Dün bir bugün iki...AKP yanlısı medya Erdoğan'ın "muhteşem zaferini" olabilecek en mübalağalı başlıklarla verirken, bu "muhteşem zaferin", AKP için bir "Pirus" zaferine dönüşmekte olduğu gerçeğini gizleyemedi.

Seçimden bir gün sonra, peş peşe şu gibi "tuhaf" işler oldu.
Abdullah Gül, "şüphesiz partime döneceğim" dedi.
O böyle deyince, Erdoğan, Anayasanın 101'ince maddesine göre, bir takım prosedür işleri dışında Cumhurbaşkanı "seçilmiş" olmasına rağmen, AKP "başkanı" olarak parti üst organını topladı ve Gül'ü tasfiye etmek üzere, o 18 Ağustos'ta Köşkü terk etmeden bir gün önce AKP kongresini toplama kararı aldı.
Ve partinin içi karıştı.
Önce internette Behçet bilmem ne rumuzuyla, "derin AKP"nin görüşleri en pespaye dille Gül'ü hedef aldı.
Ama daha ilginci , AKP'nin "komando" tipli Gaziantep vekili Şamil Tayyar, Gül'ün "döneceğim" açıklamasına "yakışıksız" dedi. Buna Kapusuz yanıt verdi.
O yanıt verirken, AKP'nin en büyük destekçisi ve "majestelerinin medyatörü", Mehmet Barlas, "AKP'nin beyne ve başarıya ihtiyacı yok, Gül aktif siyaset yapacaksa, beyne ve başarıya ihtiyacı olan CHP ya da MHP'ye gitsin" deyiverdi.  
AKP sözcüsü Çelik, bu "saygısız köşebazı" azarlamak yerine, sözde Gül'ün "dönüşünü" olumlu karşılama "atraksiyonu" yaptı ve fakat, sanki Barlas'ın sözlerini "çaktırmadan" tekrar eder gibi, Gül'ün dönüşünü büsbütün "yakışıksız" hale getiren şu soruyu sordu: Aranızda Gül'ün CHP'ye, MHP'ye ya da İP'e gideceğini düşünen var mı?"
Olaylar böyle gelişince, devreye Fehmi Koru hafif bir sesle girdi. Eğer Gül'ün parti başkanı olmasını isteyenler varsa, onlar için, 27  Ağustos'ta kongre yapılması her şeyin sonu olmaz, filan diyerek delegelere  Erdoğan'ın 27 Ağustos kararını kongreyi "bir gün sonra" da devam ettirerek boşa çıkarma yolunu gösterdi. Buna göre, delegeler kongreyi "iki gün" sürdürecek, 28 Ağustos' sabahı, Abdullah Gül "sivil, rütbesiz, sıradan bir AKP üyesi" olarak kongre kapısından girecek ve buradan bugün için AKP Genel Başkanı, gelecekte ise Türkiye'nin Başbakanı olarak çıkacak, gidip Erdoğan'ın "konuttaki koltuğuna" oturacak...
 Her neyse...Söylemek istediğim şu:
AKP kriz yolunda sürükleniyor.
CHP'nin de durumu aynı. Önce Muharrem İnce bağırıp çağırmaya başladı. Ardından, Emine Ülker Tarhan Kılıçdaroğlu'nun istifasını istedi.
  Evet. Türk parlamenter hayatı bakımından durum böyle. Sistem partileri krizin eşiğinde. Bunun, hiç beklenmedik bir anda daha büyük bir "sistem krizine" yol açması ihtimali kapıda.
Böyle olduğu için de, HDP'nin şimdi aldığı yüzde onluk oy, "parlamento matematiğinde" pek fazla bir şey ifade etmese bile, "kriz"le alt üst olacak olan "sosyoloji matematiğinde" belirleyici bir anlam taşır. Nasıl  1990 başından beri "savaş yüzü görmemiş" olan Peşmerge'nin ağır silahları, nicel muazzam gücü IŞİD karşısında "can sıkıcı bir anlam" taşımış, buna karşılık, üç dört tabur HPG, PYJ-Star YPG, YPJ gerillası Güney Kürdistan'da karşı-devrime karşı asıl belirleyici bir anlama sahip olmuş  ise, HDP de öyle, yüzde 10 eşiğindeki oyuyla yüz yüze gelinecek krizi, "değişim sürecine" dönüştürmede benzer bir anlama sahip olur.
 Ama HDP'nin "kazanacağı anlam" açısından yüzde 10'luk oy, yalnızca bir "işarettir." HDP'nin rolü, "aldığı oya" değil, bu oyların "ne kadarını örgütlü güce dönüştüreceğine bağlıdır.
  Şöyle düşünelim: Geçtiğimiz genel seçimlerin "parlamenter" sonucu, alınan oylar ve seçilen vekiller ise, seçimlerin her türlü "mücadeleyi" başarıya ulaştıracak olan somut sonucu, seçim kampanyasından sonra oluşan örgütler, mahalle meclisleri, seçmen inisiyatifleridir. Seçim başarısı bunlarla ölçülür.
O halde, hem önümüzdeki seçime hazırlanmak, hem de Türkiye'yi bekleyen "krize" hazırlanmak, seçimden güçlü bir "ana  muhalefet" grubu çıkarmak ve krizden de "radikal demokrasiye" doğru adım atmak HDP'nin bundan sonraki çalışmalarına, hızına, esnekliğine, en geniş güçleri, tıpkı Cumhurbaşkanlığı seçiminde olduğu gibi birleştirme yeteneğine bağlı kalacak...
O halde "örgüt başına!"