HDP çatısı altında birleşen demokrasi güçleri, Dünya’nın en antidemokratik seçim barajını yerle bir ederek seçimi büyük bir zaferle kazandılar. HDP’nin bu büyük zaferi halkımıza, Türkiye halklarına, kadınlara, Alevilere, yüreği barış ve özgürlük için çarpan tüm insanlara kutlu olsun!
Bu seçimde HDP’nin “Büyük İnsanlık Çağrısı” karşılık buldu, halkların birliği, kardeşliği ve demokrasi kazandı. Halkların, kadınların, emekçilerin ve tüm ezilenlerin birlik, özgürlük ve demokrasi iradesi karşısında AKP hegemonyası yıkıldı, demokratik siyaset zafer kazandı. Kadın özgürlükçü anlayışla kimlik kazanan demokratik siyasetin bu zaferi aynı zamanda meclise 32 vekil gönderen kadınların zaferidir. Tüm kadınlara kutlu olsun!
7 Haziran seçimleri esas olarak Demokratik Özerklik ve Demokratik Ulus projesinin referandumuydu. Seçimler güçlü bir devrimci demokratik hamleydi ve bu hamle başarıya ulaştı. Bu seçimde halk Erdoğan ve AKP şahsında daha fazla çılgınlaşan ulus devlet sisteminin tekçi, milliyetçi ve faşist zihniyetine, “ARTIK YETER!” diyerek demokratik ulus sistemini onayladı. Demokratik ulus projesi ve sistemi bu tarihi halk referandumunu başarıyla geçti. Halkların/ezilenlerin ortak mücadelesi, özgür, eşit ve demokratik yaşam projesine ve bu yaşam projesine dayanacak olan demokratik cumhuriyet sistemine güçlü bir zemin yarattı, çoğulcu, demokratik ve özgürlükçü bir anayasaya kapı açtı.
Bu büyük şansı, demokrasi güçlerinin birliği ve demokratik güç ittifakı ortaya çıkardı. Bundan daha değerli bir kazanım ve başarı gerekçesi olamaz. Bu seçimde bir kez daha anlaşıldı ki ezilenler, gücünü, iradesini birleştirdiğinde aşamayacakları engel, yıkamayacakları baraj yoktur. Özgür ve demokratik bir Türkiye için HDP’nin çatısı altında bir araya gelen ve tüm toplumu etkileyen bu değerli demokratik güç ittifakı, stratejik ve kalıcı bir ittifaka mutlaka dönüşecektir. Sadece bir seçim ittifakı olarak kalmayacak, Kürdistan devrimi ile Türkiye devrimini birleştirerek halklara, kadınlara ve ezilen tüm toplumsal kimliklere özgür ve eşit bir yaşamı, demokratik bir sistemi armağan edecektir.
Bu seçimin en büyük kazananı demokrasi ittifakı, en büyük kaybedeni ise AKP’dir. AKP Kürdistan’da ve Türkiye’de yenildi. Gerçekten Kürt halkı ve Türkiye halkları, kadınları AKP’yi sandığa gömdü. Özellikle Serhat bölgesi ve Dêrsim, Hakkari, Şırnak, Wan, Amed, Batman başta olmak üzere tüm Kürdistan’da tam bir toplumsal devrim yaşandı. Başını İstanbul ve İzmir’in çektiği Türkiye kentlerinde HDP oyları iki-üç katına çıktı. Her kesimden ve kimlikten temsiliyeti meclise taşıyan HDP muhteşem bir Türkiye, Kürdistan tablosu oluşturdu. TBMM’sini kurucu bir meclis niteliğine kavuşturdu. Böylece bu seçimde halkımız ve Türkiye toplumu AKP’ye hak ettiği cevabı en güçlü bir biçimde vermiş oldu.
AKP bu seçimi kazanmak için her türlü kirli yol ve yönteme başvurdu. Gerillayı savaşa-çatışmaya çekmek için Ağrı provokasyonunu geliştirdi, gerilla noktalarına operasyonlar yaptı. Çatışma ortamı yaratıp faturasını da HDP’ye çıkartmak için AKP’nin başvurmadığı özel savaş yöntemi kalmadı.
AKP iki yıl önce PKK’nin ateşkes ilan etmesi için can atarken, seçim sürecinde HDP’nin yükselişiyle birlikte bu defa da PKK’nin savaşması için can atmaya başladı.
HDP’nin parti olarak seçime girmesi ve başarılı bir çizgi izlemesi AKP’nin maskesini düşürdü. HDP’nin yükselişi AKP’nin Kürt düşmanlığını ve sahte yüzünü deşifre etti. Bu seçim bir hakikat sınavıydı ve AKP bu sınavda büyük yara alarak yenilgiyle çıktı. Bu yenilgi bir zaman sonra kaçınılmaz bir biçimde AKP’yi bölecek farklı eğilimleri gündeme getirecektir. Artık bu saatten sonra AKP’nin bütünlüğünden bahsetmek zordur.
Erdoğan ve AKP aslında böyle bir bozgun yaşayacaklarını biliyorlardı. HDP’ye bu kadar pervasızca ve vahşice saldırmalarının nedeni de buydu. Dikkat edersek Erdoğan ve AKP yönetiminin bütün miting ve açıklamalarında HDP’yi hedef gösteren söylemleri ve çağrıları anında yerine getirilen talimatlara dönüştü. Öyle ki saldırılar HDP merkez, il, ilçe, seçim bürolarını aşarak suikastlere, bombalamalara ve Amed mitinginde yaşandığı gibi kitlesel katliam girişimlerine kadar tırmandı.
HDP’nin merkezi tarandı, Adana ve Mersin il binaları bombalandı. Bingöl’de çok değerli bir yurtseverimiz Hamdullah Öge, IŞİDvari bir yöntemle çok vahşi bir biçimde katledildi, bedenine otuz kurşun sıkıldı. Erzurum’da yüzlerce insanımız AKP’nin saldırısına uğradı, yaralandı. Ve en son AKP, Amed mitinginde 4 değerli canı katletti, yüzlerce insanın şahadetine, katliamına yol açacak ve Türkiye’yi önü alınamaz bir iç savaşa sürükleyecek kadar alçaldı, barbarlaştı.
Şüphesiz Erdoğan’ın ve AKP’nin tekçiliği, hegemonya tutkusu ve Kürt düşmanlığı AKP’nin gerçek yenilgisinin nedenidir. AKP’nin Kürt sorununu çözüyor gibi görünerek özünde bu sorunu politik bir araç haline getirmesi, Rojava başta olmak üzere her yerde Kürtlere karşı savaşması, Êzîdîleri, Alevileri, Hıristiyanları yani kendisinden olmayan herkesi aşağılaması ve düşman ilan etmesi, kendisi dışında herkese acımasızca saldırması ve “Yeni Türkiye” adı altında mutlak faşist diktatörlüğü kurmaya çalışması yenilgisinin temel nedenidir.
Esas olarak AKP başaşağı gidiş sürecini Önder Apo’nun çözüm çabalarına yanlış yaklaşmakla başlattı. AKP, Önder Apo’nun demokratik çözüm ve barış çabalarına kullanımcı ve pragmatik yaklaşarak bugün geldiği noktanın da yolunu döşedi. AKP İmralı işkence sistemini kaldırıp gerçek çözüme oturacağına, iki yıllık süreçte yerel, cumhurbaşkanlığı ve genel seçimleri kazanmak için Önder Apo’nun iyi niyet yaklaşımlarını suistimal etti, barış ve çözüm arayışlarına demogojik yaklaşarak bu kavramları propaganda malzemesi haline getirdi. Özel ve psikolojik savaşı yoğunlaştırdı. Önder Apo PKK’nin silah bırakmasına ilişkin tek bir yazılı ve sözlü ifade kullanmamasına ve böyle bir çağrıda bulunmamasına rağmen Erdoğan ve AKP yöneticileri ısrarla sanki böyle bir şey söylenmiş gibi aylarca bunun ucuz politikasını yaparak, diyalog sürecini de ortadan kaldırmanın gerekçelerini oluşturdu. AKP seçim sürecine girişle birlikte İmralı görüşmelerini tümden keserek Önder Apo üzerinde tecriti ağırlaştırdı.
İşte 7 Haziran seçimlerinin esas olarak bu noktada çok büyük bir anlamı ve değeri vardır; Kürt halkı ve Türkiye halkları bu seçimde AKP’nin özel savaş sürecine tavır geliştirerek, gerçek bir çözüm ve barış süreci için desteklerini ve iradelerini ortaya koymuşlardır. AKP’nin özel savaş sürecine dönüştürdüğü çözüm süreci gerçek niteliğini ancak güçlü bir demokrasi mücadelesiyle kazanacaktır. Hiç kuşku yok ki HDP’nin temsil ettiği demokratik ulus projesinin başarısı ve mecliste yapacağı güçlü muhalefet gerçek çözümün ve barışın da önünü açacaktır.