Bu son savaşın AKP’yi tek başına iktidar yapmak adına yapıldığını bilmeyen yok.
PKK’nin tek taraflı ateşkesine, AKP ve TSK’nin aynı dille karşı çıkarak savaşı tırmandıracaklarını ilan etmeleri de bu amaçla ilintilidir.
Savaş ve çatışmalar yaygınlaşırken doğru bilgi edinme de zorlaşıyor. Basın üzerindeki baskı ve cezalar, gazeteci ve yazarlara yönelik tehditler, sansürle birlikte otosansürü de derinleşiyor.
Psikolojik savaşın şiddeti cephedeki savaşın şiddetini aşıyor.
AKP Hükümetinin savaşı ve çatışmaları oya tedavül etme planı, asker cenazelerinde artan tepki ile tersine dönünce, hükümet de basına, çatışmalarda ölen asker ve polis haberlerini trafik kazası veya yıldırım çarpması gibi yansıtılması zorunluluğu getirmiştir.
Geçen hafta Yüksekova’da üç askerin ölümü elbombasının kaza ile patlaması sonucu, Urfa ve Bingöl’de iki polisin ölümü iki ayrı trafik kazası nedeniyle; Dağlıca’da üç askerin ölümü ise yıldırım çarpması gibi yansıtılmıştır.
İktidar, böylece kaza veya yıldırım çarpması sonucu ölenlerin ailelerinin Erdoğan’a, "neden bu savaşta ısrar ediyorsun? Madem çok istiyorsun o halde Bilal’i gönder" demekten vazgeçeceğini düşünmektedir.
Tüm anti demokratik rejimlerin alışkanlığıdır, egemenler ve iktidar sahipleri kendilerini çok zeki ve kurnaz, halkı da aptal yerine koyarak yönetmek ister. Ama halk, iktidarın bu geri zekalılık düzeyine varan aptallıklarını gülümseyerek karşılar.
Psikolojik savaşın parçası olarak AKP ve medyası, yıllardır tekrarlanan "PKK bitti" propagandasını yeniden piyasaya sürüyor.
Seçimler yaklaştıkça AKP’den ve AKP’nin milis gücü haline dönüştürülen TSK’dan ardı ardına "büyük darbe vurduk, bitirdik" açıklamaları geliyor.
Yüzer yüzer öldürülerek son bir ayda toplam 3 bin gerillanın tasfiye edildiği haberleri mi dersiniz, yoksa birbirlerine düşerek örgütü parçalayan yöneticiler mi?
Peki doğru bilgiye nasıl ulaşılacak, gerçek nasıl anlaşılacak?
Bilinirki en güçlü tanıklık, karşıtlarınızın veya rakiplerinizin bilmeden ve istemeden lehinize yaptığı tanıklıklardır.
Geçen hafta, Kürt siyasi hareketi açısından bu tanıklıkların bereketlendiği bir hafta oldu.
İfşa olan AKP toplantı tutanakları, yöneticilerin kendi ağzından, sıkıntı ve sorunlarının itirafıydı.
12 Kişiden oluşan AKP’li vekil ve yönetici 7 Haziran seçimlerinde yaşanan yenilgiyi ve 1 Kasım seçim hazırlıklarını tartışıyorlar.
Efkan Ala; "Erdoğan da Davutoğlu da bu seçimin bizim son şansımız olduğunu biliyor" derken, Numan Kurtulmuş; "18 yıllık siyasi geçmişimde ben hiçbir dönem bu kadar endişelenmedim" diyor.
Mahir Ünal; "Şimdi bir eşikteyiz, mesele bu eşiği geçip geçemeyeceğimizdir" sözleri ile sıkışıklığın şiddetini açıklıyor.
Ertan Aydın; "Bu sürdürülebilir bir gerilim değil. Bu ideolojimiz ya iflas edecek ya da buradan bir çıkış yolu bulacağız".
Hatem Ete; "Şu an tek fay hattımız Erdoğan çizgisi oldu. Toplum Erdoğan’ı sevenler ve ondan nefret edenler şeklinde ayrıştı. Biz, Erdoğan ne istiyor sorusunun cevabını bilmeden hareket edemiyoruz."
Erol Olçok; "Cumhurbaşkanı başbakanın mağduru, başbakan cumhurbaşkanının mağduru, halk hepsinin mağduru."
13 yıllık AKP iktidarı boyunca, toplumun hak ve özgürlük taleplerine karşı iktidarın baskı ve zulmünü savunan Bülent Arınç, yeni dönemin mağduru(!) olarak sahneye çıkıyor. "TRT ve bir kısım medya bana sansür uyguluyor" derken basının üzerindeki baskı ve sansürün şiddetini anlatmış oluyor.
Arınç, "yola çıktıklarını yolda bulduklarınla değişirsen işler yürümez" derken, doğrudan Tayyip Erdoğan’ı hedef almakta, Erdoğan’ın yakın arkadaşlarını kişisel ihtiraslarına kurban etmesini ve vefasızlığını eleştirmektedir.
7 Haziran seçimleri ile ciddi bir sarsıntı geçiren AKP iktidarının yarılması 1 Kasım seçimleri sonrasına kalmıştır. Ancak AKP artık bölünmüş bir partidir. Önümüzdeki süreçte hep birlikte, Erdoğan yanlıları ile karşıtlarının şiddetli mücadelesini izlerken AKP’nin dağılışına da tanıklık edeceğiz.
Her halükarda keyifli bir seyir olacak.