Seçimlere 20 gün kaldı. Erdoğan ve partisi büyük bir telaş içinde. Bu panik halinin yansımalarını yandaş medyanın gündem ve manşetlerinden her gün görmek mümkün.
Mitingler, kampanyalar ve açığa çıkan muhalefet odaklarının çeşitliliği, bu seçimin AKP açısından sonun başlangıcı olacağını gösteriyor.
Tayyip Erdoğan göz göre göre anayasayı, kanunları, teamülleri ve toplumun ahlak kurallarını ayaklar altına alarak çiğniyor.
Devlet imkanlarını ve bütçesini kullanarak il il mitingler yapıyor.
Yalan söylüyor, küfür ediyor, iftira atıyor, tehdit ediyor, şantaj yapıyor.
Bu kadar öfkeli ve tepkili oluşunun nedeni yaşadığı derin korkudur.
Kendisinin, ailesinin ve bakanlarının hırsızlık ve yolsuzluklarını unutturmak için de dinden imandan, Kuran’dan kitaptan söz ediyor.
Onun diktatör hallerine 13 yıl boyunca tahammül eden en yakınındaki arkadaşları dahi, artık tahammül edilemez noktaya geldiler.
Tayyip Erdoğan’ın savunulacak bir yanı kalmadığını, onun yanında durmanın tehlike ve prestij kaybı olduğunu da görüyorlar.
Bu rahatsızlık bireysel ve geçici değil.
Erdoğan’dan rahatsız olanlar AKP’nin kurucu ekibi, örgütte ciddi karşılığı olan beyin takımı.
Bu ekip, uzun süredir devam eden “kol kırılır yen içinde kalır” politikasını terk etti.
Son altı ayda Tayyip Erdoğan ve eski arkadaşlarının basına verilen demeç ve röportajlarına bakılırsa bu ayrışma net bir biçimde görülecektir.
Abdullah Gül, Bülent Arınç, Hüseyin Çelik, Ali Babacan, Beşir Atalay ve Mehmet Ali Şahin bir ekiptir ve Erdoğan’dan rahatsızlıklarını çeşitli vesilelerle dile getiriyorlar.
Bu ekip Tayyip Erdoğan’a ve onun AKP üzerindeki mutlak hakimiyetine karşı, çoktan beri bir çalışma yürütüyor zaten.
Ahmet Davutoğlu, Yalçın Akdoğan, Efkan Ala, Mahir Ünal, Yasin Aktay, Melih Gökçek ve Bekir Bozdağ bu tecrübeli ekibe karşı Erdoğan’ın yanında yer alıyor.
Bu keskin ayrışmada şimdilik tarafsız gibi görünenler de seçim sonrasında saflarını netleştirecektir.
Tıpkı Erdoğan–Gülen savaşının ön günlerine benzer bir süreçten geçiliyor.
AKP kaç milletvekili alırsa alsın, ister oyları artsın isterse düşsün, Abdullah Gül–Tayyip Erdoğan savaşı kaçınılmazdır.
AKP içindeki çelişki ve çatışmalar ne ertelenebilir ne de tarafların karşılıklı tavizleri ile giderilebilir.
Kesin olan şey, testinin kırılacağıdır.
Merak konusu ise kulpunun kimin elinde kalacağıdır.