Bütün bunları göz ardı etmeden seçim sonuçlarını değerlendirmek gerekirse:
HDP ve BDP diğer partilerle değil devletle yarıştı. Devlet saldırılarına rağmen seçim kampanyası yaptı. Halen de devlet saldırılarına karşı halktan aldığı oyları savunmak için mücadele ediyor. Seçimlerde BDP büyük başarı kazanmıştır. Hem belediye başkan sayısını arttırmış, hem de her kademede kadınların, diğer kimliklerin yönetime katılmasını sağlayıp bir nitelik farkı yaratmıştır. Eşbaşkanlık ve özyönetim modeliyle yeni bir yerel yönetim dönemini açmıştır.
Başta Urfa, Ceylanpınar gelmek üzere birçok yerde BDP oylarının çalınması bu başarıyı gölgeleyemez. Kimse Kürdistan halkının ortaya koyduğu iradeyi görmezden gelemez, yok edemez. Bunun tayin edici sonuçlarını hep birlikte göreceğiz.
HDP ise hedeflenen oylara ulaşamadı. Bunun bir nedeni seçimden önceki saldırılarla sandığa sıra gelmeden sokaklarda boğulmak istenmesiydi. Esas nedeni ise yeni bir parti olarak kendisini halka anlatamamasıdır. Ama buradan kalkarak HDP’ye saldıranlar yanılıyor. HDP barışçı-demokratik çözümün en güçlü savunucusu olmuştur. Bu nedenle de saldırılara uğramıştır. HDP başarılı olmazsa demokratik çözüm çabaları da başarısız olacak demektir. Ya da yeni seçenekler gündeme getirilmelidir.
CHP-MHP-Cemaat-Ulusalcılar ne derse desinler fiili bir ittifak cephesi olarak hareket ettiler. Seçimleri anti-AKP hatta anti-Erdoğan kampanyası haline getirdiler. Ama halkı ilgilendiren bir tek önemli konuda bile bir alternatif projeleri yoktu. “Erdoğan gitsin de ne olursa olsun” dediler. Kaset, şantaj vb. yöntemlerden medet umdular. Bu durumda halkın onlara değil de AKP’ye itibar etmesi normaldir. Yani maceraya değil istikrara oy verildi.
Halkın hırsızlığa evet dediğini söylemek hem konuyu hiç anlamamak, hem de halka hakaret demektir. Bugüne kadar bir iki istisna dışında hiç bir siyasetçinin yolsuzluklardan ceza almadığını bilen bir halk, bu iddialara göre oy vermedi o kadar. Çünkü yerine geleceklerin hesap sorabileceğine inanmadı.
AKP 2002’de yüzde 34,28 oyla milletvekillerinin yüzde 65’ini almış ve tek başına anayasayı değiştirebilecek sayısal güce ulaşmıştı. Buna rağmen kimseden ciddi bir itiraz gelmedi. Tam tersine Deniz Baykal CHP’si AKP ile işbirliği yaptı. Yasal olarak milletvekili seçilemeyen Erdoğan’ı kurtarmak için yasalar, anayasa değiştirildi. Danışıklı istifalarla yer açıldı ve Erdoğan huzur içinde “meşru” başbakan oldu.
Şimdi AKP yüzde 43-45 oy almasına rağmen meşru karşılanmıyor. Göstermelik CHP-MHP muhalefetini boş verin. Memleketin her köşesinde gerçek halk muhalefeti yükseliyor. 90 yıllık statüko ve vesayet sarsılıyor. Sadece AKP değil, sömürgeci statükoculuk kaybediyor. Ceylanpınar’dan, Norşin’den Ağrı‘ya kadar yanan özgürlük ateşidir. Ya tam demokrasi ve özgürlük ya da zafere kadar direniş! AKP’ye de, diğer sömürgecilere de rahat iktidar yüzü yok artık.
Seçimler ve gelecek
Demokratik bir seçimde halkın iradesinin ortaya çıkması ve siyasete yön vermesi gerekir. Oysa Türkiye’deki antidemokratik anayasa, siyasi partiler yasası, seçim yasalarını bir yana bırakalım. Seçim öncesinde tek merkezden yönlendirildiği açık olan HDP’ye yönelik linç saldırıları yapıldı. Bu saldırılarda emniyet müdürleri, belediye başkanları açıkça işbirliği yaptı. Ama bunlardan bir teki bile yakalanıp yargıya teslim edilmedi. Seçim öncesi başlayan devlet saldırıları seçim günü ve sonrasında da sürdü. Seçim sonuçları hala resmen kesinleşmiş değil. Halkın verdiği oylar sandıklarda ve seçim kurullarında çalınıyor, gasp ediliyor. Ceylanpınar’dan Ağrı‘ya kadar bir çok yerde bu durum açıkça görülüyor.