HDP yüzde 13’ün üzerinde oyla barajı çok rahat geçerek seçim zaferi kazandı.

Bu gecikmiş ama birikerek şimdi ortaya çıkmış büyük kitlesel bir destek.

Kobanê’den sonra Kürt halkının muhafazakarlığın etkisindeki geniş kitlelerinde HDP’ye doğru heyalan yaşandı. Kürdistan’da kitle akışında tam bir patlama oldu. Yüzde 70-80’ler düzeyindeki destek buna işaret ediyor. Dersim’de Kılıçdaroğlu’na akışın geri dönmesi bu gerçeği gösteriyor. 

Türkiye’nin büyük kentlerinde yeni büyük kitlesel desteğin akmaya başladığı anlaşılıyor. İstanbul ve özellikle İzmir’de olan bu.

Vurgulamak gerekir ki, Türk halkı ve ezilen ulusal topluluklarımız ve Alevi halkımız HDP’ye sempati ve desteğini artırmaya başladı. 30 yıldır yükseltilen, ortalama politik ruh hali haline gelen egemen şovenizm barajı duvarında geri döndürülemez büyük bir delik açtı. Kimi Erdoğan diktatörlüğünü engellemek, kimi demokratikleşme umudu için, şimdiye değin “bölücü” gördüğü HDP’yi desteklemeyi gerekli gördü. Bu desteğin geçmişteki “marjinal”likten çıkarak önemli bir kitleselliğe ulaştığı anlaşılıyor. 

“Bölücülük” korkuluğu, Gezi/Haziran ayaklanmasında yıkılmaya başlamıştı, 7 Haziran’da ikinci büyük atılımla yıkılıyor. 

HDP demokratik halkçı bir cephe partisi. BDP’den gelen kitle ve gövde baskın yer tutsa da, Kürt Özgürlük Hareketi’nden komünistlere, çevreci hareketten Demokratik Alevi Hareketine ve LBGTİ’ye, feminist harekete, kadın ve gençlik hareketine değin geniş yelpazede hareketleri kucaklamaya çalışıyor. Bu hareketlerin bir bölümü HDP içinde yer aldı. Bir bölümü dıştan seçim ittifakına girdi. Bir bölümü de dışında kalmakla kalmadı, seçim ittifakını da reddetti.

Dışında kalan ve seçim ittifakını reddedenlerin ana gerekçesi, söz ve teoride ne derlerse desinler, gerçekte Kürt Özgürlük Hareketi’yle ittifakın Türk emekçiler arasında gelişmeye engel olması. Türk işçi ve halk kitleleleri içinde sosyal şoven atmosfer gerçekten de Kürt Özgürlük Hareketi’nin -barış eli de olsa- elini tutanı adeta tecrit ediyordu. Bu nedenle proleter enternasyonalizm ve tutarlı demokratizmde kararlı olanlar dışında pek çok hareket Kürt Özgürlük Hareketi’ne mesafeli duruyordu.

Şimdi anlaşıldı ki, enternasyonalizmde ısrar, Kürt Özgürlük Hareketi’nin halkarın demokratikleşmesinde ısrar eden politikaları, Rojava-Kobanê, Şengal devrim ve direnişlerinin sarsıcı uyandırıcılığı, artık bu tecridi yıktı. Kürt Özgürlük Hareketi’yle ittifakın kitlesel gelişme aracı olmaya başladığını HDP’nin seçim kampanyası ve zaferi ispatladı. 

HDP’nin seçim zaferi, Erdoğan diktatörlüğüne halklarımızın geçit vermeyeceğini Gezi/Haziran ayaklanmasından sonra yeniden kanıtlamakla kalmadı. Erdoğan ve AKP’nin iktidar için kullandığı başlıca manivelalardan biri olan seçim alanında da HDP etrafında cephenin bu manivelayı yarın daha güçlüce kıracağını gösterdi.

Ayrıca seçim alanındaki möücadelede halklarımıza ve ezilenlere etrafında toplanacağı bir odak vererek, kitlelerin bir eliyle burjuva partilere mahkum olmasına son verdi. 

Böylece Batı’da devrimci harekete daha verimli çalışıp büyüyebileceği bir zemin verdi.

HDP’nin seçim zaferinin bu devrimci rolünü karşı devrim, devrimci ve antifaşist hareketin mesafeli duran kesiminden daha duyarlıca anladı. 200’e yakın linç ve şiddet saldırısını bu nedenle yaptı. Erdoğan bu nedenle HDP Adana ve Mersin bürolarını bombalatarak kitlesel katliama girişti. Bingöl’de miting yaptığı gün BDP’li Hamdullah Öge’yi kontgerilla cinayetiyle bu nedenle katlettirdi. Efkan Ala’yı gönderdiği Erzurum’da, yakarak ve linççi saldırıyla katliam yaptırmaya çalıştı.

Yetinmedi, 5 Haziran’daki Amed mitingini bombalatıp 1 Mayıs 1977 Katliamı’nın benzerini bu nedenle yapmak istedi.

HDP seçim zaferi sonrası, yine Efkan Ala yönetiminde Amed’de provokatif suikastle Hizbulkontracıları HDP’lilerilere saldırtarak canlarımızı aramızdan aldı. Dehşet saçarak yıldırmaya çalışıyor.

“Ne yapmalı” sorusunun cevabı kısa değil. Kısa da olsa cevaplayalım. 

Seçimle kazanılan kitle desteğini HDP örgütlülüğü içine mümkün olduğunca çekmenin önemini HDP örgütçüleri benden daha iyi biliyorlar. 

HDK-HDP içinde ve etrafındaki demokratik birleşik cephede olabildiğnce daha çok emekçi sol parti, kitle örgütü, sendika, kişi, çevre, platform ve hareket toplanmalıdır. 

Bu aynı zamanda başta ÖDP olmak üzere mesafeli duranlara kişisel bir çağrımdır. 

HDP-HDK, meclis grubuyla demokratik özgürlükler ve sosyal hak talepleri yönünde seri sistematik çalışmalı. Burjuva partilerin demokratikleşmenin düşmanı ve engeli olduğu gerçeğini geniş kitlelere ulaştırmanın deneysel aracı yapmalı.

Örgütlülüğünü bugün gelişen kitle desteği içinde genişleterek, özgürlük, demokratik barış ve sosyal hak talepleriyle kitle eylemini, tekil, genel, bölgesel her düzeyde, ve bütün ezilen sınıf ve kesimler içinde yaygınlaştırmalı. Daha geniş kitleleri etkileyip mücadele saflarına çekip eğitmeli. Özellikle yeni, genç kuşakları büyük kitleler halinde cephe içinde ve etrafında toplamalıdır.  Burjuva partilerle koalisyon hükümetlerine girmeye tenezzül etmeyip burjuvaziden bağımsız halklar hareketi niteliğini koruması gerektiği söylediklerimden zaten anlaşılıyor. Seçim başarısı halklarımızın birleşik hareketinin Gezi’den sonraki büyük bir zaferiydi. Vurguladığım yönde kitle eyleminde ve parlamenter grubuyla çalışmasında HDP’nin yeni başarıları AKP’yi de, diğer karşı devrim güçlerini de önüne katıp gerileteceği yeni zaferleri yaratacaktır.