
AKP de kendince bir imha ve etkisizleştirme stratejisi seçmişti. Buna göre iş yapabilecek herkesi içeri tıkayacaklardı. Legal alan tamamen çökertilecekti. Kitleler örgütsüz ve öncüsüz bırakılacaktı. Dağlar da bombardıman altına alınacaktı. Böylece hareket kuşatılacak, katılımlar durdurulacak ve kitlenin dağıtılması sağlanacaktı. Kitle desteğini kaybetmiş ve bastırılmış bir hareketi Türkiye için sorun olmaktan çıkaracak ve dünyaya bunu ilan edeceklerdi. Bu tutuklama ve baskınlar dalgası tamamen politik hesaplarla olmuştu. Tüm hukuk kuralları ayaklar altına alınmış ve oldukça politize edilmiş özel mahkemelerin insafına terk edilmişlerdi.
Bu tutuklama ve etkisizleştirmenin bir nedeni de yasal alanda Kürtlerin birikim sağlamalarını önlemek ve biçme operasyonlarını süreklileştirmekti. Bilindiği gibi legal alanda HEP ve DEP’ten günümüze yarım düzine parti kapatılmış ve kadro kıyımına uğratılmışlardı. Siyasi deneyim kazanmış ve kitlelere güven vermiş kadrolar kolay yetişmiyor. Bu birikimin zamanla ve siyasetin doğal gelişimiyle oluşmasına izin verilmedi. Kürt hareketine devlet eliyle sürekli müdahaleler yapıldı. Başa gelen tüm hükümetler aynı politikanın takipcisi oldular. Bunu en kapsamlı ve yoğun biçimiyle de AKP yaptı.
Kürdistan demokrasi güçleri bu yönelimlerden büyük zararlar gördü. Beyin gücünün oluşumuna bu müdahalelerle ket vurulmaya çalışıldı. Kürdistan’ın, aynı zamanda Türkiye’nin de büyük kayba uğramasına neden oldular. Sonuçta istediklerini elde edemediler. Halk ve özgürlük hareketi direndi. Bastırma ve dağıtma stratejisi boşa çıkarıldı.
Saldırılar boşa çıkarılmasına rağmen ağır bir örgütsel sorun yaşanıyor. Ciddi bir kadro ve örgütlenme sorunu ile karşı karşıya kalındı. Birçok yerde deneyimli ve yeterli yönetimler oluşturulamadı. Bu seçim kampanyasında ve adayların seçiminde kendisini yeterince hissetirdi. Bazı yerlerde seçimlerin kazanılmasını veya kaybını kadro ve yönetimlerin durumu belirleyecektir.
Hükümetin niyeti, baskıları ve stratejisi ne olursa olsun sonuçta halk dize gelmedi, direndi. Bugün Kürdistan’da Özgürlük Hareketi kitlesel olarak herzamankinden daha güçlüdür. Hareketin tabanı giderek genişliyor ve ulusal birlik daha görünür bir hal alıyor. Uzak duran ve hareketi tanımayan çok geniş bir çevre bugün hareketin etrafında birleşiyor. Türkiye’de de belli bir gelişme ve kıpırdanma olduğu görülüyor.
Seçim meydanları oldukça renkli ve coşkulu kitlelerle dolup taşıyor. BDP’nin büyük bir başarı göstereceği açık. Özellikle Kürdistan’da AKP yani devlet ve BDP yarışıyor. İki temel güç karşı karşıya. Devletin giderek güç kaybettiği ve cazibesini yitirdiği açık. Yükselen ve özgüveni artan BDP ve arkasındaki kitlelerdir. BDP demokrasiyi, özgürlükleri ve halkın kendisini yönetmesini ifade ediyor. Canlı, dinamik ve geleceği temsil eden bir güç.
Kitle hareketinin güçlenmesi ve meydanlardaki canlılık herşey anlamına da gelmiyor. Bu kalıcı, örgütlü bir yapıya kavuşmadı mı uzun vadede etkisini yitirir ve zayıflar. Önemli olan bu kitle gücünü yeniden örgütlenmek için bir zemine çevirmek ve kalıcı sonuçlar almaktır. Bu açıdan seçimlerde ortaya çıkan moralı, özgüveni ve kitle coşkusunu zaman yitirmeden güçlü bir örgütlenmeye çevirmek gerekir. Gerçek ve kalıcı öncülük ancak güçlü örgütlerle mümkündür. Seçimden sonra örgüt yapısının yeniden şekillenmesi ve boşlukların doldurulması gerekiyor.
Güçlü bir potansiyel ortaya çıktı. Bunun içinden genç, dinamik ve harekete güç katacak olanlar belirlenmeli ve örgütlerde görevlere hazırlanmalıdırlar. Sabun köpüğü gibi kabarıp sönen ve seçimden sonra herkesin geldiği yere gitmesine izin verilmemelidir. Bu hareketin potansiyeli açığa çıkandan daha fazladır. En azından açığa çıkanı değerlendirmek ve kalıcı örgütlü yapıya dönüştürmek geleceği kazanmak açısından hayati bir konudur. Örgütsüz bir toplum ve bir gelecek olmaz.