Seçimler, en genel anlamıyla; sanayileşme, modermleşme olarak tanımlayabiliceğimiz cumhuriyetler döneminde halkın belirli bir süre için kendisini temsil edecek yöneticileri belirlemek için oy kullanmasıdır. 
Demokratik kriterlere sahip olan, sosyaliteyi biraz geliştiren modern ülkelerde seçimler gayet demokratik bir atmosferde, geçip belli ölçülerde toplumun lehine bir seyir gösterir. Yani demokratikleşmiş ülkelerde seçim meydanlarında vaadlerde bulunup da seçimi kazandıktan sonra sözünde durmayan politikacılar halkın karşısına çıkmaz, bunun bedelini siyasi sonuçlarıyla öderler. Demokratik ülkelerde seçilenler halka hizmeti, halkın temsilini demokrasinin ilkeleri ışığında yapıyorlar. Ancak Türkiye, seçim meydanlarında vaadlerde bulunup kazandıktan sonra verdikleri sözleri unutan ve halkla alay eden ikiyüzlü, rant peşinde koşan sahte politikacılarla doludur. Türkiye'de meclis, parlamento, hatta belediyeler bile halkın iradesinin gerçek anlamda temsil edildiği yerler olmamıştır. Seçimler sadece göstermelik seçimler olarak kalmış, halk kandırılmıştır. Halen de bu zihniyetle hareket ediliyor.
Ayrıca Türkiye'de seçimler öyle sanıldığı gibi demokratik, özgür ve rahat bir ortamda da geçmiyor. Devlet ve sistem demokratik olmadığı için klasik devlet güçleri muhalifi olabilecek parti ve siyasi gruplar üzerindeki baskılarını derinleştirerek, seçimleri kazanmamaları için engeller çıkarmakta. Seçim barajı, saldırı, katliamlar, hile, oy kaçırma, oy yakma, Amed'de olduğu gibi milletvekilliğini, Ceyalanpınar'da olduğu gibi belediyeleri gaspetme Türkiye'deki seçimlerde karşılaşılan olaylar.
Türkiye tarihinde seçimler, sisteme muhalif olan siyasi partilere yönelik uygulama ve baskılar yönüyle karanlık bir tablo var. Seçimler yapılsa da halkın iradesi gerçek anlamda parlamentoda temsil edilmiyor, seçimler demokrasiye hizmet etmiyor, biçimsel kalıyor. Meclis, belediyeler ve devlete ait her kurum çıkar ve rant elde etmenin mekanları haline getiriliyor. Toplum, seçimden seçime bireyler değişse de sistemin değişmeyeceğine inanıyor. AKP döneminde bakanlar, milletvekilleri ve belediyelerde ortaya çıkan sahtekarlıklar bu kanıyı daha da güçlendirdi.
Alternatif belediyecilik gelişiyor
Fakat toplumu kandırmaya çalışan bu sisteme karşı alternatif belediyecilik de gelişiyor. Kürdistan'da yükselen demokrasi mücadelesiyle ortaya çıkan belediye temsili halkın güven ve umudunu kazanıyor. Özellikle son yirmi beş yıldır toplumun ruhu, yüreği, durumunda olan, HEP, DEP, HADEP, DEHAP, BDP, ve HDP Kürdistan'da düzen particiliğini yıktı. Bu nedenle Türk devleti Kürt halkının canı payasına büyük bedellerle kurduğu bu büyük siyasi gücü, terör estirip, defalarca kapatmış, yasaklamış, sayısız üyesini öldürmüş, işkencelerden geçirmiş, tutuklamış, görülmemiş baskılar uyguladı. Bu baskı ve cinayetler halen de sürüyor.Devlet şiddetinin bu kadar artması, devletin Kürdistan'da gelişen bu mücadeleyi iktidarına karşı tehlikeli bulmasındandır. Ancak halkın her şeyi göze alarak yarattığı bu değerlerden vazgeçmeyeceği, bu baskılara teslim olmayacağı unutuluyor. Devletin döktüğü bu kan halkın mücadelesini engelleyemeyecek, devlet döktüğü kanda boğulacaktır.
Bir parti halka ne kadar yakın olursa devletin baskısıyla o kadar karşı karşıya kalır. Özü itibariyle toplum karşıtı olan devlet, halkla kaynaşmış her siyasi oluşumu kendi varlığı için bir tehlike olarak görüyor. Ancak Halkların Demokratik Partisi (HDP) geçtiğimiz yıl cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olduğu gibi halkın yoğun desteğini alacağı programı ve seçim çalışmasıyla hem kitle tabanını daha çok büyütecek, hem de oy oranını arttırarak halkın iradesini parlamentoda temsil edecektir. Halka hizmetin, parlamenterliğin ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini halktan çalan, halk düşmanı politikacılara gösterecektir. Bunların ömürlerinin bitmesinin startını verecektir.
Bu nedenle önümüzdeki seçimlere sıradan yaklaşmamak, bu hedefe kilitlenerek bir çalışma yürütmek oldukça önem taşıyor. Seçimlerin başarısı Kürt sorununun çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi için daha büyük fırsatları ortaya çıkaracaktır. Bu seçimleri Türkiye'nin demokratikleşip yeni bir siyasi kimliğe, yapıya kavuşacağı bir devrim hareketine çevirmek gerekiyor. Halk düşmanı iktidara karşı demokrasi taleplerimizi sandığa yansıtarak, gücümüzü birleştirmeliyiz. Seçim sonuçlarına yansıyacak bu mücadele birliği halkın öz gücünü açığa çıkaracaktır.