Şahadet ederim ki, yeryüzünden başka vatan, insanlıktan başka millet yoktur. İnsanlığın selamı üzerinizde olsun – Almanya Federal Anayasa Mahkemesi bu hafta burjuva demokrasisinin biçimlendirilmesi konusunda önemli bir karar aldı ve Avrupa Parlamentosu Seçimleri için geçerli olan yüzde 5 barajını kaldırdı. Yerel seçimlerde de baraj olmadığından, yüzde 5 barajı artık sadece Eyalet ve Federal Meclis seçimlerinde geçerli olacak.
Muhafazakarlar ve kimi sosyaldemokratlar karar nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne ateş püskürüyorlar. Gerçi yerel seçimler için de baraj kaldırıldığında aynı teraneleri duymuştuk, ama bugün hiç kimse yerel seçimlerde baraj olsun diye konuşmuyor artık.
Aslına bakılırsa diğer seçimler için de seçim barajının yürürlükte kalmasını gerektiren meşru bir gerekçe yok. Seçim barajının kalması için getirilen tek gerekçe "istikrar". Ancak Frankfurter Allgemeine Zeitung gibi muhafazkar bir gazetenin başmakalesinde dahi "istikrar, demokrasi için otoriter potansiyeller taşır" itirazında bulunuluyorsa, Almanya’daki seçim barajlarının tamamiyle kaldırılacağı bir ortamın oluşması pek uzak bir olasılık değil gibi görünüyor.
Kanımca Avrupa Parlamentosu Seçimleri konusunda söz konusu olan asıl sorun, parlamentonun yasama yetkisinin olmaması. Zaten Anayasa Mahkemesi karar gerekçesinde, "AB düzeyindeki yasama yetkisi, Avrupa Parlamentosu’ndaki çoğunluk durumundan bağımsızdır" tespitini yapmakta. Bakanlıklardaki bürokratların Avrupa Parlamentosu’ndan "dişsiz kaplan" diye bahsetmeleri boşuna değil.
Buna rağmen Avrupa Parlamentosu Seçimleri, aynı yerel seçimler gibi temsilî demokrasinin geliştirilmesi ve katılımcı demokrasi yönünde adım atılması açısından iyi birer örnek olarak sayılabilirler. Her ne kadar sadece AB üyesi devletleri vatandaşı olan göçmenlere seçme hakkı verilerek, göçmenlerin önemli bir bölümü dışlanıyor olsa da, gerek seçimlere katılmak için vatandaşlık şartının ortadan kaldırılması, gerekse de seçimlerde kullanılan oyların parlamentoda eksiksiz temsil edilmesi açısından ileri adımlar olarak görülmelidirler.
Avrupa Parlamentosu’nun "dişsiz" bırakılması, AB politikalarının oluşum süreçlerinden dışlanması eleştirilebilir, eleştirilmelidir de, ama bu, baraj engelinin olmadığı bir seçimin en demokratik seçim olacağı ve böylelikle, toplumun her ferdinin siyasî karar mekanizmalarına katılım olanağının yollarının açıldığı gerçeğini değiştirmemektedir.
Seçim barajının olmaması tek başına toplumların demokratik dönüşümü için elbette yeterli değil. Milletvekillerinin gerçekten "vekil" olması, yani seçenlerin istediklerinde seçtiklerinden vekaletlerini geri alma haklarının olması, dahası üst düzey memurların, emniyet müdürleri, hakimler ve savcıların da seçimle göreve getirilmeleri gibi Paris Komünü İlkelerinin uygulanmaları, gerçek bir demokratikleşme sürecinin olmazsa olmaz koşuludur. Gene de, seçim barajının olmaması, aslında hiç bir meşruiyeti olmayan ve seçmenin istediğini seçme özgürlüğünü engelleyen yüzde 5 barajından çok daha demokratik olduğu su götürmez bir gerçektir.
Bu açıdan bakıldığında, Federal Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, demokrasinin içini oymaya çalışanların suratına okkalı bir şamar ve aynı zamanda da, bırakın yüzde 5’i, yüzde 10 gibi engeller getiren sözde "ileri demokrasilerin" sözde kalmaktan ileri gidemekdiklerini gösteren bir öğretidir.
Hikayeyi bilirsiniz. Anımsadığım kadarıyla şöyle: Rivayete göre Alman kralı atıyla dolaşırken, bir köylünün toprağına girmiş. Onu gören köylü, hemen toprağından çıkmasını isteyince, kral "ama ben Alman kralıyım" demiş. Köylü de ona, "sen kral olabilirsin, ama bilmelisin ki Berlin’de de hakimler var" yanıtını vermiş.
Artık çok ender rastlanıyor, ama Almanya’da bazen mahkemeler insana, "yahu sahiden Berlin’de (aslında Karlsruhe’de) hakimler varmış" dedirtiyor.
Ne diyelim, madem burjuva demokrasisinde yaşayacağız, bari "adam gibi" bir demokratik hukuk devleti olsun. Darısı, sözde "ileri demokrasilerin" başına...