
MEHMET ZAHİT EKİNCİ / UELZEN
Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nin kuruluşundan bu yana içerisinde olan, Mazlum Doğan, Mustafa Karasu, Halil Çavgun ve Salih Kandalların yoldaşı Ali Yavru, nam-ı diğer heval Xebat yapılan tüm haksızlıklara rağmen mücadelesinden vazgeçmeyeceğini vurguluyor.
Ali Yavru, Hannover ve çevresinde Kürdistanlılar arasında ‘Heval Xebat’ olarak tanınır. Kendisiyle sohbet ettiğimizde acıların imbiğinden sözülmüş bir hayatının olduğunu öğreniyoruz. Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nin yakın tanıklarından olan Yavru, bugün hala aynı kararlılık ve inançla yoluna devam ediyor. “Bunca acıya rağmen yeniden doğsam tekrar Kürt ve bu mücadelenin bir neferi olarak doğmak isterdim” diyebilecek kadar dürüst ve samimi. Heval Xebat bundan kısa bir süre önce küçük bir operasyon geçirmiş. Hem ziyaret etmek hem de hayat hikayesini dinlemek için evine misafir olduğumda eşiyle Kürt misafirperverlik geleneğine uygun bir karşılama yaptılar.
Bu gözler neler görmedi ki
Ali Yavru, 1955 yılında Siverek’in Mêtika Köyü’nde yaşama gözlerini açar. Evli ve 6 çocuk babası olan heval Xebat, Türkiye’de aldığı cezalar nedeniyle 1997 yılında Almanya’ya gelerek iltica talebinde bulunur ve ilticası kabul olur. Hannover yakınlarındaki Uelzen kentinde ikamet eden heval Xebat, burada adeta çakılıp kaldığını belirtiyor. Heval Xebat, 1978’de Apocu Hareket’in önder kadroları ile tanıştığını belirterek, “O gündür bugündür bu mücadelenin içerisinde yer alıyorum. 1979 yılından itibaren ise profesyonel anlamda mücadele içerisine girdim. Hilvan’da katledilen Halil Çavgun olayı hayatımın dönüm noktalarından biridir. Çavgun’un katledilmesiyle beraber Süleymanlar aşiretine karşı büyük bir kin ve öfke vardı. Bu süreçte Dr. Zeki Akıl, Muzaffer Ayata ve Salih Kandal ile ilişkilerim vardı. Bunlar aynı zamanda tanıdığım ilk Apocu’lardı. 30 Ekim 1979’da genel bir operasyonda yakalandım. Bucak aşiretinden bir kadın da 400 kişi içerisinde beni teşhis etti. Siverek ve Urfa askeri garnizonunda bir aydan fazla işkenceli sorgulardan geçtikten sonra mahkeme için Amed’e sevk edildim” diyor.
İstihkam ilk cezaevi deneyimim oldu
Mahkemesi yapılan heval Xebat’ın tutukluluk halinin devamına karar verilir. Buradan askeriye içerisinde olan ve istihkam olarak bilinen bir cezaevine götürüldüğünü belirten heval Xebat devamında şunları anlatıyor, “Beni istihkam taburuna götürdüler. Daha sonra hareketin önder kadrolarından Mustafa Karasu, Mazlum Doğan ve Ferhat Kurtay da yakalanarak buraya getirildi. Sırf Hilvan’dan 150 kişiyi yakalayıp getirmişlerdi. Bunların içinde daha sonra dörtlerin gecesinde kendisini yakan Mahmut Zengin, yine cezaevinde açlık grevinde şehit düşen Mehmet Emin Yavuz arkadaşlar vardı. Toplam sayımız bin 200’ü geçiyordu. Mazlum ve Karasu arkadaşın önerisi ile cezaevi temsilciliği için önerildim ve oylama sonucu temsilci seçildim. Bu cezaevi tarihinde de bir ilkti aslında.
Mazlum Doğan kaçmak isteyince...
Mazlum arkadaşın cezaevinde kaçırılması gündemdeydi. Bu plan başarısız olunca, Mustafa Karasu, Mazlum Doğan, Fettah Yiğit ve beni 1 No’lu Askeri Cezaevi’ne gönderdiler. Buraya gittiğimizde Mehmet Hayri Durmuş arkadaşın da orada olduğunu gördük. Bu cezaevinde TKP-ML’nin kurucusu İbrahim Kaypakkaya katledilmişti. Mazlum Doğan’ı, Kaypakkaya’nın katledildiği hücreye koydular. Direnişler burada da devam edince İstihkam Cezaevi ve 1 No’lu Cezaevi arasında yeni kurulan üçüncü bir hapishaneye nakiller oldu. Ben ve Karasu arkadaş da idareye giderek bu cezaevine gitmek istediğimizi söyledik. Toplamda 1000 üzerinde devrimci vardı. 1980’nin Temmuz ayına kadar kaldıktan sonra 5 No’lu cezaevine gönderildik.”
Anamızdan emdiğimiz sütü burnumuzdan getirdiler!
5 No’lu cezaevinde ilk başlarda her şeyin olağan gittiğini askeri darbeden sonra ise yaşamın adeta cehenneme döndüğünü söylüyor heval Xebat, “Örneğin darbeden önce koğuşlar arası görüşmeler vardı. İlkin bunu yasakladılar. Ellerimiz bağlanarak zorla saç ve bıyıklarımızı kestiler. Gece yarısı aniden koğuşlara baskın yapılıyordu. İçeride yaşamsal ihtiyaçlarımızı karşılayan tüm malzemelere el konuldu. Ailelerimizin bizi ziyaret etmesini istemiyorlardı. Ziyaretler adeta işkence seanslarına dönüşmüştü. Yaşanan onca vahşeti anlatmak için kelimeler kifayetsiz kalır. 1984 yılının Eylül ayına kadar anamızdan emdiğimiz sütü adeta burnumuzdan getirdiler. O tarihte Siverek’te devam eden bir davam vardı. Siverek Cezaevi’ne nakledildim. Bir aylık tutukluluktan sonra tahliye edildim. Daha oh demeden yaklaşık 45 gün sonra tekrar tutuklandım ve 19 ay yatmak zorunda kaldım. Tahliye olduktan sonrada mahkemem devam etti. 1990’da tekrar tutuklandım ve 7 ay cezaevinde kaldım. Cezaevi ile dışarısı arasında mekik dokuyordum. 1993’te Mersin’de Halkın Emek Partisi (HEP) yöneticisi olduğum gerekçesi ile bu sefer tutuklandım. Mersin’de de 1 yıl yattıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldım ve akabinde 15 yıl ceza alınca yurt dışına çıkmak istedim. Yaşadığım onca vahşeti bir daha yaşamak istemiyordum açıkçası.”
İki yıl boyunca imza verdi
Yurtdışına çıktıktan sonra da baskılar peşini bırakmaz heval Xebat’ın. Geldiği ilk durak olan Bulgaristan’da iki yıl kalır. Bu süre zarfında siyaset yaptığı gerekçesiyle 45 gün cezaevinde kalır. Heval Xebat, o süreci şöyle anlatıyor: “Bu tavırlarını protesto etmek için ölüm orucuna girince beni anlaşmalı olarak tahliye ettiler. 1997 yılında ise Almanya’ya gelerek iltica talebinde bulundum. Tabi geldikten sonrada çalışmalar içerisinde yer almakta tereddüt etmedim. Faaliyetlerimden dolayı 8 sene boyunca gözetim altında tutuldum. İki yıl boyunca her gün imza vermek zorunda kaldım. Bunlar yetmemiş olacak ki 6 ayda burada hapis yatmak zorunda kaldım. Verdiğim para cezalarının tutarını hatırlamıyorum artık. En son bana 14 bin 474 Euro ceza kesildi. Bu parayı ödemeyeceğimi söyleyince yaşadığım kent olan Uelzen’den başka bir yere taşınamıyorum. Çocuklarım başka şehirdeler, ama yanlarına taşınmama izin verilmiyor mesela. Bu kenti terk etmeyeceğime dair bana özel bir kimlik verdiler. En son KCK bayrağı önünde konuşma yapmışım diye hakkımda dava açmışlar. Cezayı paraya çevirdiler. Buna da itiraz ettim. Parayı verdiğim taktirde bu dava emsal bir karar niteliğini taşıyacak ve dileyen herkese dava açılabilecek. Bir nevi bana isnat edilmiş suçu kabul etmiş olacağım.”
Halkımdan başka kimsem yok
En son neler söylemek istediğini soruyoruz heval Xebat’a, O da bize, “Ben gözümü bu mücadele ile açtım. Bu mücadelenin sayesinde insan oldum. Acı ve zulüm kadar onur ve şerefi de bu mücadele ile tanıdım. Bizler mazlum insanlarız. Hep bize zülüm yapıldı. Bizler sadece bu zulme karşı direndik ve insani erdemlerimize sahip çıktık. Bunca acıya rağmen insanları kardeş bildik. Ama maalesef kimseden de kardeşlik görmedik. Geriye dönüp baktığımda pişmanlık duyacağım bir şey yapmadığımı görüyorum. Ben Mazlum Doğan’ları, Salih Kandalları, Halil Çavgunları tanıyarak bu mücadeleye atıldım. Bugün de yeniden doğsam yine Kürt olarak ve bu mücadelenin bir neferi olarak doğmak isterim. Şehitlere verilmiş bir sözüm var benim. Ben sadece bu sözün takipçisiyim. Baskılarla, işkencelerle ve para cezaları ile beni yıldırabileceklerini sandılar. Asla yılmadım. Benim bu halktan başka kimsem yok. Ben de ömrüm el verdiğince halkımın hizmetkarı olmak isterim” diyor.