Mayıs ayı, Türkiye ve Kürdistan devrimlerinin en çok mücadele edilen ve kan dökülen ayı. Tarihi katliamlara ve direnişlere sahne olmuş durumda. Bu nedenle devrim en büyük ve ilk şehitlerini bu ayda verdi. Bu yüzden de devrim tarihimize “Şehitler Ayı” olarak geçti.
Bunun önemli bir nedeni doğayla ilgili olsa gerek. Coğrafyamızda yeni yaşam Mayısta şekilleniyor. Her ne kadar ilk yaşam suyu Newroz’da yürüyor olsa da, bunun çiçeklenip meyveye durması Mayısta oluyor. Dolayısıyla Mayıs ayı yeni yıl yaşamının şekillendiği ve vücut bulduğu bir süreci oluşturuyor.
Özgürlük devrimimizin de bu doğal diyalektiğe uygun olarak geliştiğini görüyoruz. Newroz’da toprağa serpilen özgürlük tohumları Mayısta yeşeriyor. Dolayısıyla Mayıs ayı, yeni yıl mücadelesini başlatan hamle ayı oluyor. Büyük direnişler ve şehadetler bu ayda yaşanıyor. Mayısı Şehitler Ayı yapan işte bu gerçekliktir. Her gününde verilmiş onlarca kahraman şehit vardır.
Mahir Çayan ve arkadaşlarının Kızıldere’de 30 Mart 1972 günü katledilişleri ardından Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan da 6 Mayıs 1972 günü idam edildiler. Bundan bir yıl sonra 18 Mayıs 1973’te İbrahim Kaypakkaya işkencede katledildi. Bu biçimde 1968’den itibaren gelişen devrimci gençlik hareketinin önderleri imha edilmiş oldu.
Bu durumun Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın tarihi çıkışı üzerinde belirleyici etki yaptığı biliniyor. Bir yerde devrim ve özgürlük bayrağını PKK devralmış oluyor. Demokrasi ve özgürlük mücadelesi Kürdistan’a taşınıyor. Zaten Denizler, İbrahimler de devrim mücadelesini Kürdistan’da geliştirmek için çaba harcıyorlardı. Böylece onların yapmak istedikleri de gerçekleştirilmiş oluyor.
Bu sefer şehadet olayları Kürdistan’da yaşanmaya başlıyor. Şehit haberleri Kürdistan’dan geliyor. 1972 şehadetlerinden tam beş yıl sonra, PKK kurucularından Haki Karer 18 Mayıs 1977 günü devlet ajanları tarafından Antep’te katlediliyor. Bu biçimde PKK’de ilk büyük şehidini vermiş oluyor. Kürdistan’a devrimci çizgide yürüyüşü sömürgeci devlet katliamla karşılıyor.
Artık şehadet olayları bir zincirin halkaları gibi birbirine ekleniyor. Her yeni Mayıs, bir öncekinden daha büyük ve kanlı olaylara sahne oluyor. 19 Mayıs 1978’de Hilvan’da Halil Çavgun şehit düşüyor. 17 Mayıs 1982’de Diyarbakır zindanında Ferhat Kurtay ve üç arkadaşı kendini yakıyor. 2 Mayıs 1983’te Mehmet Karasungur ve İbrahim Bilgin Kandil’de şehadete ulaşıyor. 1 Mayıs 1985’te Ramazan Kaplan ve grubu Mutki’de şehit düşüyor. 11 Mayıs 1992’de Tatvan’da Ozan Mizgîn direnip şehit oluyor.
İşte bunlardır Mayıs ayını “Şehitler Ayı” yapan gerçek. 18 Mayıs bu biçimde özgürlük devrimimizin “Şehitler Günü” oluyor. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilişleri üzerinden tam kırk yıl geçti. Haki Karer’in şehit düşüşünün otuzbeşinci yıldönümü yaşanıyor. Bu otuzbeş yılın her Mayısında Kürdistan’da artan bir devrimci direnişin ve savaşın yaşandığı biliniyor. Bunun sonucunda her Mayıs günü onlarca kahraman şehidimizin şehadet günü oluyor.
Şimdi Kürt halkı otuzbeşinci Şehitler Gününü ve Ayını yaşıyor. Büyük şehidimiz Haki Karar şahsında tüm kahraman şehitlerimizi anıyor. Bu temelde şehitlikler ziyaret ediliyor, şehitleri anma toplantıları ve paneller yapılıyor. Yapılan tartışmalarla şehitler gerçeği doğru anlaşılmaya ve şehitler çizgisinde özeleştiri verilip her türlü kötülükten arınmaya çalışılıyor. Şehitlerin anısını daha doğru sahiplenme ve yaşatma çabası içinde olunuyor.
Kürtler otuzbeşinci Şehitler Gününü ve Ayını yürüttükleri devrimci halk savaşı içinde yaşıyorlar. 1972’de ve 1977’de başlayan savaş hala devam ediyor. Her gün Kürdistan’ın dört bir yanından çatışma haberleri geliyor. Otuzbeşinci Mayısın her gününde yeni şehitler veriliyor, kan akmaya devam ediyor. Sayıları neredeyse bine yaklaşan Mayıs şehitlerimiz üzerine yeni şehitler ekleniyor.
Bu durum 2012 Mayısını daha hassas ve anlamlı hale getiriyor. Otuzbeş yılın yirmi bine ulaşan şehidini yeni şehitler vererek anmak duygusal yaklaşımı daha da artırıyor. Bu temelde halkın AKP hükümetine ve faşist-soykırımcı rejime yönelik öfkesi büyüyor. Kürdistan ve Kürt toplumu giderek patlamaya hazır bir barut fıçısı haline geliyor.
Her gün yeni şehitler verdiğimize göre, bu Mayıs ayında şehitler gerçeğini her zamankinden daha derinlikli anlamak ve daha doğru sahiplenmek gerekiyor. Bunun için de şehadet olayına ve şehitlerimize doğru yaklaşım şart oluyor. Dar, duygusal ve yüzeysel yaklaşımlardan her zaman olduğundan çok daha fazla bu yıl uzak durmak gerekiyor. Şehadetleri anlama ve şehitlere sahip çıkmada Önder Abdullah Öcalan’ın yaklaşımını ve tutumunu esas almak hayati önem taşıyor.
Kürt Halk Önderi’nin şehadetlere yaklaşımı nasıldır? Kesinlikle dar, duygusal yaklaşımdan uzaktır. Her şehadet olayından ders çıkarma ve bu temelde şehidin amacını başarmak için mücadeleyi daha da büyütme ve şehitler anısına yeni adımlar atma biçimindedir. O halde tüm yurtseverlerin, hepimizin tutumu da böyle olmalıdır.
Unutmayalım ki, Önder Abdullah Öcalan kendisini şehitler gerçeğiyle eğitiyor. “Bana şehitler görev ve emir veriyor” diyordu. Özgürlük mücadelemize şehitlerin komuta ettiğini söylüyordu. Şehitlerimizin “Parti ve halk gerçeğinde yaşadığını” belirtiyordu. Bu temel ilkeler kuşkusuz hepimiz için de geçerlidir. Yine Önder Abdullah Öcalan’ın her devrimci adımı şehitlerin anısına olmuştur. Önderliksel çıkış Mahir, Deniz ve İbrahim’in anısına gerçekleşmiştir. Partileşme adımı Haki Karer’in anısına atılmıştır. Gerillalaşma adımı Mazlum, Kemal, Hayri ve Agitlerin anısına atılmıştır. Berivan’ların ve Vedat’ların anısı kesintisiz direnen halk, Beritan ve Zilan’ların anısı direnen kadın ve kadın özgürlük devrimi olmuştur. Ondört yıldır da uluslararası komploya karşı özgürlük devriminin zaferi için direnilmektedir.
Kuşkusuz şehadetlere doğru yaklaşım, şehitleri doğru anlama ve sahiplenme ancak böyle olur. Bu yaklaşım ve tutum hepimiz için geçerli olmalıdır. En büyük değerlerimiz olan şehitlerimizi doğru anlamayı ve sahiplenmeyi bilmeliyiz. Bu temelde kendimizi eğiterek özgürlük mücadelesine çok daha güçlü katılmalıyız. Bu biçimde şehitlerimizin amaçlarını gerçekleştirmeyi esas almalıyız.
Çok açık ki yaşadığımız amansız savaşın, varlık ve özgürlük savaşının bir gereği oluyor şehadet olayları. Şehitlerimiz özgürlük için savaştığımızın, özgür yaşamdan başkasını kabul etmediğimizin somut kanıtları ve değiştirilmez şahitleridir. Onlar özgür yaşamımızın en büyük güç kaynaklarıdır. Kırk yıldır süren devrimimizin yarattığı en büyük değerlerdir. Bizi yaşatan, birleştiren, örgütleyen ve eyleme çeken temel güç Onlardır. Her şeyi şehitlerimizden öğreniyor ve Onlardan aldığımız güçle ve izlerinde yürüyerek kazanıyoruz.
Böyle bir yaklaşımla şehitlerimizi anlamaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır. Çünkü bu Mayısta yeni bir hamle içindeyiz. Halk olarak “Önder Abdullah Öcalan’a Özgürlük ve Kürdistan’a Statü” hamlesini yürütüyoruz. Ve bu hamleyi mutlaka başarmamız gerekiyor. Bunun için de en temel güç kaynağımız şehitlerimiz oluyor. Şehitlerimizden aldığımız güçle zafer hamlesine yürüyoruz.
Bu temelde şehadetinin otuzbeşinci yılında büyük şehidimiz Haki Karer’i ve şahsında tüm kahraman şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyor, amaçlarını gerçekleştireceğimize dair sözümüzü bir kez daha yineliyoruz!..