Amerika’nın aldığı "müdahale" karanına sessiz kalan Türkiye’nin uluslararası ve bölgesel güçlerle birlikte IŞİD’e sunduğu destek artarak devam ediyor. Türkiye, IŞİD canileri için cellat transferinin gerçekleştirildiği bir üs haline getirildi. Suriye de Obama’nın bu müdahale kararına "Suriye’deki iç çatışmaya müdahil olmak" gerekçesiyle itirazını Esad yandaşı medya ile dillendirdi.

Bu arada Türkiye’nin ipi ile kuyuya inmeye kalkan ama IŞİD tehdidiyle can derdine düşen ÖSO’nun "IŞİD’e karşı mücadelede YPG güçleriyle ittifak" kurması, bir süredir zaten gerilmiş olan ÖSO-Türkiye ilişkilerini iyice sertleştirdi. Doğal olarak Sünni IŞİD’in baş düşmanı olması gereken Şii Suriye Devleti’nin IŞİD’le mücadele eden Kürtlere karşı tavrı da yeniden sertleşti.
Bölgede IŞİD’in halklara karşı katliamına gerçek kahramanlık örnekleri sergileyerek karşı durabilen tek güç YPG ve ona desteğini her zaman artırarak devam ettiren HPG’li yoldaşları olmuştur.
Kürtler sadece Anadolu topraklarında geliştirilmek istenen özgürlükçü çoğulcu demokratik gelişimin dinamosu olmakla kalmamış, Rojava’da olduğu gibi, bütün Ortadoğu’da da bu özgürlükçü anlayışın taşıyıcısı olarak sorumluluk üstlenmişlerdir. Türkiye ve Suriye devletlerinin IŞİD cellatlarına sunduğu açık ya da dolaylı desteğin altında yatan korku, işte tam da bu duruşun kendisidir.
Çünkü, birincisi, aslen direnen bu güç, kendi öz yurdu dört parçaya bölünüp, toprakları bu sömürgeci akbabalar tarafından gasp edilen Kürt halkının gücüdür. Yani gaspçılar, sömürge topraklarının özgürlüğünden korkmaktadırlar. İkincisi, aslen direnen bu güç, sadece çok iyi savaşan bir silahlı güç değil, bütün Ortadoğu’ya "halkların eşit ve adil koşullarda birlikte yaşayabilecekleri özgürlükçü çoğulcu bir demokratik toplum modelinin" de taşıyıcısıdır. Yani bölgenin bütün demokrasi düşmanı siyasal yapılanmalarının karabasanı olmuş bir özgürlük düşü "belasıdır."
Ve halkların özgürlük hayallerini besleyen böyle bir "bela", sadece Ortadoğu’da değil, kendi halkını siyaset alanı dışına atmış bütün emperyalist-kapitalist, sömürgeci, totaliter sistemlerin korkulu rüyası olmaya da devam ediyor.
***
Abartı yaptığımı mı düşünüyorsunuz? O halde Almanya’daki PKK yasağını bana birileri açıklayabilmelidir. NSU davasında da gördüğümüz, kokuşmuş devlet yapısını Nazi örgütlerinden koruyamamış bir devletin, Rojava demokrasisi gibi bir demokrasi anlayışıyla barışık olabilmesi mümkün müdür? "Kürtler silahlanmalıdır" diyen Obama’nın terör listesinin başında PKK adının yer almasının anlamı aklımızla alay etmeden açıklanabilir mi? Varlık gösterdikleri Avrupa topraklarını, kültürel varlıklarıyla da taçlandıran Kürt halkının dıştalanma istenmesinin "derin" anlamı nedir? Özgürlükçü ve çoğulcu bir demokrasi inancının taşıyıcısı olan PKK’nin, ulusçu devletlerin terör listelerinde yer almasının akla ya da mantığı yakın bir açıklamasını yapabilir mi?
***
Bu yazının girişinde yaptığım kısa tanımlama bile, bölgemizdeki sorunların karmaşıklığını anlatmak için yeterlidir sanırım. Buna karşın, bölgedeki emperyalizm-sömürgecilik ittifakının bugünkü maşaları olan IŞİD piyon-erlerinin kökünü kazımaya yönelik bir mücadele için halkların yeterli desteği verdiğini söyleyebilmek ne yazık ki henüz mümkün değildir. Ve çok boyutlu olması gereken bu desteğin zayıflığından dolayıdır ki, Şengal’de yenilenler, şimdi bütün güçleriyle "halkların kardeşliği, özgürlük ve barış" yaklaşımında stratejik öneme sahip bir alana, Kobanê Kantonu’na yöneldiler. Açıktır ki bu saldırıların asli hedefi, bir süredir bütün dengelerin alt üst olduğu ve totaliter siyasal iktidarların büyük güç kaybettiği Ortadoğu’da gezinmeye başlamış olan özgürlük rüzgarlarını dağıtmak ve halkları cellatların iktidarına tekrar teslim etmektir.
Bu temel anlayışta, ne Türkiye’nin Suriye’den, ne İran’ın Amerika’dan. Ne Almanya’nın İsrail’den bir farkı yoktur.
O halde, kendilerine yönelik bu ittifakı yerle bir etmek sadece dünyanın bütün ezilen halklarının ve emekçilerinin çıkarınadır ve onların sorumluluğudur.
Çünkü biliyoruz ki, bin yıllardır barışçı, çoğulcu, özgürlükçü bir dünya özlemi sadece ezilen halkların ve emekçilerin özlemi olmuştur. Çünkü biliyoruz ki iktidarlar her dönemde, "iktidar" oldukları için Dahhak’tırlar. Ve ezilenler Demirci KaWa olmadan, zalim Dahak’ların iktidarını yıkmak mümkün değildir.
O halde özgürlük ve barış idealini din edinmiş her halktan KaWaların Enternasyonal Mücadele Birlikleri, üstelik katılımlarını dünyaya da ilan ederek hemen oluşturulmalıdır. Bu sorunu sadece Kürtlere bırakmak, tarihin kaldıramayacağı bir ayıbı yüklenmekten başka bir şey olamaz.
Seferberlik çağrısına, her halkın, barışın, özgürlüğün, halkların kardeşliğinin anti-emperyalist, anti-sömürgeci savaşçılarının kulak vermesi gerekir.
Seferberlik çağrısı sadece Kürtler için değil bütün halklar içindir!
Çünkü Kobanê Kantonu giderse, Ortadoğu’da ve dünyada yeşertiler bu özgürlük serhildanları ölümcül tehlike yaşayacaktır.
Karar için yarın çok geç olabilir.