Bir kavramın istismarından hareket edip o kavramın kapsama alanını tümden reddetmek sağlıklı bir yaklaşım değildir. Toplumların varlıklarını devam ettirebilme, değer dünyalarını yaşatma mücadelesinde barış ne kadar değerli ise savaş da o kadar gerçek ve anlamlıdır.
Hayata yüklenen anlam, ölüme yüklenen değer ve tanımlama ile iç içedir. Her türlü militarizme, savaşa ve şiddete karşı çıkmak adına şehitlik kavramını hafife almak, aslında hayatı anlamlandırma biçim ve düzeyi ile ilgili bir sorundur. Yazımızın asıl konusu olmadığı için bu romantik hümanist anlayışı tartışmayı şimdilik bir tarafa bırakalım.
Eğer bir mücadeleye inanlar, aynı zamanda uğrunda ölecek kadar hayatı seviyorlarsa, yaşam felsefelerini de buna uygun biçimde yapılandırmalıdırlar. Şehitleri kaba bir hamaset argümanı olmaktan çıkarmanın ilk adımı onların hayatlarını feda ettikleri değerler dünyasına sadakat göstermektir.
Birilerinin uğruna ölümü göze aldığı değerleri gerçekten önemsiyor olmanın biricik ölçütü, o değerler için çalışmak ve fedakarlık yapmaktır.
Sözü daha fazla uzatmayalım.
Şehitleri ölümsüz kılacak tek şey hayatta kalanların tutum ve öncelikleridir. Şehitleri savaştıkları düşmanlar öldürmez. Bu nedenle “şehitler ölmez”.
Şehitleri ancak onların izinden gittiğini iddia edenler öldürebilir. Eğer onların uğruna canlarını adadıkları değerleri hayatınıza hakim kılmıyor ve meşguliyetinizde o değerlere yakışan ölçekte bir fedakarlık sergilemiyorsanız, şehitleri her gün yeniden öldürüyorsunuz demektir.
Egemen iktidarcı anlayışın “şehitlik” kavramını sadece egemenliğini sürdürme aracı olarak kullanıyor olması elbette üzerinde tartışılmaya değer bir durumdur. Muhatabınızı anlamak, aynı zamanda kendi farkınızı ortaya koymak ve size ait alternatif değer dünyasını yeniden anlamlandırmaktır.
Toplumsal muhalefet hareketleri eğer değiştirmeye çalıştıkları iktidarın alışkanlık hatta hastalıklarına bulaşmışlarsa kolay iflah olmazlar.
Lükse dayalı yaşam koşullarına bağımlılık, tembellik, gevşeklik, görev ve sorumluluğunu ciddiye almama bu açıdan sadece basit biz zaaf değil yozlaşma,çürüme hatta inandığını iddia ettiği değerlere ihanettir.
Bediüzzaman Said-i Kurdi’nin(Nursi) ifade ettiği gibi “ölümü Newroz olarak gören” bir hayat felsefesine inanıyorsanız, ölümsüzleştirmek istediğiniz değerlerin gerçekten “kutlu” olması için ne gerekiyorsa onu yapar, ona göre davranırsınız.
Şehitleri kim öldürebilir?
Şehitlik, şehadet gibi kavramlara bakışınız, aynı zamanda hayata bakışınızın, dünya görüşünüzün bir yansımasıdır. Bu kavramların militarist iktidarcı zihniyet tarafından istismarı yadsınamayacak bir gerçektir. Hamasete dayalı resmi ideoloji söyleminin önemli ayaklarından birisini de şehitlik kavramı oluşturur.