Kürdistan’ın Güneyi’nde 21 Eylül tarihinde Parlamento seçimleri yapıldı. Seçimler ve propaganda sürecinde hemen hemen hiçbir taşkınlık ve nahoş olay yaşanmadı. Seçimler oldukça özgür bir ortamda gerçekleştirildi. Sonuçlar açıklandıktan sonra da fazlaca itiraz gelmedi. Tüm partiler büyük bir olgunlukla sonucu kabullendiler.

Seçim sonuçları ise, beklenen ve tahmin edilenleri tastik etti. Buna göre PDK yaklaşık 750.000 oy ve 38 milletvekili ile birinci, Goran yaklaşık 480.000 oy ve 24 temsilciyle ikinci, YNK 350.000 oy ve 18 vekille üçüncü olurken, Yekgirtiya Îslamî yaklaşık 190.000 oy ve 10 sandalye kazanarak dördüncü oldu. Beşinci sıraya ise 6 vekille Komela Îslamî yerleşti. Tevgera Îslamî, Partiya Sosyalist, Partiya Komunist, Arasteya Sêyem ise sırasıyla birer vekille parlamentoya girmeye hak kazandılar. 111 sandalyeli parlamentonun 11 temsilcisi ise Kürdistan’daki azınlıklara (Türkmen, Asuri ve Ermeni) ayrılmış durumda.
Seçimlerin ardından 5-6 hafta geçti. Normalde olması gereken koalisyon görüşmelerine başlamaktı. Ne yazık ki tersi oldu ve Kürt partilerinden önce Ankara ve Tahran hareketlenmeye, kendilerine yakın parti temsilcilerini ağırlamaya başladı. İran YNK ve Goran’ı markaja alırken, Türkiye PDK’li yetkililerle görüşmeye hız kazandırdı. Her iki devletin diplomatik temsilciliklerinin Hewlêr’deki mesaileri ise rekor düzeyde.
Seçim sonuçları PDK ve YNK arasında sürdürülen ve tarafların, ortakların eşitliğini temel alan fifty-fifty koalisyon döneminin de sonuna gelindiğini gösteriyor. Ortadoğu’daki gelişmeler, güç dengelerindeki hareketlenme ve İslami güçlerin Suriye ve Irak’taki saldırı ve barbarlıkları geniş tabanlı bir ulusal koalisyonunun Kürtlerin hayrına olduğunu söylüyor. Peki bu olanaklı mı? Olanak dahilinde değilse, nasıl bir durumla karşı karşıya kalınabilir?
Geniş tabanlı ulusal bir koalisyon olanaklı ve hatta elde edilen kazanımların korunması, Kürt hareketi arasında yeni bir didişme ve olası bir çatışmanın önüne geçmek için de zorunlu. Bu ilişkide bulunulan dış güçlerden özerkleşmek, araya mesafe koymak için de gerekli. Sömürgeci güçlerle anganjman, ilişkileri geriyor, yanlış yapmaya kapıları aralıyor, birçok alanda ulusal bir duruşu engelliyor.
Kürdistan’ın güneyindeki oluşumla son yirmi yılda ve özellikle de son on yıl içinde önemli kazanımlar elde edildi. Yerlebir olmuş, viraney çevrilmiş Kürdistan büyük ölçüde imar edildi. Halkın yaşam düzeyi ve standardı yükseldi. Kürdistan halkı başını rahatça yastığa koyabileceği bir güvenliğe kavuştu. Yeni ve özgür bir nesil boy attı. Uluslararası planda tanınırlık ve güvenirlik sağlandı. Irak ve bölgede dikkate alınır, hesaba katılır bir konuma ulaşıldı. Dörtbir yan yangın yerine dönmüşken, Kürdistan güvenlik ve istikrarın hüküm sürdüğü bir ada olmayı başardı.
Tüm bu kazanımların korunması ve geliştirilmesi içinse Ankara ve Tahran’ın dayatmalarına dur diyebilecek, gelecek müdahaleleri engelleyebilecek mümkün olduğunca geniş tabanlı ulusal bir koalisyon şart. Bunun başarılabilmesı için de en başta seçimlerden birinci parti olarak çıkan KDP’ye ve Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani’ye tarihi bir görev ve rol düşüyor. Nasıl ki 1991’de Kürdistani Cephe, Bereyê Kurdistan tarihi bir rol oynayıp Kurucu Meclis görevi üstlenerek bugünkü kazanımlara yol açtıysa, 21 Eylül seçimlerinden sonra oluşan Kürdistan Parlamentosu da bu görevin ve kazanımların ilerletilebilmesi için buna denk tarihi bir rol oynayabilir. Bunun tek ve biricik yolu da Ankara ve Tahran’dan özerk hareket edebilecek ulusal bir koalisyondur.
Kürtler ne Ankara’ya göbekten bağlı bir Sünni eksende, ne de Tahran güdümlü bir Şii eksende yer almak zorundalar. Seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı siyasi tablo aynı zamanda bir şans olarak değerlendirilmeli ve Kürt hareketi arasında gerilen ilişkilerin tamiri için bir fırsat olarak ele alınmalıdır. Bunun sağlanamaması durumunda kapıda bekleyen tehlike ise ne yazık ki oldukça büyük.
Ankara ve Tahran hakimiyet savaşını Hewlêr’e taşıyarak kabuk bağlamış eski yaraları kaşıyabilir ve kozlarını Kürtler üzerinden paylaşma yoluna başvurabilirler. Bunun gerçekleşmesi durumunda ise iç çatışma, Güney’in fiili olarak Behdinan ve Soran diye ikiye ayrılması olasılıklar arasındadır. Behdinan Ankara ile ilişkilerini daha da geliştirirken, Soran Tahran ve Bağdat’a meyledebilir.
Bunları yazmak, dile getirmek bile insanı ürpertmeye yetiyor. Fazlasına ise geçit verilmemeli, Hewlêr’de yeni filizlenen çimler üzerinde fillerin tepişmesine müsade edilmemelidir.

msahin1@web.de