Bütün bir yazıyı, başlığıyla özetlemeyi sevmem, ama bugün mecburum.
Çünkü, Ahmet Altan’ın bile iyimserlikle karşılayıp, "iyi haber" dediği bir gelişmeyle Kürt temsilcilerle yeni bir diyalog söz konusu.
Buna ben de sevinmek isterdim. Ancak, bir yanda Kürdistan’da yeni savaş cepheleri, öbür yanda sivil Kürtlerin rehine alınması…
Kürtlerin savaşı, elbette onurlu bir barış içindir. Kürdistan’ın onurunu yerden kaldıran, Kürtlerin başını dik tutan bir barış.
Fakat, Türk devletinin sorunları özünden uzaklaştıran, yozlaştıran geleneksel tutumu ve AKP’nin cami avlusunda adam dolandırmaya çıkmış sahte imam imajı, Kürtleri tatmin edecek bir çözüm konusunda umut vermiyor.
AKP’nin Kürtleri oyalama oyunlarından biri gibi görünüyor.
Çünkü, AKP’nin önünde yerel seçimlerden sonra, milletvekili ve bu arada Recep Erdoğan'ı cumhurbaşkanlığına hoplatacak seçim var.
Öyle sanıldığı gibi Recep Erdoğan'ın umrunda değildir, Kürdistan meselesi. Tek düşündüğü kurduğu diktatörlüğü, huzur içinde sürdürmek, devlet başkanı olmaktır. Bütün bunları huzur için, seçimlerden geçmesi gerekiyor.
Seçimin başarısı ise çözüm yollarında adımlar adıyor numaralarıyla Kürdistan’da sessizlik meydana getirmeye bağlıdır.
İnsan evladı hafızası "nisyan"la (unutkanlık) malüldür. Belki meydanlarda çözüm diye bağırarak, hatta geçmişte yaptığı gibi "ben kefilim Kürt meselesi benim meselemdir" diyerek bazı Kürtlerden oy alma ihtimali bile olabilir.
Sonra mı, sonra bütün geçmişlerinde olduğu gibi bir anda hafıza kaybına uğrayacak, söylediklerini unutacak, tambalak generale "hadi aslanım kapıver onları" diyeceklerdir…
Geçmişleri, geleceklerinin aynası, Kürdistan tanıktır ki, demokrasi, söz verme aldatmaca rolü yapma, gerisi yalandır.
Recep Erdoğan, kendi demokrasisinin Suriyeli Esad’ınkinden üstün olduğunu söylerken, mağrur bir şişinmeyle "bizde serbest seçimler" diyordu.
Bununla dünya, aleme "bakın biz de adamız" maskaralığı sürdürülüyor, öteki dönemeçte Kürtler, faşizmin tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek dil, tek din naralarıyla çembere alınıyor, Kürt seçilmişler evleri, iş yerleri, makamlardan sürüklenerek haspishaneye götürülüyordu. Bununla Kürtlere, faşist dömbelekçinin tekçiliğine karşı mı çıkıyorsun, al sana deniyordu.
Faşist, Suriye’nin sırtından insan maskesi takıp, "Esad’ın ordusu sivillere bomba atıyor" diye yalancı ağıtçı kesiliyor, Kürtlere sıra gelince "biz daha çok öldürdük" sevincini halkıyla paylaşıyordu.
Kan, faşistin elinde kınaydı.
Ama aynı faşist, öteki taklasında "insanlık da bende" cambazlığı yapıyordu. Kendi halkına silah sıkan Esad’ı iktidarı bırakıp gitmeye zorluyor, bunu başarmak için de Suriye'ye tecavüzcüler, katiller gönderiyordu.
Faşist Suriye’de özgürlükçü, ancak Türk ordusu, Roboskî’de 34 sivil Kürt’ü bir araya toplayıp katlediyor, Kürdistan köylerini bombalıyor, Çukurca’nın Kazan köyünde Azya Çetin top mermisiyle can veriyordu.
Esad katil, onların işledikleri cinayetler Türklüğü yüceltmeydi. Öyle sunuyor, yani satıyorlardı, kendi kamu vicdanlarına.
Suriye'yi gösterip, "bende insaniyet damarı bile var" diyenlerin adaleti, Cizre’de katledilen 18 aylık bebek Mehmet’in katiline ceza davası bile açmıyordu. Ama Türk Başbakanı ve karısı göz göze durup, korkutulmuş Filistinli çocuklar için ağlama numarası yapıyordu.
Kürdistan baştan başa tank, top, uçak ve helikopterlerin atış poligonuydu. Bebekler, çocuklar bir yana köpekler, atlar, kediler bile korku çıldırığıydı. Kürtler, Türk ordusunun top atışları, havadan bombardmanları, yerden karıncalar gibi kaynayarak taarruzları yüzünden, bir kere daha kendi yurtlarında muhacir, mülteciydi.
Türk Başbakanı dönüp, yurtsuzlaşmanın acısıyla sızlayan erişkinlere, açlıktan ağlayan bebeklere bakmıyor, onları görmüyordu. Çünkü onun dünyasında onlar var, ama aynı zamanda yoktu. Vatandaş ve insan muamelesi görmeye değer değildi.
Fakat, "insanlık da bende gösterisinde" Suriyeliler için çadırdan şehirler inşa ediyordu, Türk devleti. Başbakanın karısı, gidip Burma'da evsiz kalanlar için ağlama ayini düzeliyordu.
Türk Başbakanı, dini bayramda Suriye’de karşılıklı ateşkes, yani mütareke için İran Cumhurbaşkanını devreye sokuyor, ama Kürtlere bunu çok görüyor. Kürdistan'a, bayramda daha çok top, uçak, asker sevkiyatı yapıyordu.
Kürtler esir, öbür yanıyla başkaldıran çocuklarına karşı pazarlık konusu edilen rehinedir. Baş rehine ise Kürdistan başkaldırısının lideri Abdullah Öcalan’dır. Dünya ile bağ ve bağlantıları kesik.
Başbakan aklının yarısı Yalçın Akdoğan, Öcalan’a yapılanlar konusunda Moğol örneğini vermiyor, ama onlar tarzı bir olduğunu yazıyordu. Akdoğan'a göre Gerilla teslim olmayınca, Öcalan’ın rahatı bozulmuştu.
Moğollar da istediğini alamayınca esirlere işkence ediyorlardı.
Öte yandan, TC hapishanelerindeki Kürt rehinelerden yüzlercesi, açlık grevinde. Dün bazıları açlığa durmanın 38’inci günündeydi. Onlar, Kürdistan’ın değerleri ve hayatlarını ortaya koyarak insanlığı arıyorlardı.
Ama gerçeği görmek gerekiyor. Karşılarındakiler, Kürdistan’da insani değerleri katleden, yakın geçmişte cezaevlerinde ölüm orucuna yatanları katletme seferine çıkanlardı.
Ve, unutmamak lazım, açlık grevindekiler Kürdistan’a ait canlardır. Her biri ayrı birer yetişmiş değerdir.
Her neyse, başa dönersek, AKP rejiminin diyalog menevrasına cevap verilmelidir. Fakat, AKP’yi sorun çözücü görüp, oyuna gelmemeden ve etrika çemberine takılmadan…
Seçim oyunları