
İdris Baluken ile önümüzdeki seçimleri, seçim barajını ve seçim kampanyasını görüştük.
AKP’nin üç seçime tek kampanyayla gireceği konuşuluyor. BDP’nin bu konuda kararlaştırdığı bir kampanya modeli var mı?
Öncelikle belirtmek gerekir ki; BDP’nin temel hedefi Ortadoğu’da köleleştirilmeye çalışılan Kürt halkına özgürlük sağlamak, Türkiye’de inkara, imhaya, asimilasyona tabi tutulan tüm halklara, inançlara, mezheplere, ezilenlere, emekçilere, ötekileştirilen–dışlanan çevrelere yeniden özgür bir yaşam olanağı sağlayacak demokratikleşmeyi tesis etmektir. Ağır bedeller gerektirse de BDP ve bir bütün olarak Kürt Özgürlük Hareketi bu iki amacı hayata geçirecek tarihi bir fırsatı açığa çıkarmıştır. Kürt halkının özgürlüğü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi Ortadoğu gündeminin ilk sıralarına oturmuş durumdadır. Amacımız bu tarihi fırsatı Kürt halkına, Türkiye halklarına ve Ortadoğu halklarına özgürlük getirecek demokratik bir geleceğin kazanımına çevirmektir. Tabii ki bu anlamda yasal zemindeki halk gücünü açığa çıkaracak seçimleri önemsemekteyiz.
BDP, yerel yönetimler açısından Türkiye’de sistemin yarattığı belediyecilik anlayışına karşı alternatif bir yerel yönetim anlayışını geliştirmiş ve bunu uygulamaya koymuştur. Bu yönüyle sadece bir seçimlik kampanyalarla oy avcılığı yerine demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü paradigmamızın yerel yönetimini esas almaktayız. Esas olan kampanya ile oy kazanmak değil, yaşanabilir bir kent yaratmaktır. Kapitalizmin beton yığınına çevirdiği, iktidarını yeniden ürettiği kentleri kapitalist moderniteye alternatif olarak Demokratik Modernite eksenin örgütlemek üzerine kurulu bir yerel yönetimler anlayışını merkeze koymuş bulunmaktayız.
Bu yönüyle Yerel Yönetimler seçimi başta olmak üzere önümüzdeki üç seçimde de bir kampanyadan çok daha fazlasını ifade eden Demokratik, Ekolojik, Cinsiyet Özgürlükçü Paradigma eksenin halkımızla ortaklaşacağız.
Seçim barajının düşürülmesi üzerine AKP’yle görüşmeleriniz var mı? Türkiye’de seçim barajı oranı sizce kaç olmalı? Yeni Anayasa taslağında seçim barajına dayanak gösterilen fıkranın konmaması, düşürüleceği yönünde bir gelişme midir?
Seçim barajı Türkiye’de demokratikleşmenin önünde en büyük engellerden biridir. Bu antidemokratik uygulamanın ortadan kaldırılması için kimseyle görüşerek müzakere konusu etmek çok anlamlı değildir. Çünkü baraj sorunu Türkiye’nin demokrasi ile ilgili ortak sorunudur. Ki, son dönemlerde iktidar partisi, muhalefet partileri ve ilgili kurum ile kişiler de seçim barajının antidemokratik niteliği üzerine epeyce açıklama yapmaktadırlar. Dolayısıyla bizler Sayın Öcalan ile başlayan barış görüşmelerini de göz önünde bulundurduğumuzda başta seçim barajı olmak üzere, tüm antidemokratik yasa ve uygulamaların yerini demokratik, özgürlükçü ve eşitlikçi yasa ve uygulamalara bırakması gerektiğine inanıyoruz. Baraj sınırına ilişkin gerekli tüm Avrupa ve dünya deneyimlerini, yürürlükte olan yasaları derinlemesine inceledik. Bu konuda bizlerin önerdiği baraj yüzde 3’tür. Elbette bunla ilgili diğer aktörlerle müzakere edilerek, temsili demokrasiyi katılımcı, radikal demokrasiye dönüştürecek bir yasal mevzuatta oluşturabiliriz.
Anayasa taslaklarına baktığımız zaman gerek siyasi partiler kanunu gerekse de seçim kanununda en ilerici, demokratik, özgürlükçü öneriyi BDP’nin sunduğu açıktır. Bizler yasal bir değişiklik gerektiren seçim barajı ile ilgili düzenlemenin de tabanın siyasete daha fazla özneleşerek katılımını sağlaması gerektiğini ifade ediyoruz. Bu yönlü tüm çalışmaların da içerisinde olacağımızı defalarca belirttik.
Gündemi neredeyse tamamıyla etkileyen barış sürecenin, AKP’nin elini güçlendirip yerel ve genel seçimlerde BDP’nin Kürdistan’daki hedeflerini etkileyebilir mi? BDP, yürütülen bu barış sürecinde seçim bazında bir kaybı olabilir mi?
BDP’nin hedeflerini doğru ortaya koymak gerekir. Kirli trilyonlarla yapılan rant siyasetine karşı her kuruşunda emeğin, alın terinin olduğu halk siyasetinin başarı göstermesinin sırrını burada aramak gerekir. Önümüzdeki seçimlerde Türkiye ve Kürdistan’da yerel yönetimleri kazanarak örnek belediyecilik anlayışını tüm halklarımızın hizmetine sunma amacımıza ulaşmak açısından son derece önemlidir. Kürdistan’da barış süreci ile beraber bizlere olan desteğini net bir şekilde arttığını rahatlıkla ifade edebiliriz. Sadece Kürdistan’da değil, tüm Türkiye’de bu yönlü bir destek artışı söz konusudur.
Hem yerel hem de genel seçimlerde geçmişte sürekli artış halinde olan oy sayımız ve etki alanımızın katlanarak artacağını düşünüyoruz. Tabi bunun için de hem barış sürecinde hem de tüm çalışmalarımızda daha fazla çalışmayı esas almış bulunmaktayız. Belirtmek gerekir ki; seçimlerde başarı kazanma konusunda temel belirleyen BDP olacaktır. Tüm kamuoyunun da farkında olduğu üzere artık merkez BDP’dir.
Diğer partiler anket çalışmaları yapıyorlar. BDP’nin böyle bir anket çalışması var mı? Sizce BDP genel seçimlerden nasıl bir sonuçla çıkar? Birde bu seçimlerde hazine yardımının alınması söz konusu olabilir mi?
Yakın zamanda Parti olarak yaptırdığımız herhangi bir anket söz konusu değildir. Ayrıca salt anketler üzerinden siyaset yapmak, yurttaşların fikirlerini sayısal bir veri olarak değerlendirip buna göre siyaset üretmek bizim parti olarak tavrımız değildir. BDP; milletvekilinden tutalım da ilçe başkanlarına kadar halkın içinden gelen ve halkın içerisinde her daim var olan bir parti olduğu için halkın nabzını tutmak, siyasal fikir edinmek için çok fazla ankete ihtiyaç duymayacak bir partidir.
BDP olarak ardılı olduğumuz siyasi partileri de göz önünde bulundurduğumuzda daha iyi örgütlendiğimiz ve daha iyi çalışmalar yaptığımız takdirde, oylarımızın beklenenden daha fazla artacağını düşünüyoruz. En azından şunu ifade etmek gerekir ki; halkın içinden gelip siyasette de halkın içinde olan bizlerin salt oy yükselmesi gibi bir derdimiz de yoktur. Bizler siyaseti iktidar avcılığı için değil, var olan sorunların doğru temelde çözülmesi için yapıyoruz.
Seçimlere girmek, siyasi etkinlikler düzenlemek ve daha pek çok eylem, etkinlik ciddi bir maddi külfet yaratmaktadır. BDP olarak bugüne kadar bu zorlukları sürekli çalışarak ve dayanışarak ve halkımızın maddi, manevi her konuda yaptığı fedakarlıklarla çözmeye çalıştık. Yani her türlü bedeli ödeyen halkımız emeği ile, alın teri ile kazandığı, partisinin çalışmaları için paylaşarak dünya siyaset tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir mücadele destanı yaratmıştır. Tabi ki, vergilerimizden alınan hazine paylarının, gayri ahlaki yollarla bizden çalınmasını ise kabul edilemez bir durum olarak değerlendiriyoruz. Bize göre siyaset yapan tüm siyasi partiler bu hazine paylarından yararlanmalıdır. Hele hele tüm baskılara rağmen milyonlarca oy almış, parlamentoda grubu bulunan partimizin hazine paylarından muaf tutulması ise gayri meşru, gayri ahlaki, gayri vicdani bir ayıp, diğer partilerin kasasına akan trilyonları tümüyle de haram kılan bir uygulamadır. Bu ayıptan, her gün işlenen bu günahtan parlamentoda grubu bulunan başta AKP olmak üzere tüm siyasi partiler bir an önce sıyrılmalıdır. Önümüzdeki dönemde demokratikleşme ile ilgili yasal ve anayasal düzenlemeler yapılırken bu ayıptan kurtulacak çözüm önerileri mutlaka yasalaşmalıdır.
Yerel seçim sonuçları, genel seçimleri de etkileyecek gibi. ‘Kürdistan’da yerel seçimlerde başarılı olan, genelden de zaferle çıkar’ önermesi sizce ne kadar doğrudur?
Önerme ile ilgili net bir şey ifade etmemek daha doğru olur. Seçimlerde başarılı olmanın belli bazı şartları vardır. Bizler açısından bu şartlar, doğru yaklaşımla iyi örgütlenmektir. Bu şartları yerine getirebildiğimiz ölçüde seçimlerden tüm Kürdistan’da ve tüm Türkiye’de bu oranda başarı sağlayacağımız açıktır.
AKP’li bakanların ve milletvekillerinin önemli bir kısmı ‘3 dönem’ kuralına takılacak gibi. Yerel seçimlerde aday gösterilebileceği söylenen bu vekillerin, BDP’yi zorlayabileceği söyleniyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Öncelikle ifade etmek gerekir ki; seçimlerin belirleyen ne AKP’nin kendisi ne de AKP’nin adayları olacaktır. Seçim sonuçlarının temel belirleyeni BDP olacaktır. Çünkü BDP gerek ortaya koyduğu siyasi yaklaşımla gerekse de özeleştiriye tabi tutulacak yetmezlikleri ile beraber yerel yönetimler anlayışı ile Türkiye’de diğer partilerle aynı düzlemde bile değerlendirilemeyecek bir partidir. Bu noktadan hareketle, parti çalışanlarımız, seçilmişlerimiz ve halkımızla beraber göstereceğimiz efor ve yaklaşım seçim sonuçlarının temel belirleyeni olacaktır.
Demokratik Özerklik için yerel seçimlerin önemi nedir?Büyükşehirler yasası ve Özgür Demokratik Yerel Yönetimler Modeli çerçevesinde yerel yönetimindeki parti olarak iddialarınızı ‘nasıl uygulanabilir’ üzerinden kısaca açıklayabilir misiniz?
Demokratik Özerklik’in temelini katılımcılık, radikal demokrasi, tabandan örgütlenme oluşturmaktadır. Dolayısıyla yerel yönetimlerin kazanılması bu projenin uygulanması açısından önemlidir. Demokratik Özerklik temelinde geliştirdiğimiz yerel yönetimler anlayışının birçok güzel örneğini bugüne kadar pratik alana taşıdık. Amacımız hem bu pratik alan çalışmalarını derinleştirmek hem de yeni yerel yönetimler ile beraber modelimizi tüm Türkiye’ye yaymaktır.
Wan, ilk defa büyükşehir belediye başkanını ve meclisini seçecek. Wan depreminden sonraki AKP’nin tutumu ve KCK davasının seçimlere etkisi olur mu?
Wan halkı zaten gerek 2009 yerel seçimlerinde gerekse de 2011 genel seçimlerinde siyasi irade konusunda tarafını net olarak ortaya koymuştur. Wan depremi sonrası AKP’nin ortaya koyduğu yaklaşım esasında Wan halkına ve Kürt halkına yönelik yaklaşımın bir parçası idi. Wan halkı da geçmişte olduğu gibi depremden sonra da bu yaklaşımı net olarak gördü. Depremde tüm engellemelere rağmen Wan halkı ile birlikte olan, yardımlar konusunda deyim yerindeyse canını dişine takan Sayın Bekir Kaya ve diğer belediye başkanlarımızın tutuklanması da AKP’nin Wan halkını cezalandırma girişimiydi. Neyse ki gerek belediye başkanlarımızın ortaya koyduğu direniş gerekse de Wan halkının ortaya koyduğu sahiplenme ile siyasi soykırım operasyonları bu anlamda kısmen boşa çıkarıldı. Bu açıdan seçimler ekseninde değerlendirmek eksik bir değerlendirme olacaktır ki, AKP’nin gerek depremden sonra gerekse de Belediye Başkanlarımız şahsında yapmak istediği zulümün cevabını Wan halkı en yakın zamanda verecektir.
Yeni anayasayı referanduma götürebilmek için AKP’nin BDP’yle uzlaşmak zorunda kalacağı söyleniyor. Yeni bir anayasa için kırmızı çizgileriniz nelerdir?
Yeni anayasa yapımında esas aldığımız nokta çalışmalarını sürdüren Anayasa Hazırlık Komisyonundan demokratik bir anayasa önerisinin çıkmasıdır. Anayasa Hazırlık Komisyonu çalışmalarını sürdürürken prensip olarak bu konuda beyan açıklamayı doğru bulmuyoruz. Yeni bir anayasa için olmazsa olmazımız her anlamda eşitlik ve özgürlüklerin olabildiğince genişletilmesidir. Vatandaşlık tanımı, anadil hakkı, idari sistemin değiştirilmesi (ki bizim önerimiz Demokratik Özerkliktir), inanç özgürlüğü, temel hak ve özgürlükler konusu en hassas olduğumuz konular olarak öne çıkmaktadır.
Başkanlık modelinin yeni anayasada yer almasına parti olarak nasıl bakıyorsunuz?
Başkanlık konusu gündemdeki yerini korumaya devam ediyor. Sorun rejimin ne olacağından öte niteliğinin ne olacağıdır. Bugün AKP’nin başkanlık önerisi diktatöryel bir öneriden başka bir şey değildir. Bizler Türkiye’nin demokratikleşmesine hizmet edecek projeler üzerine müzakere etme konusunda gram tereddüt yaşamıyoruz. Bu yönlü gelebilecek her türlü teklifi tartışmaya hazırız. Burada önemli olan husus; denge-denetleme mekanizması, kuvvetler ayrılığı, yetkilerin merkezden alınarak yerele dağıtılması ile ilgili ilkelerimizin kabul görüp görmemesidir.
Seçimler ve yeni anayasa üzerine vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Önümüzdeki seçimler demokratik siyasetin çizgisi açısından belirleyici olacaktır. Belirleyeni ise Kürt halkı ile Türkiye halkları olacaktır. Bu konuda partimiz halklarımıza özgürlüğü getirecek tarihi bir seçim zaferi kazanmayı amaçlamıştır.
Bingöl’de yerel seçim nasıl olur?
Bingöl yerel seçimleri partimiz açısından son derece önemlidir. Bilindiği gibi 99 seçimlerinde halkımız Bingöl’de yerel yönetimi Kürt Siyasi Hareketine vermiştir. Ancak partimizin yerel yönetimler ilkesel tutumunun Bingöl halkıyla buluşmasında yetersizlikler yaşanmış, halkımız Kürt Siyasi Hareketini özeleştirel bir sürece tabi tutmuştur. Aslında aradan geçen sürede bu özeleştiri süreci tüketilmiş, 2009 Yerel Yönetimler seçiminde Bingöl Belediyesi tekrar Kürt Siyasi Hareketi tarafından kazanılmıştır. Ancak Kürt Siyasi Hareketine karşı devlet kurumlarının ve tüm siyasi partilerin son birkaç günde içine girdikleri kirli pazarlıklarla oluşan bloklaşma, sandık başı hileleri ve en nihayetinde oy sayımı hileleri ile Bingöl halkının gaspedilen iradesine sahip çıkma görev ve sorumluluğu önümüzde durmaktadır. Tabii bir de AKP’nin genel siyasetinin ve yerel yönetimler pratiğinin Bingöl’de iflas ettiği gerçekliği vardır. Siyasi düşüncesine göre işçi kıyımı yapan, işçinin emekçinin maaşını bile ödemeyen, hizmetten çok kentte partimize karşı provokatif derin saldırılar örgütleyen, yolsuzluğun dibine batmış, bir kenti 10 gün boyunca tek damla suya muhtaç hale getiren bir Yerel Yönetimler pratiği, Bingöl halkı nezdinde güvenilirliğini ve meşruiyetini çoktan yitirmiş durumdadır.
Bize düşen Partimizin Yerel Yönetimler anlayışını Bingöl halkıyla buluşturacak, her kesimden Bingöl halkının güvenini, teveccühünü kazanmış, Bingöl halkına layık Belediye Başkanı ve Belediye Meclis Üyeleri Adaylarını belirlemek, özverili ve başarılı bir seçim çalışması ile Bingöl halkına gitmektir. Bingöl halkının tarihi bir seçim sonucunu açığa çıkaracağından en küçük bir kuşkumuz yoktur.
Dersim için hangi çalışmanız var?
Dersim ve Alevilik konusunda gerek Kürt Hareketini gerekse de ideolojisini zan altında bırakmak isteyen bazı yaklaşımlar sergilenmektedir. Bu yaklaşımları sergileyenler Dersim halkına soykırımı uygulayan bir çatıda politika yapmaktadırlar. Seyid Rıza’nın itibarsız olduğunu söyleyen, Kürt sorununa Dersim modeli çözüm öneren, Kürt halkıyla Türk halkını eşit görmediğini ifade eden bir zihniyete Dersim halkı gereken cevabı bu seçimde verecektir. Dün olduğu gibi bugün de Dersim halkı, kendi siyasi hareketinin yanındadır ve olmaya da devam edecektir. Bu yönlü gerek genel politikalarımız gerekse de yerel yönetimler pratiğimiz açısından Dersim halkıyla ortaklaşma anlamında bazı yetmezlikler yaşanmış olabilir. Partimizin Dersim halkıyla beraber eleştiri-özeleştiri mekanizmasını işleterek mazlum, kahraman Dersim halkına layık bir pratik ortaya koyması gerekir. Son genel seçimlerde Dersim’de yakın dönemin en büyük Alevi-Kızılbaş katliamını yapan bir partinin iki milletvekili seçmesi bile, böylesi bir pratiğin partimiz açısından hayata geçirilmesi zorunluluğunun elzemliğini ortaya koyduğunu tespit etmek gerekir.
CİHAT AYKAÇ