İran’da 21 02 2020 Cuma günü halk parlamento seçimleri için sadığa gidip oy kulanacaktı. Son üç aydır İran’da milletvekili seçimleri için çalışmalar yürütülüyordu, adayların belirlenmesi, belirlenen adayların Anayasa Koruma Konseyi’nin “İslami kriterlerine göre midir, değildir” gerekçesi ile eleme işlemi seçime az bir süre kala tamamlandı ve seçilmeyi hak edenler aday olabildiler. Anayasayı Koruma Konseyi’nin onay vermediklerinin bir itiraz zemini, zamanı ve mekanizmalarıda zaten yoktu. Yani seçilecekler rejimce zaten belirlenmişlerdi, farklı bir ses, farklı bir rengin parlamentoya girmesi halkın onayına sunulmadan önü alınmıştı. Bu yöntem teokratik Şiia-Fars iktidarınca hep uygulana geldi.

Cuma günü yapılan son seçimin diğer seçimlerden en önemli farkı İran teokratik Şiia- Fars rejiminin, 40 yıldır ilk kez toplumsal zeminde meşruiyeti tartışmaya girdi. Bu seçimle rejiminin meşruiyet tartışmaları, seçimden önce hem uluslararası hem de toplumsal muhalefet kesimlerince gündeme girdi. Bu tartışmalara rejimde kendi güçünü göstermek için doğrudan, dolaylı bu tartışmalara katılarak tartışmaları meşrulaştırdı. Özellikle seçimlerin sonuçlarını kendi lehine çevirmek işin “bu seçime bayram hevasında gireceğiz” yine Cumhurbaşkanı Ruhani “özgür seçimler olsaydı sahın gitmesine gerek olmazdı” ve Hamaney daha üst perdeden sandığa gitmenin “Amerika’yla savaşı kazanmamızın başarısını garantileyecektir” yine Hamaney devamla “sandığa gitmek bir vatandaşlık görevi ve aynı zamanda dini bir görevdir” dedi. Tüm bu söylemlerin yanında Rejim, seçim meydanlarını, oy verilecek merkezlerin binalarına Qasim Süleymani’nin posterlerini astı ve altına da “Kudüs’ün fatihi, Ari halkının güneşi” v.b tanımlamalar yaptılar. Yine Qasim Süleymani’ye ait olduğu söylenen vasiyetnamesini açıkladılar. Vasiyetnamede “İran’da kayıp etmenin anlamı Kerbela’nın, Necef’in ve Mekke’nin kayıbıdır” cümlesi öne çıkarıldı. Yani seçime gitmeyi varlık gerekçeleri olacağını, gitmemenin de Qasim Süleymani’nin tanımıyla “rejimin yıkımıdır” dendi.

Ancak sandık günü toplumsal aynanın sokağa yansıması, boş sokaklar, sandık merkezleri buz soğukluğunda, sandık memurlarının dili penselenmiş gibi sessiz, gözler kapıdan gelecek ayak seslerine kesilmiş, kulaklar İran teokratik rejiminin adeta ölümü öncesi habercileri gibi beklemekte idiler.

Akşam saat 18.00’de yani oy kullanma saatinin bitiminde yeterli oy kullanımı olmayınca, oy kullanımı önce iki saat, sonar ise aralıklarla gece saat 23’e kadar uzatıldı. Bu uzatma aralığı arasında devletin güvenlik güçleri zor aygıtlarını devreye koydular, oy simsarları da para ve farklı hillelerle halkı sandığa çekmeye çalıştılar. Ancak sonuç değişmedi, yerelden net aldığımız bilgilere göre Rojhilat Kürdistanında sandık başına gidiş yüzde 20’nin altındadır. Örneğin en fazla sandığı giden şehir Ciwanro ve çevresinin katılım sayısı 17 bin civarındadır. Oysa o bölgedeki oy sayısı yaklaşık 100 bin civarındadır. Meriwan’da katılım sayısı yüzde 10 üstünde değildir. Örneğin 18 yıl önceki seçimlerde birinci sıradaki milletvekili adayı 21 bin oy almıştı, şimdi birinci çıkan milletvekili adayı Meriwan’da aldığı oy sayıdı 8500’dir. Sinê eyaletinde kulanılan oy yaklaşık 137.000’dir, oysa buranın oy oranı yaklaşık 750.000 bin civarıdır.

Bu seçimlerde ilginç olan, belki de dünyada ilk karşılaşılan durum: Sandığa gidip oy kullanan 130000 bin kişinin oyunun 80 bini geçersiz, 50 bini ise geçerlidir. İlginç olan bu geçersiz oy pusulalarında; küfür, Hameyni ile dalga geçmeler, kendi derdini yazanlar, politik sloganlar yazanlar, yani her çeşit dalga geçmeler. Ancak ilginç olan ise rejimin talimatı ile bu tahrif oylar da sayıma tabi tutulmuştur. Bu bilgi de teyitli bilgidir.

Seçimde kazananların profiline bakıldığında çoğunluğun Spay Pastaran’ın adayları olduğu görülecektir. Yani görülen İran genelinde sandığa giden ve ‘kazanan’ların çoğunluğu militarist güçler ve aileleridir. Örneğin Tahran’da birinci sırada kazanan Muhamend Baqır Qalibaf eskiden Cumhurbaşkanı adayı oldu ama kazanamadı. şimdi Ppay Pastaran’ın adayı olarak seçime katıldı.

İran rejiminin 41 yıldır toplumsal talepleri bastırmak için hukuksal, siyasi, ekonomik, kültürel ve ideolojik baskılarla birlikte zor güçünü hep birlikte yürüttü, yürütüyor. Topluma karşı özel ve genel savaşın her türünü kullandı, topyekün bir toplum kırım savaşı geliştirdi. Bu savaşın birinci amacı, tüm toplumu Şiiacılık adına dincileştirmek, Farsçılık adına millileştirmek ve bunun üzerinden tarihsel hayalli olan Pers- Sasani egemenliğindeki topraklarda egemen olmaktı. Ancak ideolojik dayanakları önce kendi içinde kırıma uğradı. Bu kırılma tüm asimilasyon, kültürel kırım savaşına rağmen İran’daki halklar Farsizm potasında erimediler, diğeri dincilik adına tüm çabalara rağmen İran’da bir kısım halkların bir kesimi dışında kimse Şiialaşmadı.

Sonuç olarak bu seçimler İran’da yeni Newrozlara yol açtı. Newroz, zulmü yenme, halkların özgür renkleri, özgür iradeli toplumsallığıdır. Halklar bu seçimde var olanın kendini temsil etmediğini beyan ettmiştir, gerisi bu gelişmiş iradeyi örgütlü güçe dönüştürmedir. Burda 1979 da Ayetullah Humeyni’nin bir belirlemesi var, 1979 iktidara gelirken yanındakilere dönerek “Unutmayın bizi bu baldırı çıplaklar, bu fakir halk iktidara taşıdı, eğer dikkat etmez ve halktan koparsanız bu halk şahı kovduğu gibi bizi de kovar” der. Bu seçim kovmanın ilk ciddi tokatını rejime vurdu, sıra tokat elleri tutarak birleştirmek örgütsel güce dönüştürmektedir. Bunu geliştiren İran’da devrim öncülüğünü geliştirir, tersi aşbetaldır.