
Türk devleti Kürdistan'a kültürel soykırımcı yeni bir sefer başlatmıştır. Kürt şehirlerini yakıp yıkıyor; yüzlerce insanı katlediyor, sonra da utanmadan bu şehirleri yeniden yapacağım diyor. İşte Kürt’ü toplum ve insan yerine koymama ve hakaret yapma budur. AKP iktidarı "ben Kürdistan'ı istediğim gibi yıkar, sonra da halka ve ev sahiplerine sormadan kendime göre yeni mahalleler ve evler yaparım" diyor. Kürtler özyönetimden, kendi kendini yönetmekten söz ederken, kendi mahalleri ve şehirleri için kendileri karar vermek isterken, AKP iktidarı "ben ne belediyeleri, ne toplumu, ne de bireyi dikkate alırım, istediğimi yaparım" diyor.
İçişleri bakanı da "biz Sur için kentsel dönüşüm yapacağız, yeni mahalleler ve evler yapacağız" diyerek Sur’da yaptıkları saldırıları durdurmayacaklarını açıklıyor. Sur’da hem insanlara, hem dokuya vahşice saldırmalarının hesabını vereceklerine, Surlular için yeni mahalleler ve evler yapacaklarmış! Sinekten yağ çıkarır gibi insanların ölümü ve Amed’in ruhunu ortadan kaldırma üzerinden bazı müteahhitlere para kazandıracaklar. Devlet ve toplum imkanlarını böylece bazı rantçılara aktaracaklar.
Sur’da sadece insanlara saldırmıyorlar; insanları öldürmek için evleri dozerlerle yıka yıka ilerliyorlar. Tarihi doku, eski evler, eski sokaklar, Amed’in ruhu demiyorlar, dozerlerle evleri yıkıp tanklara, zırhlı araçlara yol açıyorlar. Amed’in ruhunu böylece ezmeye çalışıyorlar. Sonradan da yeniden yapacağız diyorlar. Büyük yalan söylüyorlar. Dar sokakları olan eski yerleşim yerlerini yeniden yapacağız diyerek Sur’u kendilerine göre planlayıp dizayn edecekler. Böylece en az insanlara karşı işlenen suçun bir benzerini Sur’un dokusunu bozup karakterini değiştirerek işleyecekler. Aslında buna toplu soykırım denir. Mimari ve yerleşim biçimi de bir kültürdür. Her kültürel mirasa saldırı bir toplu katliamdır, yani soykırımdır. Sur yıkılarak Amed ve Kürdistan halkına soykırım yapılmaktadır. Kültürel ve ulusal değerlerden söz eden herkes gerçeği böyle görmelidir. Bu açıdan dozerler ve tanklara yol açan bu saldırılara da; Sur’u yeniden yapma ve kentsel dönüşüm adına yapılanlara da tüm Amed ve Kürdistan halkı karşı çıkmalıdır.
Sur’da olduğu gibi Cizre de kentsel dönüşüm adı altında şehrin karakteri ortadan kaldırılmak istenmektedir. Cizre’yi yıktıktan sonra şimdi de Cizre’nin ruhunu ortadan kaldıracak biçimde TOKİ yeni mahalleler yapacakmış. Daha şimdiden bazı mahallelere halka rağmen el konulmuştur. Halk, evine bırakılmıyor. Halkın kendi evini tamir etmesine izin verilmiyor. Halkın dayanışma içinde mahallesini yeniden yapmasına izin verilmiyor. Aslında yaptıkları, fiziki ve kültürel soykırımın izlerini ortadan kaldırmaktadır. Yıktıkları ve katliam yaptıkları mahalleleri ortadan kaldırarak Türk devletinin katliamcı yüzünün hatırlanmasını istemiyorlar.
Yasef ve yanındaki mahallelerin tel örgülerle çevrildiği söyleniyor. Bir halka rağmen bunu yapmak, tank ve top saldırılarının ve katliamının devamıdır. Halkın bir daha bu mahallelere girmesini istemiyorlar. Bu açık bir zordur, şiddettir. Halkı tankla, topla, zorla bu mahallelerden çıkardıkları gibi, şimdi de mahallelere girişi zorla engellemektedirler. Bu da kabul edilmemelidir.
Cizre halkı şimdi de direnişini devletin bu uygulamalarına karşı koyarak sürdürmelidir. Şehirlerine, mahallelerine, sahip çıkmalıdırlar; kendilerini Türkiye'ye teslim etmemelidirler. Yasef’in ya da başka bir mahallenin yıkılması ve ortadan kaldırılması, Cizre’nin hafızası ve kültürünün ortadan kaldırılmasıdır. Şehrin kendi dinamikleri içinde değişimini ve gelişimini değil, zoraki bir kök kazıma ile şehrin ruhu değiştirilmek istenmektedir.
Şimdi şehirler halkın ihtiyacına göre değil, halkı ve şehri nasıl kontrol ederiz, nasıl zapturapt altında tutarız amacıyla dokusu değiştirilerek yapılandırılmaya çalışılmaktadır. Bu, dünyada görülmüş bir şey değildir. Şimdi dünyada, hatta Türkiye'de asker ve polis karargahları şehrin dışına çıkarılırken, Kürdistan'da asker ve polis karargahlarının şehrin her yerine hakim kılınmak istenmesi, Türk devletinin Kürdistan'da nasıl bir kültürel soykırımcı olduğunun kanıtıdır. Bu gerçeklik, Kürt sorununda demokratik bir siyasal çözüm düşünülmediğinin kanıtıdır.
Kürdistan'daki kentsel dönüşüm ya da güvenliği sağlama gerekçesiyle yapılacak çalışmalara hiçbir Kürt, hatta hiçbir Türkiyeli katılmamalıdır. Bu tür kentsel dönüşüm ya da tarihi dokuyu bozan müteahhitlik işlerini kimse üstlenmemelidir. Hiç kimse buralarda işçi olarak çalışmamalıdır. Hiç kimse bu tür çalışmalara malzeme satmamalıdır. Hiç kimse bu tür yerlere hizmet sunmamalıdır. Bu tür çalışmalara katılmak, Kürtleri kültürel soykırımcı sömürgeciliğe uğratmak isteyenlere işbirlikçilik yapmaktır.
İster Sur, ister, Cizre, ister Silopi olsun, hiçbir yerde halkımız kentsel dönüşüme ve güvenlik yapılaşmasına izin vermemelidir. Örgütlenerek bu tür girişimlere karşı mücadele geliştirmelidir. Varlığına, kimliğine, özgür ve demokratik yaşamına sahip çıkmanın bir yolu da budur.
Hiç kimse Türk devletinin Kürt şehirlerindeki bu girişimlerini basit görmemelidir. Türk devletinin şehirlere yönelik bu politikaları kesinlikle kültürel soykırımcı sömürgeci politikalardır. Kürt halkının iradesini kırma ve sömürgeci hegemonyayı sağlama politikasının bir devamıdır. Bu nedenle "şehrimize ve mahallemize dokunma!'' direnişi başlatılmalıdır. Bundan sonra halkımızın geliştireceği direnişlerin bir boyutu da bu olmalıdır.
Türk devleti Bakurê Kurdîstan’da Kürt halkının iradesine her yerde müdahale ettiği gibi, şimdi de Rojava ve Şengal’e de müdahale etmektedir. Son günlerde "Şengal ikinci Kandil olacak" propagandasıyla Şengal’in hedef gösterilmesi, bir planın göstergesi gibidir. KDP Şengal’de gerillanın varlığına ve Şengal’in özerkliğine karşı çıkıyordu. Şimdi bu karşı çıkışa Türk devleti de eklemlenmiş bulunmaktadır. Şengal’de şu anda Êzîdî meclisi ve buna bağlı olan Êzîdî Savunma Birlikleri (YBŞ) bulunmaktadır. Anlaşılıyor ki, Türk devleti Êzîdîlerin kendi meclisi ve öz savunma kuvvetlerini de terörist ilan etmeyi düşünmektedir. Türk devleti Kürt düşmanlığını bu düzeyde ilerletmiş bulunmaktadır.