Türkiye’nin Suriye’deki devrimci çıkışa müdahale ederek iç savaşa dönüştürmesinin iki temel nedeni var. Bunlardan ilki, Rojava’nın kendi devrimini gerçekleştirmesidir. İşte bu yüzden 2012’den bu yana örgütleyip her türlü imkan ve desteği sunduğu gruplarla Rojava’da Kürtlere savaş açmış durumda. Kürtler ise direndi. AKP’nin tüm çete gruplarının saldırılarını boşa çıkardı. Onları yenilgiye uğrattı. 

Ancak AKP rejimi Rojava’ya yönelik saldırılarından hiçbir zaman vazgeçmedi. Öyle ki Türkiye ve Kürdistan’ın seçim atmosferine girdiği günden bu yana bir yandan gerillaya yönelik öte yandan Rojava’ya yönelik saldırıları tırmandırdı.

Türk ordusu, 24 Ekim’den bu yana Gire Spi ve Kobanê’deki YPG mevzilerine belli aralıklarla saldırlar yapıyor. Seçim akşamı bile Gire Spi’deki YPG mevzileri vuruldu.

Önümüzdeki günlerde AKP’nin Rojava’ya resmen müdahale üzerine kurulu planı biraz daha netleşecek.

Zira, 1 Kasım seçim sonuçlarından sonra bu planını artık hiç çekinmeden uygulamaya koyacağının verileri biraz daha belirginleşmeye başladı.

Ancak Türk devleti yine geçmişte olduğu gibi en fazla bu saldırıları şimdi DAİŞ’in yerine ikame etmeye çalıştığı Nusra ve Sultan Murad ve Müslüman Kardeşlerin gruplarıyla sürdürecek gibi görünüyor. Türkiye’nin örgütlemesi olan bu grupların başarısız olması durumun da ise askeri işgal biçimin de dahil çok daha saldırgan bir politika izleyecek.

Türk devleti, Suriye’deki iç savaştan Müslüman Kardeşler üzerinden hedeflediği Tunus, Mısır, Libya’dan sonra Suriye’yi de ele geçirerek bir sünni hattı oluşturma planlıyordu. Ancak Kürtler, Rojava’da devrim gerçekleştirerek Türk devletinin bu planına çomak soktu. Üstelik Rojava devrimi en başta Kuzey olmak üzere diğer üç parçanın devrimini de tetikledi. O yüzden bölgede uyanan bir dev gibi bölge devrimini tetikleyen bir dinamik güç olarak ortaya çıktı. Bu devrimci dinamik gücün etkili olması AKP’nin hesaplarının son bulması demektir.

Elbette bunu birçok güç ve çevreyi yanına almaya çalışarak yapacak. Bu güçlerin en başında gelen ise Rojava devriminden bu yana stratejik ittifak halinde hareket eden KDP olacak gibi görünüyor. Atanmış Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu’nun gerçekleştirdiği ilk ziyaretin Hewler olması KDP ile birlikte Rojava, Şengal ve Kuzey üzerine yeni bir planlamaya gideceklerinin ilk hamlesi olarak okunabilir. Ki bu planlama direkt ya da çete gruplarıyla saldırılar gerçekleştirme olacak. 

Bu arada yeniden ENKS içinde KDP’ye bağlı kalan marjinal partileri de siyasal alanda harekete geçirecekler.

Biliyoruz, Sinirlioğlu’nun son iki yılda KDP yetkilileriyle Hewler’de yaptığı görüşmelerden sonra Kürt Özgürlük Hareketi yöneticilerine yönelik suikast, kaçırma planları, gerilla alanlarına yönelik operasyonlar planlanırken Rojava’ya yönelik saldırılar da başlamıştı.

Türk devleti uluslararası alanda Kürt hareketini boğmak için diplomatik trafiğini yoğunlaştırırken, Suriye içindeki çete gruplarıyla yeni hazırlıklar yaptığı görülüyor. 1 Kasım seçimlerinin hemen ardından Suriye’deki El Kaide kökenli Ehar Şam başta olmak üzere şimdilerde sadece adı kalan Emced  Ül Şam, Liva Tevhid, Ehrar Suriye, Asifet Şimal, Liva Furkan, Nurettin Zengi, Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman gibi grupların yer aldığı Şam Cepsi adına yayınladıkları kutlama mesajlarıyla AKP’yi kutladılar.  Ayrıca Müslüman Kardeşler adına yapılan açıklamada, “Türkiye’deki seçimleri mazlumdan yana olanlar kazandı bu yüzden AKP’yi kutluyoruz” denildi. 

Suriye ve Rojava’yı kana bulayan bu çetelerin açıklamalarını Rojava’ya dönük yeni ve kapsamlı saldırılar için hazır olduklarını mesajı gibi okumak gerekir.

Yeni hükümet uluslararası alanda PYD’yi ‘’terörist’’ kabul ettirme yönünde baskılarını daha da arttıracak. Kısacası Kanton Özerk Yönetimleri’nin meşru kazanımlarını yok etmek için her türlü oyun, entrika ve özel savaş yöntemleri devreye sokulacak.