Sayım var, hizaya gir çocuk!

  • Türk cezaevlerinde 0-6 yaş arası en az 780 çocuk aileleriyle birlikte tutsak. Çocukların dünyaya dair bildiği tek şey, dört duvarın içi. İki-üç yaşındaki çocukların oyunlarına bile ‘Sayım var. Hizaya gir. Fiş yaz’ cümleleri sirayet etmiş durumda. Bildikleri tek dünya bu.

 

BARIŞ BALSEÇER / STRASBOURG

 

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’nün Kasım 2019 verilerine göre hapishanelerde anneleriyle kalmak zorunda olan 0-6 yaş arası 780 çocuk bulunuyor. Bu tarihten günümüze ise hapisteki çocuklarla ilgili başka resmi bir açıklama bulunmuyor. Hapishanedeki çocuklarla yakından ilgilenen Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyesi HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, ”Çocuklar büyük bir travma yaşıyor. Anneleriyle, aileleriyle birlikte çocuklar da cezalandırılıyor. Yaşanan bir insanlık dramı” dedi.

Salgın tedbirleri kapsamında anne ve çocukların yaşadıkları sorunların arttığına dikkat çeken Gergerlioğlu, Cezaevi Komisyonu olarak durumu yerinde inceleyemediklerini, yoğun bir tecridin söz konusu olduğunu söyledi. Tutsaklar ve yakınlarının bize gönderdiği mektuplar ve açtıkları telefonlarla bilgi sahibi olabildiklerini kaydeden Gergerlioğlu, Ceza ve Tevkifleri Genel Müdürlüğü’nün, Kasım 2019’den itibaren hapishanelerde zorunlu olarak kalan çocuklara dair tek bir açıklama yapmadığını vurguladı. Gergerlioğlu, bu çocukların durumunu Adalet Bakanlığı’na defalarca sormalarına ve önerge vermelerine rağmen bilgi verilmediğini söyledi.

Dış dünya sadece masallardan

Cezaevlerinde 780 çocuğun tümünün psikolojik sorunlar yaşadığını kaydeden Gergerlioğlu, ”Cezaevlerine gittiğimiz dönemde çocukların durumunu gözlemlemiştik. Dört duvar arasında, dış dünyadan tamamen izole, dış dünyayı annelerinin anlattığı masallardan bilen bir çocukluk dönemini yaşıyorlar. Yeterli oyuncak zaten yok. Sağlıklı büyümeleri için gereken besinlerden mahrumlar” dedi.

Ranzaların arasında çocuğa yatak

Cezaevlerinin çocuklar için kabullenmez olduğunu belirten Ömer Faruk Gergerlioğlu, hapishanelerin yapısal olarak da çocuklara uygun olmadığını ifade etti. ”Hem anneye, hem çocuğa hem de koğuşta kalan diğer tutsaklara psikolojik işkence ediliyor” diyen Gergerlioğlu şunları paylaştı:

*  Koğuşlar zaten kapasitesinin üzerinde doldurulmuş. En fazla 10 kişinin kalabileceği koğuşlarda, 20-25 kişi çocuklarla birlikte kalıyor. Anneler bulabildikleri yatakları ranzaların arasına seriyor.

Korkuluk yerine su bidonu

*  Koğuşlar hapishanenin ikinci katında yer alıyor. Aşağı inmek için kullanılan merdivenlerde korkuluklar bulunmuyor. Çocuklar merdivenden düşmesin diye anneler bidonları suyla doldurup, merdiven kenarlarına koyuyor.

* Örneğin; Şakran Cezaevi’ndeki bir koğuşta 13 kadın ve 12 çocuk kalıyor. Daracık koğuşta çocuğun ağlaması, gece uyanması diğer tutsaklar için problem oluşturduğundan, çocuklu kadınlar istenmeyen kişiler olarak görülüyor.

Daracık koğuşlara hapisler

* Koğuşlara girdiğimizde içimiz kararıyor. Kantinden alınan malzemeler poşetler içinde ortalıkta duruyor. Yiyecekler için tek bir dolap dahi yapılmamış koğuşlara. Sandalyeler her tarafta.

* Havaların soğumasıyla birlikte avluya çıkmak da sorun. Dolayısıyla insanlar gün boyu daracık koğuşta oturup zaman geçiriyor. Bu durum hem kadın hem de erkek koğuşlarında aynı. Kadınlar çocuklarla kaldıklarında ise işkence katmerleşiyor.

Çocuğun dilinde hapishane jargon

Ömer Faruk Gergerlioğlu, çocukların dünyasını cezaevinde karşılaştıkları olayların şekillendirdiğinin altını çizerek, koğuşlarda aramaların yapıldığını, çocukların sürekli olarak gardiyanların kaba davranışlarına tanıklık ettiğini söyledi. ”Çocuğun dili tamamen hapishane jargonuna dönüşmüş durumda” diyen Gergerlioğlu, şöyle devam etti: ”İki, üç yaşındaki çocukların oyunlarına bile ‘Sayım var. Hizaya gir. Fiş yaz’ cümleleri sirayet etmiş durumda. Bildikleri tek dünya bu. Yaşama dair bildiği cümleler bunlar. Dünyaya dair bildiği şey dört duvar ve hapishane gerçekliği. Ağacı, kediyi, köpeği, sokağı bilmiyor. İnsan sesinden başka hiçbir canlının sesini bilmiyor. Bildiği insan sesi ise emir veren, itaat ettiren sesler. Karakter ve kişiliğinin oluştuğu böylesine kritik yaşta bu çocuklar maalesef vicdansızlığın kurbanı olmuş durumdalar.”

Anne ve çocuk bitik durumda

Salgınla birlikte çocuklar ve annelerinin daha büyük sorunlarla baş başa kaldıklarını ifade eden Ömer Faruk Gergerlioğlu, salgın başlamadan önce çocuklarını ailesinin yanına gönderen annelerin çocuklarına kavuşamadığını, başlamasıyla birlikte ise hiçbir annenin çocuklarını ailelerine gönderemediğine dikkat çekerek, şu örneği verdi: ”Urfalı olan Hülya Bayden şu an Bakırköy Cezaevi’nde tutuklu. Bana ulaştı. Anne 10 aydır çocuğundan uzak. Ailesi yanlarında çocukla bir kez kapalı görüşe gidebilmiş. Kapalı görüşte çocuk anneyi camın arkasında görebilmiş. Çocuğa durumu anlatmak elbette mümkün değil. Annesine ‘Sen bana küstün. Ben de sana küstüm anne’ demiş. Arkasını dönmüş annesine ve tek bir kelime konuşmamış. Anne ve çocuk bitik durumdalar. Anne bir daha da çocuğunu görememiş. Bu durumda olan birçok anne var maalesef.”

Çocuğun psikolojisi bozuldu

Tutsak annelerin çocuklarını 6 yaşına gelince dışarıya göndermek zorunda olduğunu anımsatan Gergerlioğlu, ”Bu yaşta da çocuk daha anneye bağımlıdır. Dolayısıyla dışarı gönderildiğinde çocuk bunu anlayamıyor. Bir travma yaşıyor. Pandemi dolayısıyla bu sıkıntı giderek daha da büyümüş durumda” dedi. 

Bağlar Belediyesi Meclis Üyesi Gönül Aslan’ın, Mayıs’ta üç yaşındaki çocuğu Dilgeş ile birlikte tutuklandığını ve yaklaşık iki hafta sonra tahliye edildiğini hatırlatan Ömer Faruk Gergerlioğlu, Gönül Aslan’ın çocuğunun psikolojisi alt üst olduğunu kendisine söylediğini ifade etti. Gergerlioğlu, ”Düşünün, dört yıldır bu durumda olan insanlar var. 40 günlük iken hapishaneye konulan Asım isminde bir çocuk var. Şu an 3 yaşında. Anne çocuğunu babasına veremiyor. Babasını bilmiyor çocuk” diyerek yaşanan travmayı örnekledi.

Anne-baba tutsak, görüşme hakkı yok

Salgınla beraber annelerin iç görüş hakkının da kısıtlandığını aktaran Gergerlioğlu, şöyle devam etti: ”Bazı ailelerde ise anne ve baba aynı hapishanede tutsak olmasına rağmen iç görüş hakkı engelleniyor. Çocuklarının durumu hakkında konuşmaları bile mümkün değil. Aylardır güya pandemiden dolayı görüşemeyen evli insanlar var. Maalesef şu anda hapishanelerde ‘tecrit içinde tecrit’ uygulanıyor. Savcı ‘izin vermiyoruz’ diyor. ‘İnsan değil misiniz’ diyoruz biz de.”

Çocukların suçu nedir?

Asıl büyük işkenceyi çocukların çektiğinin altını çizen Ömer Faruk Gergerlioğlu, ”Adalet Bakanlığı’na ‘Anne veya babalarının suçu olur veya olmaz ama bu çocukların suçu nedir?’ diye sorduk. Bize ‘Cezaevine kreş yaptık’ cevabını verdiler. Çözüme dair kalıcı bir cevap ve pratikleri yok maalesef” dedi.

Kalabalık koğuşları sorduklarında ise ”Ne yapalım, yapısal olarak durum böyle” cevabı ile karşılaştıklarını ifade eden Gergerlioğlu, ”Yaşananları zaten biliyorlar. Bunu reddedemezler” dedi.

Kimsesiz ve sahipsiz kaldılar

Büyüme çağında bulunan binlerce çocuğun durumunun trajik hikayeleri barındırdığını belirten Gergerlioğlu, şunları aktardı: ”Örneğin dört çocuklu bir aile var. Anne ve babası içeride. Bir anda kimsesiz ve sahipsiz kalmışlar. Akrabalar ilgileniyor ama bu çocuklar büyüme çağındalar, anne ve babalarına ihtiyaçları olan yaştalar. Dede ve nineleri bakıyor. Bu kişiler de yaşlı ve onların da yaşamak için desteğe ihtiyaçları var. Bu çocuklardan bildiklerimin çoğu okulda başarılı değil. Psikolojik sıkıntılar yaşadıklarını biliyorum. Örneğin 6-7 yaşındaki bu çocuklar EBA’dan (Eğitim-Bilişim Ağı) eğitim alacaklar. Nine ve dedelerinin bilgisayarı bilmeleri mümkün değil. Çocukların eğitim almalarının mümkünatı yok. Yani pandemi ile beraber bu çocukların yaşamlarına eğitim sorunu da eklendi.”

Cezaevleri hasır altı ediyor

Adalet Bakanı’nın ”Yargıda Reform” söyleminin laftan ibaret olduğunu vurgulayan Ömer Faruk Gergelioğlu, Adalat Bakanı ile hasta tutsaklar başta olmak üzere, çocukların ve annelerinin durumunu görüştüklerini dile getirdi. Gergerlioğlu, ”Yaşananlardan, bakandan önce bizim haberimiz oluyor. Kamuoyuna bizler duyuruyoruz. Cezaevleri yönetimleri yaşananları bakana iletmiyor, hasır altı ediyorlar. Bu hukuksuzluğu yaratan kendileri” diye konuştu.

Tanıklığımızda son nefesini verdi

Eşi ve çocuğunun ağır hastalığına rağmen tahliye edilmeyen siyasi tutsaklar olduğunun da altını çizen Gergerlioğlu, şunları dile getirdi: ”6 yaşında beyin kanseri olan Selman Çalışkan isminde bir çocuk vardı. Çocuğunun sağlığıyla anne tek başına artık ilgilenemiyor ve KHK’lı öğretmen olan baba İlyas Çalışkan yıllarca ‘infaz erteleme’ istemiş. Bu arada ‘İnfaz İndirim Yasası’ görüşüldü. O yasada, eşi veya çocuğu hasta olan tutsaklara 1 yıl ‘infaz erteleme’ hakkı tanındı. İyi bir haktı ama siyasi mahkumların bu haktan yararlanmasına izin verilmedi. Babası onlarca defa bana ‘bir çözüm bulun’ diye mektup yazdı. İçim parçalandı. Bu çocuk 6 yaşındaydı. Defalarca gündemleştirdik. Birebir Adalet Bakanlığı’na ilettim. ‘Çocukların suçu nedir?’ dedik ama çocukları da cezalandırdılar. O çocuk tanıklığımızda son nefesini verdi.”

Mektuplar yüreğinizi parçalar

Cezaevlerinde büyük bir dram yaşandığının altını çizen Gergerlioğlu, şunları ekledi: ”İnsanlığa, insanlık vicdanına aykırıdır. Bir toplumsal travma yaşanıyor. Anadolu’nun dört bir yanından feryatlar yükseliyor. Bana gönderilen mektupları okusanız, gelen telefonları dinleseniz yüreğiniz parçalanır. Aileler ile telefonda konuştuğumda ağlamamak için zor tutuyorum kendimi. Onlara hissettirmemek için kendimi zor zapt ediyorum. İnsanlar çaresiz.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.