Seçmeli derslerle dil yaşamaz

Ana dil eylem

Ana dil eylem

  • Haftada iki saatlik seçmeli ders, baskı altında olan bir dilin korunması için yetersizdir ve çoğu zaman asimilasyon politikasını meşrulaştıran sembolik bir araç işlevi görmektedir. Seçmeli ders dili kurtarmaz, sadece yavaş ölümünü geciktirir.
  • Belirleyici olan çocuğun sabah hangi dille uyandığı, akşam hangi dille uykuya daldığıdır. Kürtçe söz konusu olduğunda ise ev artık sadece özel bir alan değildir. Aile içi aktarım olmazsa olmaz; ancak tek başına yeterli değil, kamusal ve kurumsal destek şart.
  • Kürtçenin kamusal ve hukuksal statüsü güçlendirilmeli, eğitim dili olarak yaygınlaştırılmalı, müfredat, terminoloji, öğretmen yetiştirme ve akademik altyapı geliştirilmeli. Resmi statüye kavuşması ve ana dilde eğitimin hayata geçirilmesi için somut, yasal ve anayasal adımlar atılmalı.

ROJHAT ABİ/AMED

Türkiye’de 2012 yılından bu yana uygulanan Kürtçe seçmeli dersler, ilk bakışta dilin kamusal alanda tanınması yönünde atılmış bir adım olarak görülse de bu uygulama yapısal bir dil politikasına dönüşmedi. Mezopotamya Dil ve Kültür Araştırma Derneği (MED-DER) eğitmenlerinden Dilan Güvenç, “Seçmeli dersler gibi ara çözümlerle oyalanmak yerine, Kürtçe'nin resmi statüye kavuşması ve ana dilde eğitimin hayata geçirilmesi için somut, yasal ve anayasal adımlar atılmalıdır” dedi. Seçmeli derslerin asimilasyonu meşrulaştıran bir teselli ödülü olduğuna da dikkat çeken Dilan Güvenç, iktidarın bu şekilde Kürtçeyi yok saymadığı imajının yarattığını gerçekte ise yok saymaya devam ettiğini ifade etti.

Eğitmen Dilan Güvenç ile Kürtçe seçmeli derslerin sınırlarını, ana dilde eğitimin gerekliliğini, aile içi dil aktarımının rolünü, iktidarın dil meselesine yaklaşımını ve Kürtçenin geleceğine dair olası statü modellerini konuştuk.

Seçmeli Kürtçe dersleri, ana dilde eğitim talebi bağlamında nasıl bir yerde duruyor?

Kürtçe seçmeli dersler, sembolik bir izinden öteye geçemeyen, sınırlı ama politik açıdan anlamlı bir adım. Ancak 2012’den beri uygulanmasına rağmen haftada yalnızca iki saatle sınırlı olması, sadece ortaokul düzeyinde yer alması ve en az 10 öğrenci şartı gibi bürokratik engellerle karşılaşması nedeniyle gerçek bir dil politikası üretmekten uzak. Bununla birlikte, bu dersler en azından Kürtçenin resmi olarak varlığının tanındığını göstermesi açısından sembolik önem taşıyor. Ancak iktidar bu uygulamayı çoğu zaman 'bakın Kürtçe var' diyerek ana dilde eğitim talebini bastırmanın aracı olarak kullanmakta. Önemli olan, ana dilde eğitim talebinin zeminini hazırlama potansiyelinde yatmakta.

Sadece seçmeli olarak Kürtçenin okutulması/öğretilmesi yeterli mi?

Hayır, kesinlikle yeterli değil. Pedagojik literatüre göre bir dilin kalıcı biçimde edinilmesi için o dilin eğitim dili olarak kullanılması gerekmektedir. Cummins’in bilişsel-akademik dil yeterliliği (CALP) kuramına göre çocukların akademik düzeyde ana dil yeterliliği kazanması yaklaşık 5–7 yıl sürmekte. UNESCO da erken yaşta ve kesintisiz ana dilde eğitimin zorunlu olduğunu vurgular. Haftada iki saatlik seçmeli ders, baskı altında olan bir dilin korunması için yetersizdir ve çoğu zaman asimilasyon politikasını meşrulaştıran sembolik bir araç işlevi görmektedir. Seçmeli olması erişimi engelliyor: Okul açmıyor, öğretmen atanmıyor, idare baskı yapıyor, veliler fişlenir korkusu yaşıyor. Kamusal alanda (hukuk, üniversite, medya) hala yasak veya sınırlı seçmeli ders; dili kurtarmaz, sadece yavaş ölümünü geciktirir. Ana dilde eğitim almayan çocuklar bilişsel gelişimde, özgüvende ve akademik başarıda geride kalır. Seçmeli ders, asimilasyonu meşrulaştıran bir teselli ödülüdür. İktidar "Kürtçe yok sayılmıyor" derken aslında yok saymaya devam ediyor.

Seçmeli ders için başvurular hangi düzeyde? Buradan ana dilde eğitim modeline geçiş mümkün mü?

Son açıklanan resmi verilere göre seçmeli Kürtçe derslerini alan öğrenci sayısı 70–90 bin bandında seyretmekte; bu rakam milyonlarca Kürt öğrencinin bulunduğu Türkiye bağlamında son derece düşük. Benzer sembolik adımlar, diğer ülkelerde de görülmüş ancak bu adımlar genellikle daha kapsamlı dil reformlarına evrilmiştir. Örneğin; İspanya’daki Bask Bölgesi’nde Bask dili (Euskara), Franco dönemi baskılarının ardından bölgesel resmi statü kazanmış ve eğitimde farklı modeller uygulanmaya başlanmıştır: Tam İspanyolca, iki dilli (İspanyolca–Baskça) ve tam Baskça eğitim. Veliler bu modeller arasında seçim yapabilmektedir. Bu sistem, dilin korunmasını ve kamusal hayatta güçlenmesini sağlarken, Türkiye’deki gibi sınırlı ve sembolik kalmamıştır. Galler’de Galce, 1993’te kamu alanında yasal güvence altına alınmış, 2011 yılında ise İngilizce ile eşit resmi dil statüsü kazanmıştır. Günümüzde Galce okullarda zorunlu ders olarak okutulmakta ve nesiller arası aktarım oranı istikrarlı biçimde artmaktadır. Kanada’nın Quebec eyaletinde ise Fransızca, anayasal güvence altında eğitim dili olup, dil politikaları literatüründe azınlık dillerinin korunmasına dair en başarılı örneklerden biri olarak gösterilmekte.

Ana dil konusunda her evin bir dil okulu olması gerektiği sıkça söylenir. Kürtler, kamusal alanın dışında özel alanlarında çocuklarıyla Kürtçe iletişim kuruyor mu? Durum nedir?

Ne yazık ki tablo çok iç açıcı değil ve her geçen yıl daha da kötüleşiyor. Son yıllarda Kürtçeye yönelik baskılar artmış durumda. Kürtçenin kriminalize edilmesi, sansür, konserlerin yasaklanması, kültürel etkinliklerin engellenmesi ve dijital mecraların hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte asimilasyon süreci hızlanıyor. Bu koşullarda ailelerin rolü hayati hale geliyor. Aile içi aktarım olmazsa olmaz; ancak tek başına yeterli de değil. Kamusal ve kurumsal destek olmadan bu yükün sadece ailelerin omuzlarına bırakılması gerçekçi değil. Kırsal bölgelerde Kürtçe hala günlük hayatın doğal dili olmayı sürdürüyor. Ancak kentlerde, özellikle de genç kuşaklarda Türkçeye yönelim çok belirgin. Okul dili Türkçe, sosyal medya Türkçe, televizyon ve dijital içerikler Türkçe olunca çocuklar Kürtçeyi çoğu zaman sadece anlıyor ama konuşamıyor. Yani dil pasifleşiyor. UNESCO’nun tehlike altındaki diller atlasında Kurmancî kırılgan, Zazakî (Dimilkî) ise kesin tehlike altında olarak yer alıyor. Bu veriler, meselenin bireysel tercihlerle sınırlı olmadığını, yapısal bir sorunla karşı karşıya olunduğunu açıkça gösteriyor. Dilbilimin de ortaya koyduğu çok net bir gerçek var: Anne-baba kendi arasında hangi dili konuşuyorsa, çocuk için esas dil de o oluyor. Fishman’ın altını çizdiği gibi, dilin asıl aktarıldığı yer okuldan önce ev ve gündelik yaşamdır. Müfredat, kurs, seçmeli ders elbette önemli; ama belirleyici olan çocuğun sabah hangi dille uyandığı, akşam hangi dille uykuya daldığıdır. Kürtçe söz konusu olduğunda ise ev artık sadece özel bir alan değildir. Yıllarca kamusal alandan dışlanmış, yasaklanmış, görünmez kılınmış bir dil için ev aynı zamanda politik bir mekandır. Evde Kürtçe konuşmak sıradan bir alışkanlık değil; inkar edilmiş bir dilin varlığını sürdürme, onu geleceğe taşıma iradesidir. Bu nedenle aile içi dil kullanımı, sadece kültürel değil, aynı zamanda doğrudan politik bir anlam taşır.

Yeni dönemde eğitim çalışmalarınız dışında bu konuya dair yeni bir yol haritanız veya politikanız olacak mı?

Biz Kürt dili alanında çalışma yürüten bir kurum olarak hem ulusal hem de uluslararası düzeyde ana dil talebimizi güçlendirecek toplumsal çalışmalar, saha araştırmaları ve raporlamalarla bu taleplerimizi yetkili mercilere sunmaya devam edeceğiz. Kürtçenin kamusal alanda görünür kılınması ve kolektif bir hak olarak tanınması, yürüttüğümüz tüm çalışmaların temel çıkış noktasını oluşturmaktadır. Bu çerçevede çalışmalarımızı yalnızca kültürel üretimle sınırlı görmüyor; Kürt dil meselesini aynı zamanda siyasal, pedagojik ve toplumsal bir hak alanı olarak ele alıyoruz. Dil planlaması literatüründe tanımlandığı üzere süreci üç temel başlıkta değerlendiriyoruz:

* Statü planlaması: Kürtçenin kamusal ve hukuksal statüsünün güçlendirilmesi,

* Edinim planlaması: Kürtçenin eğitim dili olarak yaygınlaştırılması

* Korpus planlaması: Müfredat, terminoloji, öğretmen yetiştirme ve akademik altyapının geliştirilmesi.

Bu alanlarda yürüttüğümüz çalışmalarla Kürtçenin kurumsal kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyoruz. Kürt dil mücadelesi, Kürtçenin kamusal alanda tanınan ve kurumsal statüye sahip bir dil haline gelmesine kadar kararlılıkla sürecektir. Bu doğrultuda sözlük çalışmaları, dil öğretimine yönelik materyaller, akademik yazılı ve görsel üretimler aracılığıyla Kürt dili alanındaki bilimsel ve kültürel çalışmalarımızı kesintisiz biçimde sürdürecek; ana dilde eğitim ve dilsel eşitlik talebini hem ulusal hem de uluslararası düzeyde güçlendirmeye devam edeceğiz.

Kürtçe seçmeli dersler için çağrılarınız nelerdir?

Bizler dil çalışmaları yürüten kurumlar olarak Kürtçeye statü ve anadilde eğitim noktasında iktidara ve bileşenlerine çağrı yapıyoruz ve bir an önce bu taleplerin karşılanması gerektiğini söylüyoruz. Seçmeli dersler gibi ara çözümlerle oyalanmak yerine, Kürtçenin resmi statüye kavuşması ve ana dilde eğitimin hayata geçirilmesi için somut, yasal ve anayasal adımlar atılmalıdır.

Kürtçenin statüsü nasıl bir forma evrilmeli?

Kürtçe'nin statüsü şu şekilde evrilmeli: Resmi dil statüsü (en az bölgesel resmi dil veya ikinci resmi dil) ve eğitim dili olması (anaokulundan üniversiteye, en az ilkokul düzeyinde zorunlu). Bu iki talep dışında diğerleri (kamusal alanda serbest kullanım, Kürt Dil Kurumu'nun resmi kurulması, medya/kültürde tam destek gibi) şu anki siyasi gerçeklikte gerçekçi değil, çünkü iktidar asimilasyon politikalarını sürdürürken bunlar bile fiiliyatta engelleniyor ve "bölücülük" diye damgalanıyor. Bilimsel kanıtlar gösteriyor ki, gerçek kurtuluş ancak resmi statü ve ana dilde eğitimle gelir: Yoğun erken maruziyetle dil korunur, nesiller arası aktarım sağlanır, çocuklar bilişsel/akademik üstünlük kazanır. Diğer talepler ancak bu iki temel kazanımdan sonra anlamlı olur; yoksa göstermelik kalır veya baskıyla engellenir. Bu yüzden herkes -muhafazakâr, seküler, İslami, sosyalist tüm Kürt kesimler- aslında Kürtçenin resmi statüye kavuşması ve ana dilde eğitim konularında birlik olmalı. Bu iki talep etrafında kenetlenmek, bölünmüşlüğü aşmanın ve iktidarın asimilasyonuna karşı en büyük mücadeledir. Aksi takdirde dil yavaş yavaş yok olacak, UNESCO'nun uyardığı gibi. Ana dilde eğitim bir lüks değil, pedagojik ve insani zorunluluk; resmi statü ise eşit yurttaşlığın temeli. Kürtçeyi kurtarmak için iktidarın göstermelik adımlarına razı olmayacağız. Bu iki temel talepte birlik olup eşitlik ve hak talep ediyoruz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.