Türkiye’de çok önemli bir seçim geride bırakıldı. Seçimin neden bu kadar önem kazandığını önceki yazılarımızda az da olsa dile getirmiştik. Bir yandan HDP’nin parti olarak seçime girmesi, yüzde on gibi bir barajı aşması ve Erdoğan’ın başkanlık sistemini dayatması gibi konular Türkiye’nin geleceğini bir biçimde ya belirleyecek ya da çok etkileyecekti. Barış süreci, AKP’nin geleceği vb. bir bütünen bu seçimlerin konusuydu.

Seçimler HDP açısından büyük bir adaletsizlik ortamında yapıldı. Diğer partiler gibi hazine yardımından yararlanamadı. Cumhurbaşkanı ve başbakanın ağır saldırıları altında çalıştı. Hedef gösterildi. Saldırılara kapılar aralandı. Birçok yerde saldırıya uğradı. Erzurum’da güya dört bin polis görevlendirmişlerdi ama gün ortası meydanda polislerin gözü önünde sürücüsüyle birlikte araba ateşe verildi. Silahlı, silahsız HDP’lilere saldırıldı. Hiçbir saldırgan tutuklanmadı. Karlıova’da değerli bir yurtsever otuz kurşunla infaz edildi. Parti binalarında bombalar patlatıldı. En son yüzbinlerin katıldığı Diyarbakır mitinginde kitlenin içinde bombalar patlatıldı, yüzlerce yaralı ve dört ölü ortaya bırakıldı. 

Bütün bu saldırılar karşısında hükümet gayri ciddi bir tutum sergiledi. Kendilerine bağlı yandaş medya tam bir uşaklık ve insanlık dışı tutum içine girdi. Bu saldırıları ya haberden saymadılar -onlara göre ölenler Kürtlerdi, fazla bir değer ifade etmiyorlardı- ya da AKP’yi zora sokacak kurgulardı. İktidara uşaklık gözlerini karartmıştı. Bu süreçte en kötü imtihanı bu cenahtaki basın verdi.

Bütün bu saldırılara, provokasyon ve yıldırma operasyonlarına karşı HDP onların tahminlerinin üzerinde bir başarı kazandı, barajı yıkıp geçti. HDP’nin barajı geçmesinin en somut sonucu AKP hükümetinin düşmesi oldu. AKP tek başına hükümeti kuracak bir çoğunluğu kaybetti. Erdoğan’ın halka dayatmaya çalıştığı başkanlık sistemi ve bu yönlü hevesleri kursaklarında kaldı. Türkiye bu dayatmadan da kurtuldu. Bu önemli gelişmeler direkt HDP’nin barajı geçmesinin yarattığı sonuçlar oldu. CHP ve MHP bilinen çizgilerinde, tahmin edilen sınırlarda kaldılar. Onlarla ne bu sonuçlar elde edilebilinirdi ne de AKP durdurulabilinirdi.


HDP Kürdistan’da AKP’yi süpürdü 

HDP’nin elde ettiği en önemli ve tarihi sonuçlardan birisi de; Kürdistan’da AKP’yi silip süpürmesi oldu. AKP iç ve dış kamuoyu önünde hep “PKK, HDP gibi güçler Kürtleri temsil etmiyor, biz Kürtlerden daha fazla oy alıyoruz, içimizde Kürt milletvekili sayısı daha fazla” diyordu. CHP ve MHP daha önce Kürdistan’da silinmişlerdi. AKP ise barış, çözüm seçenekleri yanında dini de kullanarak Kürtleri elde tutmaya, rejime bağlamaya çalışıyordu. Ancak yeri geldiğinde milliyetçiliğe sarılması, barış sürecini seçim malzemesi yapması, taktik yaklaşması, en son Kobanê olaylarında Kürtlerin duygu ve düşüncelerini dikkate almaması, vahşi ve zalimce saldıran IŞİD gibi güçleri desteklemesi, Kürt ailelerine sürekli cenazelerin gelmesi üst üste gelince AKP’ye oy veren, ona umut bağlayanlar tam anlamıyla hayal kırıklığına uğradılar. 

AKP bu karekteriyle biliniyordu. Kürt politik çevreleri bunları sürekli anlatmaya çalışıyordu, buna rağmen Kürtlerin önemli bir kesimi hala AKP’den umudunu kesmiyordu. Kobanê’de yaşananlar, seçimlerde HDP’ye yapılan saldırılar, onları ateist, dinsiz ve Zerdüşt vb. ilan etmeleri, aşağılamaları artık bardağı taşıran davranışlar oldu. AKP’nin bu haksız saldırı ve aşağılamaları, her yerde HDP’nin fiziki saldırılara maruz kalması öncelikle Kürtleri AKP’den uzaklaştırdı. Kürdistan’da demokratik ulusal birlik daha çok güç kazandı, pekişti. AKP’nin PKK, HDP, Kürtleri temsil etmiyor iddiası tamamen çöktü. Kürtler açısından artık tartışmaya mahal vermeyecek bir temsiliyet ortaya çıktı.

Burada bir noktaya daha değinmekte yarar var. HDP yöneticilerinin bir özeleştiri vermeleri gerekiyor. Önder Apo bu gidişe müdahale etmek amacıyla HDP projesini geliştirdi. Yerel seçimlerden sonra milletvekillerinin HDP’ye geçmelerini önerdi. Ama yöneticiler, kadrolar buna sıcak bakmadı. Örgütlerini buna hazırlamadılar. HDP’ye kerhen katıldılar ama ortalıkta görünmediler. Yurtsever çevrelerde ciddi bir kaygı oluştu, ne oluyor, bu birikimler heba mı, oluyor diye düşündüler. Klasik PKK karşıtı çevreler de bu propagandaları artırdılar. “PKK, Kürtlerin potansiyelini Türk soluna peşkeş çekiyor” vb. diyorlardı.

Bu propagandaları etkisizleştirmek ve yurtseverlerin endişelerini gidermek, HDP projesinin önemini ve içeriğini anlatabilmek için bizler yazıp çizmeye, anlatmaya çalıştık. Şimdi çıkan sonuçlar Önderliğin ne kadar haklı ve öngörülü hareket ettiğini bir kez daha göstermiş oldu. Türkiye’deki demokrasi güçleri de harekete katıldı, canlandı, ciddi bir sinerji ve güç ortaya çıktı. Bundan sonra özgüven artmış olarak gelişmeler daha da hızlanacaktır.


Kürtleri öldürerek nasıl bir politika icra edecekler? 

Diyarbakır’da İHYA-DER başkanının vurulmasından sonra yapılanlara da değinmek gerekiyor. Ne zaman Kürdistan’da önemli bir gelişme olsa, Türk devleti ve hükümeti sıkışsa, Hüda-Par veya Hizbullah devreye sokuluyor. Kürtlerin sırtında bir hançer gibi tutuluyorlar. Bu hareketin yöneticileri bir türlü silahlarını Türk devletine ve zalimlere çevirmeyi öğrenemediler. Bir kişi vuruluyor; hemen ardından şehrin göbeğinde gün ortası silahları ellerine alarak işinde gücünde yurtseverlik dışında bir günahı olmayan insanları öldürmeye başlıyorlar. Polis ve istihbarat seyrediyor. Bundan ne zaman ders çıkaracaklar? Cinayet işleyerek, Kürtleri öldürerek nasıl bir politika icra edecekler? Türk devleti ve kontraları kadar kimse Kürtleri öldürmedi. Onbinlercesini öldürdüler. Bundan sonuç alamadılar. Hüda-Par gibi güçler Kürtlerin kanını dökerek, Kürt çocuklarını PKK’ye düşmanlık temelinde eğiterek nasıl bir ülkeye sahip olacaklardır?

Polisin ve kontr-gerillanın desteğinde silahla halka saldırmak halkı sindirecek mi? Halk ne olduğunu anlayamayacak kadar bilinçsiz mi? Artık bu kanlı ve kirli oyunlardan vazgeçilmelidir. Bu çevreler devletin karanlık koridorlarından çıkıp halkın içinde, açıktan politika yapmaya alışmalıdır. Tersini yapmaya devam ederlerse Kürdistan halkından bir selam bile alamayacaklarını bilmelidirler. Bu halk öyle herkesin eline silah alıp öldüreceği, korkutacağı kurbanlar değildir.