Türkiye’nin, "her günü şenlik" bir ülke olmasından mıdır, yoksa dünyada artık seçim propagandalarının facebook ya da twitter gibi internet mucizeleri üzerinden sürdürülmesinden midir ya da ya da ünlü otellerin lüks salonlarında yapılan basın açıklamalarının yeterli bulunmasından mıdır yoksa ben mi çok ilgisiz ve bilgisiz kalmışım, bilmiyorum kardeşler, ama sanki seçim havasını henüz hiç hissedemiyorum. Rojava daha çarpıyor beni en küçük bir haberiyle bile; Toplumsal Antlaşması başlı başına bir araştırma konusu olarak oturuyor önümde yeni yüzyılın başında dünya halklarının açtığı bir birlikte yaşam modeli olarak; üç resmi dilin kabul edildiği eş başkanlı Cizîrê Kantonu’nda ilan edilen sistem beynimi ve yüreğimi esir almış sanki, saniye bırakmıyor geriye.

***
HDP, seçim partisi olmaktan daha fazlasıyla bir öneme sahip bu seçimlerde. Son üç dört seçimde blok, çatı partisi ve benzeri projelerle oluşturulmak istenen ama bir türlü damakta istenen tadı bırakamayan "halkların birlikte mücadele platformu" gereksinimini gidermeye yönelik bir misyon yüklendi bu kez. Zaten eğer böyle olmasaydı bu seçimlerde HDP olarak yer almanın da gerçekçi bir anlamı olamazdı.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin Türkiye Sosyalist Hareketi ile ittifakına ilişkin ciddi çabalarını sorguladığım bir sohbette dostum yoldaşım Mustafa Karasu’nun benim ittifak için aradığım oy potansiyeli vb. gibi nesnel çıkarlar arayışımı eksik bularak: "Türkiye Sosyalist Hareketi’yle ittifakın bize nesnel bir katkısı olmaya bilir; ama bu bizim ideolojik-stratejik duruşumuzun anlamıdır; bu duruştan vaz geçmemiz mümkün olamaz!" açıklaması bu alandaki yoğun enerji akışının nedenini yeterince açıklıyordu. Açıkçası bugün HDP’nin seçimlerdeki yerini ve üstlendiği misyonu tam da bu anlayış içerisinden değerlendirerek destekliyorum. HDP, bu seçimlerdeki "kendine ait olan politik hattı" ve ezilen halkların ve emekçi sınıfların asgari müştereklerde buluşacağı bir mücadele ortaklığının geleceğe taşıyacağı ideolojik –stratejik bir duruşun adıdır.
HDP bu çalışmasında elbette eksikler hatta yanlışlar yapacaktır. Açıkçası ideolojik ortak ana damardan sapma olmadığı sürece, bu türden yanlışlar ya da eksikler umurumda bile olmayacaktır. Bunu böyle öğreneceğiz ve rüştümüzü kanıtlayana kadar haylice düşüp kalkacağız. Ama yeniden kalkma ve yürümeye yönelme çabasını kendimiz göstereceğiz. Çünkü biz yaşama "Yine Kazacağız, Yine Kaçacağız" diyebilen çocuksu bir inatçılıkla sarılan geleneklerin toplamıyız.
***
Elbette böylesi iddialar taşıyan bir HDP’nin, kendisini sistem partilerinin hepsinden farklılaştıran yanını çok açık olarak sergilemesi bu çalışmanın birinci ayrık özelliği olmalıdır. Varoşları unutan; otel salonlarında basın açıklamalarıyla yetinen; sokağın toplumsal değişimdeki yeri ve önemi konusunda mütereddit davranan; sistem partilerinin takıldığı konuların dışına taşarak gündem yaratamayan; kendi siyasal programının hassasiyetlerini ve önceliklerini öne çıkaramayan; toplumla, sistem güçlerinin ürettiği literatür üzerinden ilişki kurmaya çalışmayan… kısaca, yaşam aktivitesinde her gün her saniye, kendi özgünlüğünün ifadesi olan düşünce ve eylem farklılığının altını çizen bir HDP bizi geleceğe taşıyabilecek olanakları yeniden üretebilir.
Sistem partilerinin ister iktidar, ister muhalefet temsilcisi olsun hiçbirinin kendisi için belirlediği hassasiyetler HDP ile uyum sağlayamaz. Bu alanlarla oluşturulacak ittifaklar, HDP varlığının inkarından başka bir anlama gelemez. CHP ile AKP; AKP ile Cemaat; Cemaat, CHP, AKP ile MHP; dünkü HSYK ile bugünkü HSYK; dünkü destan yazan polis ile bugünkü destan yazan polis; yani devletin henüz değişmemiş olan dünü ve bugünü arasında HDP’nin bir tercihi olamaz.
Çünkü HDP Kürt Özgürlük Hareketi’nin ittifakıyla birlikte, sömürgeci-kapitalist sisteme karşı asgari program çerçevesinde verilen bir mücadele örgütüdür. Bu anlamda HDP, Kürdistan’ın dört parçasında da sürmekte olan Rojava devrimleriyle Taksim-Gezi Direnişi’nin devrimci ruhunu birleştirerek sokaklara, varoşlara, yoksul mahalle ve kentlere, emeğin alanlarına, emekçinin alanlarına yani yeni demokratik devrimlere taşıyacak olan yeni bir tarihsel girişimin adıdır.
Bu anlamda sadece sistem partilerine karşı bir "protesto partisi" olmakla yetinmemelidir. Böyle bir parti kendisini sadece sistem partilerinin eylemleriyle endeksleyerek anlatabilir. Oysa HDP, bu coğrafyada geleceğe yönelik bir yeni toplumsal-siyasal sistemin proje partisi olmak zorundadır. Sistem partilerinden bağımsız ve birkaç yıllığına kazanılmış üç beş muhtarlıktan çok daha öteleri kucaklayan bir çalışma programına; amaç-araç ilişkisini sadece formel yaklaşımlarla değil, işleyişin bütününü kucaklayan bir örgütlenme ve çalışma anlayışına; bunları maddeye dönüştürebilecek farklı bir çalışma tarzı anlayışına sahip olmalıdır.
Anadolu-Mezopotamya topraklarında yaşayan bütün halkların, kimliklerini özgürce yaşayamayan ötekileştirilmeye çalışılanların, emeğin, kadının, çocuğun, doğanın… yani geleceğin üzerinde değişim yapabilmek için cesurca atılımlarımızı gerçekleştirebileceğimiz böylesi bir tarihsel momentte artık az laf çok iş sloganı yaşamı belirleyebilmelidir.