HDP de tıpkı CHP ve MHP gibi "seçim hükümetinde" yer almayı reddetsin diye, Davutoğlu, "partilere" değil, "o partilerin içindeki vekillere" bakanlık önereceğini açıkladı ve öyle de yapacak. Ve diyelim ki, teklif yaptığı HDP’li vekil, "Ben bu görevi yapamayacağım, sağlığım elverişli değil" dese…Davutoğlu anında, "Madem öyle, senin yerine AKP’li bir 'bağımsızı’ bakan yaparım" diyecek.
Siz dünyanın neresinde böyle bir anayasal kepazeliğe şahit oldunuz?
Bu anayasanın hükmettiği seçim hükümeti ile ilgili büyük bir "hilekarlıktır". Anayasanın kaba bir şekilde çiğnenmesidir. "Seçim hükümeti", seçimlere "tarafsız" bir hükümetle gidilmesini sağlamak amacıyla Anayasa’ya konulmuştur. Düşük bir hükümetin başındaki adamın, bu seçim hükümetine katılacak olan partilerin vekillerini "seçme" hakkı olamaz. Böyle bir şey söz konusu partilerin "iç işlerine" karışmak olur. Daha şimdiden AKP yanlısı medya HDP’nin içinden "ayıklanarak" seçilecek olan isimler hakkında edepsizce konuşmakta. Bu da sadece HDP’nin iç işlerine karışmaktan öteye, HDP’nin içinde "ayrışma" yaratmaya dönük ahlaksız bir yöntem.
Akılları sıra "İslami geleneklerden" gelen isimleri "seçerek" partiyi karıştıracaklar.
"Partiye" değil, "isme" öneride bulunma terbiyesizliği ve hukuk dışılığı da, parti içi "eğilimler arasında ayrışma" yaratma ahlaksızlığı da HDP’ye sökmeyecek.
Çünkü bu partiyi "yolsuzluk yapanları birbirine yapıştıran" pislikler değil, her şehrin şehitliklerinde yatan Kürdistan’ın evlatları birleştiriyor. Altan Tan’a "teklif" götüreceklermiş. Götürün. O Altan Tan’ın babası da bir şehitlikte, bu devletin infaz ettiği bir Kürdistan kahramanı olarak yatıyor.
Nasıl ki, AKP’nin silahlı sergerdeleri, bir Kürdistan kentine girdiğinde hangi evi bombalarsa bombalasın, nereyi kurşunlarsa kurşunlasın, yüzde yüzlük bir isabetle "bir HDP’li teröristi" vurmuş oluyorsa, tıpkı öyle, HDP’nin içinden hangi vekile Davutoğlu bakanlık teklif ederse etsin, "en has HDP’li teröristi" kendi hükümetine almak zorunda kalacak.
Kürdistan’da ve HDP hareketi içinde "cambazlık" yapma imkanı artık yok.
Bakın şu maskaralıklara: Akif Beki yazmış, Kandil'dekiler "Neden Demirtaş'ı dinlemiyorlar?"… Gördünüz mü? Daha önce de "Kandil'dekiler neden Öcalan’ı dinlemiyorlar?" diye yazmışlardı.
Okurunu, izleyenini aptal yerine koyan AKP’nin "havuz kurbağaları" "Kandil Öcalan’ı ve Demirtaş’ı dinlemiyor, çünkü onların siyaseti öne çıkarmaları, HDP’nin barajı aşması, Kandil’in silahlı mücadelesini anlamsız kılıyor" diye yazıyor.
Yazıyor ama, aynı zamanda kendilerine bu tür yazılar yazmayı emreden Saray’ın ve hükümet’in "Öcalan’ı tecrit ederek susturduğunu", Demirtaş’ı ve partisi HDP’yi ise "baraj altında bırakarak susturmaya çalıştığını" okurlarının ve izleyenlerinin anlamadığını sanıyor.
Hayat sürprizlerle dolu.
İktidarın bütün nobranlığına, kışkırtmalarına, HDP’nin "seçim hükümetine" katılmasını imkansız kılacak her türlü hukuksuzluğu, anayasadışılığı, edebsizliği yapmasına karşılık, HDP, "anayasa bana üç bakanlık hakkını veriyor ve ben bu hakkı sen ne yaparsan yap, hangi yöntemi kullanırsan kullan, ne gibi istiskal numarasına yatarsan yat, kullanacağım" deyince, Saray’ın şaftı dağıldı, dingili kırıldı, egzozu patladı, karbüratörü su kaynattı, balataları sıyırdı, dört tekerleği de "fıssss" diye söndü.
"HDP’yi terör örgütünün uzantısı diyerek kapatmaktan, baraj altında bırakmaktan, vekillerine bedel ödetmekten" söz edenlerin, "terör örgütünün uzantısı partiyle" aynı hükümete mahkum olmaları nasıl bir şeydir?
Bir zamanlar Direklerarası’nda Othello, "Arap'ın Gazabı" başlığı ile sahneye konmuştu.
İşte bu da "Kürt'ün Gazabı" gibi bir şey…
Şimdi HDP’li bakanlar, TRT ekranlarından "Bu Saray var ya, bu saray, bugün onun hükümetine girdik, yarın da Saray’ın bütün kriptolu odalarına gireceğiz, haberiniz olsun" dediğinde, Saray’dakinin halini gözümün önüne getiriyorum da güleyim mi, ağlayayım mı, bilemiyorum…
Ne diyeyim? Vatan sağ olsun!..