Türkiye kuruluşundan bu yana çok seçim gördü. Ancak 7 Haziran seçimi geçmişte yapılan seçimlerin çoğu gibi sıradan değildi. Bu seçim, halkların istiklali, geleceği ve demokrasinin tahkimleştirilmesi bakımından tarihsel bir kavşak niteliğindeydi. Türkiye halkları bu seçimde ya diktatörlük ve sonu belli olmayan bir savaş macerasına ya da demokratik dönüşüme karar verecekti. 

İki seçenekten birini halk seçmek durumundaydı. Tamamen karşıt kutuplu iki cephe, seçim sürecinde karşı karşıya gelmişti. Biri doymak bilmeyen bir iştah ve ihtirasa sahip olan bir Erdoğanizm ideolojisi öncülüğünde gelişen gerici ve diktatoryal bir temayül, öbürü ise halkların eşit, özgür ve demokratik bir şekilde farklılıkların zenginliği ve birlikteliği temelinde radikal demokrasiyi şiar edinerek temsil eden bir cenahtı. Bu yüzden, çok tarihsel bir önem atfedilmişti seçimlere. Dolayısıyla ülkenin geleceği ve selameti adına halklardan stratejik ve mantıklı bir karar vermesi arzu ediliyordu. O nedenle, böylesi bir seçim çalışması taraflarca yapılıyordu.

Bu seçimlerde, HDP’nin genel merkezine ve seçim bürolarına yoğun saldırılar oldu. Adana ve Mersin il binalarına bomba konuldu. Erzurum’daki mitinge saldırma girişimi yaşandı. Dahası yüz binlerin katıldığı Amed mitinginde iki bomba patlatıldı. Mitingi yönetenler, sakin bir şekilde insanların dağılmasını sağlamasaydı, dört yerine yüzlerce insan ölebilir ve binlerce insan yaralanabilirdi. Dahası ardından yaşanabilecek olaylar yüzünden, seçimler belirsiz bir tarihe ertelenebilirdi. O nedenle, denilebilir ki, 7 Haziran seçimleri yapılabildiyse, bunu HDP yönetimine ve bu partinin hitap ettiği halkların provokasyona gelmeyen onurlu duruşuna borçluyuz.

HDP’nin bu saldırılara cevaben sakin duruşu, Erdoğan ve şürekasını daha da saldırganlaştırdı. Anayasayı çiğneme pahasına seçim meydanlarını dolaşan Cumhurbaşkanı, her gittiği yerde özellikle Selahattin Demirtaş olmak üzere, tüm siyasi liderlere ağza alınmayacak laflar etti. Böylece onları kendisine yönelik ağır sözler söylemeye ve ardından onlara hakaret davaları açmayı amaçladı. Hatta kendisinin Sünni olduğunu, diğerlerinin Alevi ve Zerdüşt olduğunu söyleyerek, kendince rakiplerini dinen aşağılamaya çalıştı. Demirtaş‘a yönelttiği tüm eleştirilerde, yalan beyanda bulunmaktan kaçınmadı.

Netice itibariyle, halkı aptal yerine koyan, üst perdeden konuşmalar, kibir ve lüks yaşam halleriyle halk karşıtı bir parti yönetimi, bu seçimde yerle bir edilmiştir. Seçmenin çok önemli bir bölümü, insanlar işsizken, yoksulken, hırsızlıkları ortaya saçılanları ve sarayda lüks içinde yaşayanları cezalandırdı. Halkların bu mesajını ancak iyi okuyan partilerin geleceği olabilecektir; aksi halde AKP gibi düşüşe başlayacak ve bir süre sonra da ANAP ve DYP gibi tarih olacaklardır.

“Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” mottosuyla gümbür gümbür sel olup, alanlara akın ederek barajları yerle bir eden halklarımızın taleplerine ve hedeflerine uygun hareket edilmesi gerekiyor. Özellikle gençlik olmak üzere halkın dinamizm potansiyelini açığa çıkarmalıyız. Çünkü bunun birazı bile yapıldığında seçimlerde alınan sonuç ortadadır.

Bu anlamda, bu seçimlerde savaş çığırtkanlığı yapanlar, kandan beslenenler, insan canı üzerinden kirli siyaset yürütenler kaybetti. Halkların özgürlüğünü ve kardeşliğini benimseyenler ise kazandı. En önemlisi de barış umudu daha da güçlendi.


 Siverek T Tipi Cezaevi