İngiltere'de geçtiğimiz Perşembe günü birlikte yapılan yerel yönetimler ve Avrupa Birliği Parlamentosu milletvekilliği seçimlerinin sonuçları tartışılmaya devam ediyor. Yerel seçimlerin sonuçları tamamen açıklandı ve İşçi Partisi kıl payıyla da olsa en yüksek oyu alan parti oldu. İktidardaki koalisyonun büyük ortağı Muhafazakar Parti bir miktar oy kaybetmiş olsa da seçimin asıl kaybedeni koalisyonun küçük ortağı Liberal Demokrat Parti oldu. Seçimin asıl kazananına gelince. Bu konuda kesin bir şey söylemek zor, zira kesin ve net bir başarı elde eden olmadı.

Avrupa Birliği'nden çıkmayı savunan ırkçı eğilimli Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi UKIP'in seçim öncesi çıkardığı gürültü, seçimde aldığı oylardan çok daha büyük oldu. Medyada bu kadar fazla yer alan bir partinin hiçbir belediye yönetimini ele geçirememesi, sadece belirli sayıda belediye meclis üyeliğini kazanabilmesi ve bunu bile büyük bir başarı olarak medyada geniş bir şekilde kutlanması oldukça sıra dışı bir görüntü oluşturdu.
Ben mi matematikten anlamıyorum yoksa İngiliz medyası sıkıntıdan ne yapacağını mı şaşırdı emin değilim ama ortada fol yok yumurta yok, sadece alabildiğine yüksek bir miktarda gazla şişirildikçe şişen bir balon var. Patlayıp ellerinde kalması bir yana, 'UKIP'in yükselişinden büyük partilerin alması gereken dersler' falan gibi saçma sapan başlıklara devam ediyorlar. Alınması gereken tek ders, göçmen düşmanlığını bu kadar göz önüne getirip halkın en büyük problemi göçmenlermiş gibi sunmanıza rağmen, İngiliz halkı şükür ki henüz sizin yalanlarınıza tamamen kanmıyor ve sağduyusunu korumaya devam ediyor. Son birkaç yıldır içinde UKIP, göçmenler veya Avrupa Birliği gibi kelimelerin geçmediği hiçbir yayın organı görmedim desem yeridir.
Seçimde UKIP balonu biraz da gürültüyle patlayınca suçlu arayışlarına da devam ediyor güzide İngiliz medyası. İşçi Partisi'nin seçim süreci boyunca UKIP'e saldırmaktan uzak durduğunu ve böylece ırkçı bir partinin yükselerek Muhafazakar Parti'nin oylarını çalmasından dolayı gizliden gizliye keyif aldığını söyleyen bazı köşe yazıları oldu. Aslında bu iddialarda haklılık payı da yok değil. UKIP başkanı Nigel Farage iki hafta önce katıldığı bir tartışma programında, sunucunun 'yan komşunuzun Romanyalı olmasından rahatsızlık duyar mıydınız?' tarzında bir sorusuna 'kim rahatsız olmaz ki?' mealinde bir cevap vererek ırkçılığını bir kere daha ispatlamıştı.
İşçi Partisi lideri Ed Miliband, bu olay hakkındaki görüşleri sorulduğunda, UKIP de ırkçı unsurlar olabileceğini fakat parti lideri Nigel Farage'ın ırkçı bir insan olduğuna inanmadığını belirterek bir nevi kaçamak bir cevap vermiş oldu. Öyle ki, aynı hafta oldukça vasat yayın yapan tabloid gazetelerinden biri olan The Sun gazetesi bile kısa bir açıklamayla UKIP'deki ırkçılık skandallarını açıkça kınayarak bunlara bir son verilmesini talep etmişti. The Sun'ın gösterdiği cesaretin yanına bile yaklaşmamıştı yanı Ed Miliband.
Göçmenlere dair seçim sömürüsü ise yakın bir zamanda bitecek gibi görünmüyor. En şaşırtıcı olanı ise solcu olduğu sanılan İşçi Partisi'nin önde gelen kişilikleri, seçim sonrası yaptıkları açıklamalarda Britanya halkının göçmenlere dair kaygılarını daha doğru okumaları gerektiğine dair bir sürü saçmalık sıraladılar. Yani bir nevi UKIP'den öğreneceğimiz şeyler var demeye getiriyorlar. Oysa böyle yaparak UKIP'in değirmenine su taşıdıklarının farkında değiller mi acaba. Bunun yerine göçmenlerin bu ülkeye ve ekonomisine kazandırdıkları faydalardan bahsedip medya tarafından bilinçli bir şekilde gizlenen gerçekleri açıklasalar daha faydalı olurlar. Yoksa UKIP'in çok iyi bildiği bir alan olan popülizm ve halkın duygularını sömürme gibi konularda onlarla yarışabileceklerini sanıyorlarsa açıkça yanılıyorlar.