Cafer TAR

24 Haziran, Başkanlık seçimi Türkiye'nin sosyolojisini bütün renkliliğiyle yüzeye çıkarıyor. Bu Seçim yıllarca yer altında ittilen bütün farklılıkları HDP ile yeniden görünür hale getirdi.

Yüzyıl boyunca ağız birliği etmişcesine, Türkiye'nin bütün önemli siyasi eğilimleri bu coğrafyanın rengarenk çeşitliliğini sadece ak ve kara'ya indirgemeye çalıştı. Buna karşın muazzam bir itiraz hareketi olarak HDP, bu coğrafyanın bütün renklerine bünyesinde yer vererek bu anti demokratik tavrı tersine çevirdi.

Cumhur İttifakı'nın elinde devasa bir medya gücü ve devlet var; binlerce profesyonel uzman toplumu etkilemek için maaş alıyorlar. Ama görüyorsunuz işte; buna rağmen bu kadar çaba toplumda hiç bir heyecan uyandırmıyor.

AKP/MHP ittifakına oy verecekler de dahil Türkiye halklarının neredeyse tamamı bundan sonra işlerin daha da kötüleşeceğini biliyorlar. Erdoğan ve çevresi hiç bu kadar moralsiz olmamıştı.

Bir kaç gün önce Amed'i ziyaret eden Erdoğan insanlardan oy bile isteyemedi. Devleti arkasına almış; devlet benim diyen bütün despotlar gibi, Kürt halkını tehdit ederek sonuç almaya çalıştı.

Şöyle diyordu Erdoğan: "Efrîn'de netice aldık; güvenlik güçlerimiz hep birlikte Efrîn'de zaferi yakaladı. Bir dönem ötekileştirilmiş diğer vatandaşlarımızla birlikte Kürt vatandaşlarımızın da sorunlarını çözmeye çalıştık, Kürt Sorununu çözmeyi başardık. 2018 Türkiye'sinde artık Kürt sorunu diye bir şey yoktur!"

Yukardaki ifadede iki şey öne çıkıyor...

Birincisi; bu adam artık başka bir dünyada yaşıyor, gerçek dünya ile bağını koparmış, o sadece görmek istediğini görüyor. İkincisi; Amed'de Kürtlerin gözlerinin içine baka baka "bana biat etmezseniz, size açık fiziki soykırım uygularım!” dedi. 40 milyonluk bir halkı Efrîn çözümüyle; yani soy kırımlar tehdit etti.

Erdoğan'ın ve temsil ettiği devletin Kürt Sorununun çözümünden anladığı şey artık sadece; katlim ve göçertme. Demokratik çözüm, eşit yurttaşlık, ana dilde eğitim gibi kavramlar bu adamların düşünce dünyasında yok!

Fakat Erdoğan'ı en çok çileden çıkaran şey; tıpkı korkaklık gibi cesaretin de bulaşıcı olması. Tutuklanan hiç bir Kürt siyasetçi nedamet getirmedi. Bir tanesi bile siyasi duruşundan taviz vermedi, aman dilemedi. Kürt halkı politik pozisyonunu bozmadı; ödediği onca bedele rağmen onurundan taviz vermedi.

Onların dik duruşu yıllarca anti-Kürtçülük yapan Erdoğan karşıtı çevrelere bile moral verdi. Meral Akşener'ın İyi Partisi bile iktidara muhalefet etme gücünü önemli ölçüde HDP'nin ortaya koyduğu direnişten alıyor.

Sayın Selahattin Demirtaş'ın "Ketıl'ından attığı” Twitler toplumu Erdoğan'ın saatlerce televizyonlarda yaptığı konuşmalardan daha fazla etkiliyor. HDP'nin ortaya koyduğu mücadele nedeniyle moral üstünlük demokrasi mücadelesi veren çevrelere geçti.

İktidar çevreleri eskiden oy alabilmek için inanmadıkları şeyleri söylemekte hiç bir sakınca görmezlerdi. Fakat artık o kadar az kendilerine inanıyorlar ki, bunu bile yapamıyorlar. Bir taraftan iktidara tutunmaya ihtiyaçları var; diğer taraftan bunu yapacak güçleri yok.

Bazı insanlar için AKP ve Erdoğan'a oy vermek bir tür alışkanlığa dönüştü. Eskiden Erdoğan kimi çevreler için gerçekten bir umuttu; ama artık Erdoğan "Sadece alternatifsizlikten, alışkanlıktan” oy verilen bir lidere dönüştü.

Artık kazansa da, kaybetse de; bir dönem hem, Erdoğan için hem de bütün Türkiye için bitiyor.

Mevlana'nın dediği gibi: "Dünle beraber geçti can cağızım; şimdi artık yeni şeyler söylemek lazım!” Yeni şeyler söyleme sırası düzen partilerinden toplumun mağdurlarının temsilcisi HDP ve onun sözcülerine geçti.

Bugün muhalefette ama yarın iktidara aday bir siyasal hareket olarak daha cesur olmalıyız, sesimiz daha gür çıkmalı.