Yerel seçim bitti Pandora’nın kutusu açıldı! Sıra cumhurbaşkanlığı seçimine geldi. Yegane derdimiz R. Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olup olmayacağı(!) Memlekette konuşulacak, tartışılacak başka sorun kalmamış, tüm dertlere derman bulunmuş gibi varsa yoksa R. Tayyip’in cumhurbaşkanlığı! Siyasetteki bu düzeysizlik ve çürümüşlük hali ne kadar devam edecek? Bunca kirlenmişlik, kokuşmuşluk orta yerde dururken, sistemin çarkı paslanıp kilitlenmişken cumhurbaşkanı seçimi olsa ne olur? Olmasa ne olur? Hırsızlık, talan, dolandırıcılık üzerine hiç bir şey olmamış gibi pişkince siyaset yürüten AKP kurmayları ve başbakan Türkiye için tehlikeli bir oyunun peşindedir.
Ayrıca ana muhalefetin beceriksizliği, sol görünüp sağ batağında balık avlamaya çalışması da apayrı bir vaka. Demokrasi güçlerindeki dağınıklık ve siyaset psikolojisinde hiç olmaması gereken "Bekleme, izleme" hali hoş değil. BDP yetkililerinin 30 Mart seçimlerindeki kısmi başarıyı gereğinden fazla abartması ve hala bu haleti ruhiye içinde olmaları, geleceği planlamak açısından bir handikap!
Bütün bu sorunların temel çözümü 12 Eylül anayasası ve inkarcı zihniyetin toplumsal barış ve eşitlik için adım atmasına bağlıdır. İnkarcı zihniyeti değişime, toplumsal barışa, eşit yurttaşlığın yaşam bulmasına zorlayacak tutum inişli çıkışlı bir grafik izliyor. Devlet zihniyeti olanları kendince iyi kontrol ediyor. Uluslararası güçlerin kriz yönetme mantığı bu evrede akışkan görünüyor.
Lakin vakanın tümü bundan ibaret değil. Gerek içsel, gerek dışsal sorunlar ve taraflar incelendiğinde Kürt Siyasal Hareketinin dinamiği, demokrasi güçlerinin enerjisi çoğu açmazı giderecek durumdadır.
Alevi toplumu ve örgütleri açısından da durum pek farklı sayılmaz. Laik, Demokratik Türkiye ve eşit yurttaşlık talebi, 12 Eylül zihniyeti tarafından yapılan 12 Eylül anayasası yürürlükteyken gerçekleşmesi mümkün değildir. Türkiye’de ırkçılığın, inkarın, nefret suçlarını umursamayan tutumun temel sebeplerinden biri 12 Eylül anayasasıdır. Irkçı ve inkarcı zihniyet 12 Eylül anayasasını yapmış, bu anayasa da ırkçılığın ve inkarcılığın beslendiği temel kaynak olmuştur.
Dolayısıyla 12 Eylül Askeri darbesinin yaptığı ırkçı anayasa değişmeden, yurttaşlık kavramını eşit ve özgür biçimde düzenleyen anayasa olmadan Aleviler olarak, sosyal, kültürel, inançsal, ekonomik yaşamda eşit yurttaş olabilmemiz mümkün değil. Aynı durum Türkiye’nin Küt sorunu, Ermeni sorunu, Roman sorunu ve tüm sorunları için geçerlidir. Türkiye’de halkların kardeş, inançların eşit, emeğin özgür olmasını engelleyen tutum devletin temel zihniyetidir. Bu zihniyettir ki halkların arasına düşmanlık ve nefret söylemleri serpen, halkları yabancılaştıran ve çatışmaya, savaşa yol açan tutumdan vazgeçmez. Bu zihniyettir ki 30 yıldır Kürt kimliğini, dilini, tarihini, varlığını inkar eder ve bunun devamı için kirli savaş yürütür. Bu zihniyettir ki; Sakine Cansız gibi Alevi Kürt kadınını Paris gibi bir dünya kentinin göbeğinde katleder ve katliam için uyduruk suçlular türetir! Bu zihniyettir ki; Hran Dink gibi bir barış güvercinini kiralık katiline vurdurur, Ermeni soykırımını inkar eder ve Ermenileri her fırsatta tehdit etmeye devam eder!
İnkarcı, ırkçı, tekçi sistem sosyal hastalık üretmekten başka işe yaramaz hale gelmiştir. Devletten kurumlara, kurumlardan yöneticilere, yöneticilerden kimi yurttaşlara nüfuz eden bu inkarcılık ve ırkçılık sosyal hastalık, sosyal bir kangren halini gelmiştir. Devlet bu sosyal hastalığın mikrobu yayan virüs kaynağı olmaktan kurtulmadığı sürece eşitlik, özgürlük, adalet ve hukuk bizler için bir özlem olmaya devam edecektir. 21. Yüzyıl insan hakları, iletişim, özgürlükler ve bilim çağı olmalıdır. Bu değerlerin vazgeçilmezliği bizim için esastır. Ancak ne yazık ki iletişimi basın yoluyla, bilimi birer devlet kurumu haline getirilmiş üniversiteler yoluyla tekeline alan egemen zihniyet, yaşama, bireyin ve toplumun mutluluğuna değil, savaşa, nefrete, çatışmaya ve ölüme hizmet etmektedir. Bilim ve bilim insanları egemen zihniyetin elinde esir durumdadır. Türkiye Halklarını bir birine yabancılaştıran inkarcı, ırkçı sistem asimilasyon ve katliamları çok sistematik bir yöntemle sürdürüyor.
Bu geleneksel kör döngü içinde "Demokrasinin gereği olan" seçimlerden bir çözüm çıkmıyor. Aynı mantık ve yöntem üzerinden yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimi sorunların çözümü için bir yol açıcı değil sorunları daha da karmaşık ve çözümü zorlaştıracak gibi görünüyor!