
Bu yazıda ağırlıklı olarak Kürdistan üzerinde durmak durmaya çalışacağız. Kürdistan’da halkın muazzam bir canlanışı ve hareketliliği vardı. Milyonlarca insan meydanlardaydı. Devletin açık baskıya gitmemesi ve ateşkes sürecinin yarattığı görece rahat ortam bu hareketliliği olumlu etkiledi. Baskı ve terör durdukça halk daha özgürce tutumunu ve iradesini açığa vuracak. Devleti bundan korktuğu için yıllar yılı hep baskı ve terör silahlarına başvurdu.
Rojava Devriminin de yansımalarıyla Kürdistan halkı kendisine ve başarıya daha fazla inanmaya başladı. Özgüveni gelişen halk ulusal demokratik saflarda kenetlenmeye başladı. Kürtlerin kafasında çizilen suni sınırlar giderek anlamını yitiriyor. Reber Apo’ya olan güven ve bağlıklık da her zamankinden daha fazla. Devletin ve sistemin partilerinin tüm çabalarına ve karşı faaliyetlerine rağmen halkın önderliğe ve özgürlük hareketine olan bağlılığı ve güveni arttı.
AKP’nin hırsızlık ve yolsuzluklarının ortaya saçıldığı ve Fethullahçıların AKP’den kopup çatıştığı bir ortamda seçimlere gidildi. Oniki yıldan beri AKP, Türkiye’yi yönetiyor. Köklü demokratik reformlara gitmedi. Ülke hala 12 Eylül anayasasıyla yönetiliyor. Kürt sorunu hala çözüm bekliyor. Reber Apo’nun girişimi ve etkisiyle silahlar sustu. Ancak hala bir çözüm çerçevesi ortaya çıkmış değil. Hükümet kamuoyuna açık bir çözüm projesi sunmuş değil. Türkiye’nin bir kaosa sürüklendiği ortamda Kürt tarafı büyük bir sorumluluk ve olgunlukla hareket etti. Zayıf anı kullanarak hükümete yüklenmedi, fırsatçı ve çıkarcı davranmadı.
Milyonlarla insan büyük bir coşku ve heyecanla meydanlara aktı. Newroz’la birlikte etkili bir kitle ve seçim kampanyası yürütüldü. Bu görkemli kitle eylemlerine ve beklentilere uygun bir seçim sonucu ortaya çıkmadı. Devletin, özellikle iktidar partisinin Kürdistan’da yaptığı hile ve oyunlar da dikkate alınmalıdır. Birecik, Ceylanpınar gibi yerlerde gözgöre göre belediyeler AKP’ye verildi. BDP’nin yaptığı itirazlar bile dikkate alınmadı. Özellikle Urfa bölgesindeki kitle hareketlenmesinden çok korktular. İşbirlikçi aileleri de kullanarak, blok, açık oy kullandırarak da sonuçları manipüle ettiler. Devlet olanaklarını kullanmaları, Kürdistan’da BDP’nin bir partiyle değil devletle yarışması dikkate alındığında seçim sonuçlarının başarılı olduğu söylenebilir. Ancak mitigler ve kitle hareketleri ile seçimler aynı şey değildir. BDP ve bileşenlerinin zayıflatılması, KCK operasyonları boşuna değildi. Legalin örgütsüz bırakılması genel bir tasfiye planının parçası olmakla birlikte seçimlerde etkisiz bırakmayı da hedefliyordu. Deneyimli kadroların tasfiyesi, örgütsel boşuklar ve seçimleri de uzun vadede hesaplayan yönetimlerin olmayışı doğal olarak seçim sonuçlarını etkileyecek unsurlar.
Oluşturulan seçim komisyonları ilgili tüm kesimleri olabildiği kadar katarak, ortaklaştırarak çalışmalıydı. Ancak bunun tam yapıldığı söylenemez. Bazı komisyonların zayıf, dar kalışı ve deneyimsiz oluşu aday belirleme sürecinde ciddi sorunlara yolaçtı. İç tartışma ve kırılmalar az değildi. Sonrasında da toparlayacak ve hızlı hareket edecek bir yönetim örneği sergilenemedi. Önderliğin ve üst yönetimlerin çağrılarına halk büyük oranda uysa da yereldeki yönetimler tamir etme, toparlama yeteneğini gösteremedi.
Urfa gibi bir bölgede ilk defa büyük bir hareketlenme ve kazanmaya dair umut ve inanç gelişti. Ancak bu kitleleri sandık başına götürecek ve sandıkları koruyacak, tüm alanlara ulaşacak bir örgüt altyapısı yoktu. Kadın ve gençlik çalışmaları zayıftı. Son bir iki aylık etkinlik ve kampanyalarla kalıcı sonuçlara ulaşmak mümkün olmuyor. Aynı şey Bingöl için de geçerli. Bu şehirleri kazanma potansiyeli vardı. Halkta bir sorun olduğunu söylemek durumu açıklamaya yetmez. Halkın bir kesimi uzun hareketten yıllar uzak kaldı. Devletin Tv’lerini izlediler, onların gazetelerini okudular. Onların içine girecek, içerinde bir tartışmaya yolaçacak bir kadro ve örgüt yapısı oluşmadı. Örgütler hep dar bir çevre içinde etkinlik gösterdi. Serhat bölgesinde daha iyi bir sonuç alınacağı açıkça görüldü.
Seçimlerden çıkarılacak en önemli bir sonuç da bu hareketin ezilenlerin ve yoksulların hareketi olduğudur. Başından beri hareketin çıkışı böyleydi. Aydınlar ve yoksullar en temel dinamiği oldu. Bundan sonra da bu kesimlere dayanmak ve çalışmaların ağırlığını oraya kaydırmak gerek. Feodal yapının ve aşiretçliğin hala güçlü olduğu Siverek gibi yerlerde görüldü ki aşiret yapıları aşılmadıkça özgür yurttaşın açığa çıkma imkanı olmaz. Sandıkların başına çöreklenip köylülerin oy kullanmalarına izin verilmiyor. Aşiret ileri gelenleri veya şeyhler mührü alıp tüm köylüler adına pusulalara basıyor, kendi partilerine oy kullanıyor ve halkın iradesini hiçe sayıyorlar. Bu çağdışı yapılar aşılmadıkça demokrasinin ve özgür iradeli yurttaşlığın gelişmeyeceği ortadadır.
Anlatılacak ve tartışılacak çok konu var. Ancak önümüzdeki seçimler için eksikliklerden ders çıkaracak bir tartışma ortamını parti örgütleri ve kadrolar arasında sağlıklı yürütmek gerek. İşleri son aya bırakmamak önemli. Seçimlerdeki oyunları ve hilleleri de dikkate alarak, halka ve oylara sahip çıkacak bir örgütlenmeye gitmek şart.