Komisyon'un raporu tamam

Meclis Komisyonu

Meclis Komisyonu

  • Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, hazırlanan ortak nihai raporu oy çokluğuyla kabul etti.

Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 5 Ağustos 2025’te başladığı çalışma sonucunda ortak raporunu tamamladı. 51 üyeli Komisyon'da raporun onaylanması için en az 31 "evet" oyu gerekiyordu. Üyelerin 22’si AKP, 11’i CHP, 5’i DEM Parti, 4’ü MHP, 3’ü Yeni Yol Grubu’ndan. HÜDA-PAR, Yeniden Refah, TİP, EMEP ve DSP’nin de birer üyesi bulunuyor. Komisyonu, 21’inci ve son toplantısında ortak nihai raporu oyladı. Rapor, 42 kabul, 2 ret ve 1 çekimser oyla kabul edildi. Böylece Komisyon çalışmaları tamamlanmış oldu. Türkiye İşçi Partisi (TİP) Üyesi Ahmet Şık ve Emek Partisi (EMEP) Üyesi İskender Bayhan "hayır" oyu verirken CHP'li Türkan Elçi ise "çekimser" oy kullandı.

Komisyon toplantısının açılışında konuşan Numan Kurtulmuş, hazırlanan nihai raporun 7 ana bölümden oluştuğunu, toplamda 60 sayfa olduğunu; idari ve hukuki düzenlemelere yer verildiğini söyledi. Raporda yer alan başlıklar hakkında konuşan Kurtulmuş, başlıkları şöyle sıraladı: “Komisyon çalışmaları başlıklı 1. bölümde, çalışmaları ile ilgili süreç anlatılmaktadır. 2. bölümde, temel hedefleri üzerinde, buradaki tartışmalarımız çerçevesinde vurgular yapılmaktadır. 3. ana başlığımız, Türk-Kürt kardeşliğinin tarihi kökleri ve kardeşlik hukukudur. 4. başlığımız, dinlenen kişilerin söylem ve analizlerinden hareketle ortaya çıkan mutabakat alanlarıdır. 5. başlık, PKK’nin kendisini feshetmesi ve silah bırakması sürecidir. 6. başlık, sürece ilişkin yasal düzenleme önerileridir. 7. başlık ise demokratikleşme ile ilgili önerilerdir. Rapor, sonuç ve değerlendirme kısmıyla sona ermektedir.”

DEM Parti şerh düştü

DEM Parti, raporun kabul edilmesi yönünde olumlu oy verdi ama muhalefet şerhi de düştü. Şerhte şunlara yer verildi: “Özellikle 'Sürece ilişkin yasal düzenleme önerileri' ve 'Demokratikleşme ile ilgili öneriler' başlıklarında yol gösterici rolünü oynayacağına inanıyoruz. Yer alan kimi kavramlar ve yaklaşımlar hakkında farklı düşünüyoruz. Farklı düşüncelerimizi, gerekçeleriyle birlikte paylaşmak istiyoruz. ‘Terörsüz Türkiye süreci’, ‘terör örgütü’, ‘terör belası’ gibi kavramların kullanılmasını uygun bulmuyoruz. Sürecin adının ‘Terörsüz Türkiye’ yerine Komisyon ismindeki gibi 'Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi' süreci adıyla nitelendirilmesi gerektiğini belirtmek isteriz.

Kürt meselesi vardır, 'terör' olarak görülemez

Kürt meselesi 'terör' kavramıyla anılamaz. Kürt meselesi vardır ve bu bir terör sorunu olarak görülemez. Kök nedenleri itibarıyla tek boyutlu bir sorun değildir; siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel, tarihsel arka planı olan bir hak ve özgürlükler meselesidir. Bugün ısrarla 'terör' diye tariflenen süreç, inkara dayalı politikaların ortaya çıkardığı çatışmalı süreçtir. Bu yönüyle Kürt meselesi, bir sistem sorunu olduğu kadar, kimlik ve kültür sorunudur. Kürt halkının eşitlik ve özgürlük haklarının bütününü ve demokratikleşmeyi kapsar.

Acıları bile tek taraflı tarif etmek, Kürt halkının yaşadığı acıları görmezden gelmek, kabul edilebilir değildir.

Toplumsal değerler tek taraflı tanımlamalarla inşa edilemez. Gerçek kardeşlik, halkların-inançların değerlerine eşit yaklaşmakla, ona eşit mesafelenmekle mümkündür. Kürt'ün onurunun, Türk'ün gururunun korunması, ancak bu eşit yaklaşımla söz konusu olacaktır. Tüm bu gerekçelerle 'terör örgütü' kavramının kullanılmasını doğru bulmuyoruz.

Sayın Öcalan’ın ve mücadelesinin taslak raporda ısrarla 'terör', 'terör örgütü' gibi kavramlarla birlikte tanımlanmasını, sürecin hukuku ve gereklilikleri noktasında doğru bulmamaktayız.

'Hak ve Özgürlüklerin Genişletilmesi ile İlgili Düzenlemeler' başlığı altında 'Doğuştan gelen dokunulamaz ve devredilemez…' hakların başta ana dili hakkı ve kimlik/kültür hakları gibi insanlık değerlerini ve evrensel hakları içerdiğini özellikle belirtmek isteriz. Ana dili, yalnızca bir iletişim aracı değil; düşünme biçimini, öğrenme süreçlerini, duygulanım dünyasını ve toplumsal aidiyet hissini belirleyen kurucu bir unsurdur. Türkiye’de farklı dil ve kültüre sahip milyonlarca insanın, başta Kürtçe olmak üzere ana dili hakkına yönelik kısıtlayıcı düzenlemelerin, uygulamaların ve kamusal engellerin ortadan kaldırılması ve çok dillilik ile barışılması gerekmektedir.

Sonuç olarak; birçok kesimde farklı travmatik etkiler yaratan birçok kavram yeniden değerlendirilmelidir. Metnin ruhuna, sahici ve toplumsal vicdana hitap eden bir dil yerleştirilmelidir. Barış, sadece sonuç değil, yöntemin ve dilin kendisidir aynı zamanda." ANKARA

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.