Fransa Gündemi

Fransa’nın sokaklarını seçim bilbordları kapladı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine girecek olan 10 adayın fotoğraflarıyla hemen hemen her sokakta karşılaşmanız mümkün... Son birkaç haftada yaratılan “radikal islama” dönük operasyonlar sürerken seçim bilbordlarının arasında sokaklarda bir paranoya dolaşıp duruyor. Güvenlik kordonları, polis kontrol noktaları, araç durdurmalar günden güne artıyor. Fransa seçim-terörizm arasına sıkıştırılmış gündemiyle meşgulken Kürtlerin gündeminde Strasbourg kentinde 40. günlerini geride bırakan 15 süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemcileri var. Şuana kadar üçü hastaneye kaldırıldı ve tedaviyi redettikleri için tekrar bulundukları kiliseye getirildiler. Katıksız bu yüreklilik karşısında söz hükmünü yitiriyor.
Cumhurbaşkanlığı için adaylığını koyan neredeyse tüm isimler vaat üstüne vaat sunuyor. Adaylar birçok nontada taban tabana zıt önermelerde de bulunsa ortaklaştıkları tek nokta; kamu harcamalarını azaltmak ve istihdamı artırmak. Hollande ve Sarkozy üzerine tartışmalar sürerken son haftanın öne çıkan isimleri Jean-Luc Mélenchon ve Marine Le Pen oldu. Komünist Parti ve Sol Parti’nin oluşturduğu Sol Cephe’nin adayı en kitlesel mitinglere imza atan Mélenchon, seçim meydanlarında Sarkozy ve Hollande’ye yükleniyor. Fransa’nın güneyindeki Toulouse kentinde, geçen Perşembe günü düzenlenen mitinge 50 bin insanı çeken Mélenchon seçim anketlerinde Le Pen ile üçüncü sırada yarışıyor. Jean-Luc Mélenchon’a desteğin arttığına dikkat çeken siyasi yorumcularından Olivier Mazerolle, “Kızgınların başkaldırışını Fransa’ya ithal ettiğini söyleyebileceğimiz Mélenchon, normalde sandık başına gitmeyen ya da protesto amacıyla oy pusulasında François Bayrou veya Marine Le Pen isimlerini işaretlemek isteyen seçmenlerin tekrar sol kanada geçmesine yol açıyor” diyor.
Aralık ayındaki anketlerde Sarkozy’nin de önünde ikinci sırada gözüken ve şimdi Mélenchon ile üçüncülük için yarışan aşırı sağcı aday Marine Le Pen’nin durumu için, 2002 seçimleri benzetmesi yapılıyor. 2002 yılında Sosyalist aday Lionel Jospin, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birinci turunda Jean-Marie Le Pen’in arkasında kalarak elenmişti.
Hem Le Pen, hem de Mélenchon, seçim konuşmalarında Fransızların alım gücünü ve istihdamını ön plana çıkarıyor. Le Pen, Fransa’nın daha çok dışarıya kapanması ve yabancıların sınır dışı edilmesi gerektiğini savunurken, Mélenchon ise şirketlerin ve zenginlerin gücünün kırılması gerektiğini savunuyor.
Fransa’da sayısal olarak birkaç yüzbinin üzerinde olan Kürtlerin Cumhurbaşkanlığı yarışında tavrı böylesi bir süreçte önemli bir soru olarak ortada duruyor. Sayısal olarak çoğunluğa rağmen oy kullanma hakkının Fransız vatandaşı olma zorunluluğu taşıması Kürtlerin oy potansiyelinin büyük bir kısmını elimine ediyor denilebilir. Oy kullanma hakkı olanlar için ise başta Fransa’ya dönük bir aidiyet duygusunun olmaması, halen Kürtlerin uzun yıllar boyunca Fransa’da yaşamalarına rağmen ülkeleriyle olan bağlarını korumaları nedeniyle seçim bir gündem haline gelebilmiş değil. Sarkozy ve Le Pen gibilerini hiç hesaba katmamak kaydıyla Kürtlerin oy potansiyeli Fransa cumhurbaşkanlığı yarışında bulunan diğer adaylar için gündem olmadı. Burada Fransa Komünist Partisi’ni bu sürecin dışında tutmak gerektiği aşikar. Özellikle oy kaygısının ötesinde son yıllarda Kürdistan’daki tüm gelişmeler karşısındaki, halkların kardeşliği temelinde net ve de istikrarlı tutumunun altı çizilmeli.
Seçim, anketler, afişler, mitingler, oy pusulaları… tüm bunların arasında gündem değiştiren Fransa’da 15 Kürdün uğruna yaşamlarını ortaya koydukları talepler bir pusula gibi duruyor karşımızda… Gerçek seçim bu yoldan geçiyor!