
Haziran ayının başında Türkiye sandık başına gidecek. Bu nedenle de siyasal partiler alanlarda seçmenleriyle buluşuyor. 7 Haziran seçimleri dört yıl önce yapılan genel seçimden farklı ve bu nedenle miting alanlarında Türkiye ekonomisi de konuşulur hale geldi. Alanlarda işçiler, asgari ücret, yoksulluk, emekliler, işsizler, ev kadınları, engelliler sözünü daha fazla duyar hale geldik. En az bunun kadar büyük önem taşıyan barış ve çözüm süreci ise sadece HDP tarafından gündeme getiriliyor.
Türkiye genel seçimlerinin bu evreye gelmesinin temel nedeni ise Türkiye ekonomisinde gittikçe kriz halini alan gidişattır. Milli gelir, gayri safi yurtiçi hasıla artarken, yoksullar ile zenginler arasındaki uçurum gittikçe derinleşiyor.
2011 seçimlerini hatırlayalım.
İktidar partisi, önce 2023 vizyon projelerini açıklamış, ardından her kentte dev projeler peşi sıra gelmişti. Türkiye çağ atlamış, kanal İstanbul’lar, Dicle vadi projeleri, kentleri birbirine bağlayan hızlı otoyollar, kentlerde toplu taşım sistemleri ve en sonunda kişi başı 20 bin doları bulan milli gelir projeleriyle seçimin havası değişmişti.
Dünden bugüne ne değişti, bunlara bakmak gerekir.
Kişi başı milli gelir 14 bin dolar iken, şu an döviz kuru nedeniyle 10 bin doların altında. İhracat 201 milyar dolardı, gerçekleşen 157 milyar dolar ama ihracat ciddi anlamda uçtu. 85 milyar dolar dış ticaret açığı oluştu.
İşsizlik hedefi yüzde 9.9 idi, Şubat 2015’de 11.2 oldu, fakat işsizlik kriterleri değiştirilerek, işsizlik rakamlarıyla oynandı. Dolar kuru 2015 yılı hedefi 2.15 TL idi, bugün 2.7 TL’ye dayandı.
Hükümet sosyal yardımları Aile Destek Programı (ASDEP) kapsamında yürütecekti. 4 yıldır buna yanaşmadı. Klasik tarzda sosyal yardımlaşma vakıfları üzerinden yürütüyor, bunun da spekülasyon ve tartışmalara açık bir sistem olduğu biliniyor.
Sosyal Güvenlik prim açığı 2011’de 16 milyar düzeyinde iken 2014 yılı sonunda 22 milyara, devletin katkısı ile birlikte 45 milyara ulaştı. Hükümetin bugün televizyon kanallarında ilana çıktığı dev şehir hastanelerinin yapılması ise bir türlü gerçekleşmedi.
2011 yılında Ankara’da 2, İstanbul’da 2 olmak üzere toplam 34 şehir hastanesi sözü verdi. 4 yılda açılan tek bir şehir hastanesi yok. Birkaç kentte yapımı devam edenler var.
Her öğrenciye tablet projesiyle 4 yılda 10 milyon 600 bin öğrenciye tablet verilecekti. 55 bin okula internet alt yapısı, akıllı tahtalar getirilecekti. Toplam 8 milyarlık projeydi. 4 yıllık sürede 730 bin tablet dağıtıldı. Projenin tamamlanması 2017 yılına ötelendi.
Diyarbakır, Urfa, Mardin, Batman ve GAP illerini kapsayan bölgede, sulama kanalları yapılacaktı. GAP tamamlanacaktı. 1 milyon hektar arazi sulanacaktı. Üstelik bu vaat 2008 yılı Mayıs ayında Diyarbakır’da açıklanmıştı. 2012 yılında tamamlanacaktı. 2011 seçimlerinde revize edilmişti. Bugüne kadar sulamaya ancak 200 bin hektar alan açılabildi. Bunun gibi seçimlerde söz verilen onlarca vaadin yerine getirilemediğini görüyoruz.
İş kazaları ve cinayetlerinde artışlar oldu; Soma, Ermenek, Şırnak, Zonguldak’ta kömür işçileri, Türkiye’nin birçok kentinde işe giden mevsimlik işçiler, inşaatlarda çalışan emekçiler ihmaller dizisinin devam ettiği iş kollarında çalışırken yaşamını yitirdi.
Türkiye bir yandan zenginleşirken, toplumun çalışan kesimi, dar gelirli esnaf hatta orta sınıflar yoksullaştı. Gelir dağılımındaki adaletsizlik derinleşti. İşsizlik arttı, 350 bin öğretmen atanamadı, kent merkezlerinde kurulan AVM’ler nedeniyle binlerce esnaf kepenk kapattı.
İşte Türkiye böyle belirsizlikler ortamında seçime giderken, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 18 Nisan’da Kocaeli’de “Ekonomideki şu andaki bu geçici kriz aşılacaktır. Analiz şirketleri hedefleri farklı bir şekilde ortaya koyuyorsa da Türkiye sıçramasına devam edecektir” konuşmasıyla krizin varlığını da kabul etmişti.