılların inkar ve imha politikaları devreye girdi? Teröre karşıyım derken terör yaratmak, terör araştırma ve soruşturma görüşmelerini reddetmek niye? Kanları, acıları yarıştırmak devlet aklı mıdır?

"Barış yok" derken ABD'den icazet alma gereğini niçin duydunuz? İncirlik ve ABD'nin destek açıklamaları bu icazetin neresinde? PYD'ye müdahalenin altyapısı mı hazırlanıyor?

Devlet aklı derken "güçlenmiş yapıyı zayıflatarak masaya oturtmak" anlayışı terörü ve çatışmayı artırmaktan başka bir işe yaramaz. Eğer şiddet tırmanırsa nerede duracağı belli olmaz. Devlet aklının devlet akılsızlığına döndüğü şu günlerde bundan derhal vazgeçin.Ya da yine devlet aklını bombalayarak, öldürerek, silah bıraktırırım, dağdan indiririm, benim şartlarımda ne verirsem kabul ederler anlayışıyla sürdürmek daha büyük akılsızlıktır. 

Arkasına devlet gücünü alan AKP hükümeti koltuk değneği ile birlikte milliyetçi bir güvenlik siyaseti izleyerek seçime gitmek istiyor. Böyle bir iklimde seçim olur mu olmaz mı bilemem. Ancak kullanılan savaş dili çatışmaları tırmandıracağa benziyor. HDP ve Demirtaş'a yönelik itibarsızlaştırma, pasifize etme yaklaşımlarının tutmayacağı "dokunulmazlık dilekçeleri" ve "terör araştırma önergesi" ile belli oldu. İnternet erişim yasakları, bazı basın yayın organlarının hedef gösterilmesi, bazı demokratik kurumların basılması, gözaltı ve tutuklamaların devam etmesi, hepsinden önemlisi içerde ve dışarda savaşın devam etmesi bu konseptin bir parçası. 

Bu savaşın silah tüccarlarından, emperyalistlerden başka  kazananı olmaz. Kaybeden insanlık olur. Bizim yanımız insanlıktır.

Savaşa hayır!