Gülseren YOLERİ

YSK kararlarını, seçim kanununda yapılan değişiklikleri irdeleyip, oy hırsızlığına kılıf hazırlanmasını, demokratik, özgür ve güvenli bir seçimin tüm imkanlarının bu yasal değişiklikle ortadan kaldırılmasını tartışmak gerekir tabii ki. Ancak daha önemli sayılabilecek bir sorunumuz var diye düşünüyorum.

Bu seçimlerin heyecanı yok. Evet, seçimlere iki hafta kadar yaklaşmış olmak bile heyecanı yükseltmeye yetmedi. Seçim çalışmaları içinde aktif olarak yer alanların havası biraz farklı olsa da toplumda bir bekleme hali var ama konuştuğum hiç kimse ne beklediğini tam tarif edemiyor.

Üstelik, tarifi tam yapılamayan bu bekleme halinin toplumun genelini kapsadığını görebiliyoruz. Nitekim, ne Tayyip ve AKP seçmeni ne muhalefet seçmeni hırsla asılmıyor çalışmalara.

Kendi tercihi olan parti ya da adayın kazanmasını istese de, seçimleri kaybetmek ve kazanmak arasında fark göremeyen önemli sayıda insandan söz ediyorum. Seçim sonuçları ne olursa olsun, her koşulda kaos, ekonomik kriz, derinleşen sorunların söz konusu olacağını ve bunun kader gibi yaşanacağına ikna olmuş bu kesim için, heyecanlanmanın, umut etmenin ya da hayal kırıklığının bir anlamı yok. Öyle sakin, mağrur yani.

Bu sakinlik sürdürülebilir değil tabii ki. Ve can alıcı soru da buradan çıkıyor. Bu sakinliği ne ve kim bozacak?

Nitekim toplumun, geleceğini belirlemede aktif rol almaktan kaçındığına işaret eden bu ruh hali, seçim sonrasında iktidar tarafından önüne konulanı, ne kadar kötü olursa olsun hayatta kalabilmek adına kabul edeceği, aktif destek vermese bile uyum göstereceğinin işareti olarak değerlendirilebilir.

Hakkına hukukuna sahip çıkması ve insanca özgür bir yaşamı kurabilmesi için her zamankinden fazla çalışması, her zamankinden programlı hareket etmesi gerekirken izlemekle yetinenlerin, zalimin maşası olmasa bile sessiz kalarak ya da mücadele alanını terk ederek zulme yol verebilme potansiyeli var çünkü.

Evet iyimserim iyimser olmasına, HDP’nin seçim barajını aşacağına da inanıyorum, hatta Tayyip’in kazanma ihtimali bile bozamıyor moralimi ama nerede 7 Haziran, nerede 24 Haziran diye düşünmekten ve Hitler Almanyası’nı düşünüp ürpermekten alıkoyamıyorum kendimi.

Seçim hesapları yaparken sonrasına dair de plan yapmak, toplumun kendi geleceğini yaratabileceğine dair duyguyu var edecek, güçlendirecek politika ve adımları şimdiden hayata geçirmek bu nedenle çok önemli. Aksi halde, kazanan Tayyip ile kaybeden Tayyip arasında ya da bu aralar sıklıkla dile getirilen Tayyipçi ya da ulusalcı bir darbe arasında insan hakları, özgürlükler, demokrasi ve adalet adına pek de fark olmadığını çok acı bir tecrübeyle görmek içten bile değil.