Gazetemizin abone çalışmalarını yürüten Ahmet Yücedağ ile Yeni Özgür Politika’yı, abone kampanyasını ve Özgür Basın’a sahip çıkmanın önemini konuştuk. Gazetemizin 13 Eylül’de başlatacağı abone kampanyasına dikkat çeken Yücedağ, herkesin sahip çıkmasını belirtti.


Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Yaklaşık 16 yıldır gazetede çalışıyorum. Sürekli idari işlerde, yani basım, dağıtım, ilan, abone, bürokratik ve mali işlerde görev yaptım. Halen de ağırlıklı olarak abone çalışması yapmakla birlikte idari bölümde de görev yapmaktayım.

Yeni Özgür Politika’nın misyonu nedir? Neden çıkıyor bu gazete?

Yeni Özgür Politika, Avrupa’da uzun süredir yayımlanan, halkımızın yegane günlük gazetesidir. Egemen güçlerin yüzlerce medya kuruluşunun yalan, yanlış ve manipülasyonlarına karşı her türlü baskı ve engellemelere rağmen halkımıza ve dünya kamuoyuna gerçekleri anlatan çok önemli ve vazgeçilmez basın kurumlarından biridir. Egemen medyaya karşı alternatif medyanın en güçlü temsilini oluşturmaktadır. Kısacası, demokratik toplumun ve onun özgürlük mücadelesinin sesidir. Güncel gerçekleri açığa çıkarmanın yanı sıra kültürel soykırıma karşı da halkımızın dilini, kültürünü, tarihini ve tüm değerlerini yaşatıp geleceğe taşımada gazetemizin belirgin bir rolü vardır.

13 Eylül’den itibaren bir abone kampanyası başlatıyorsunuz. Bu kampanyanın gazete ve okurlar açısından önemi nedir?

Abone çalışması, gazetemizin en önemli çalışmalarından biridir. Halkımız abone olarak her şeyden önce kendi sesine, kurumuna sahip çıkıyor. Bunu en önemli yurtseverlik görevlerinden biri olarak görmek gerekir. Her yurtseverin evine her gün mutlaka gazete girmelidir. Her gün gazetenin logosunu görerek büyüyen bir çocuk, dışarda bayide de gördüğünde “İşte bu bizim gazetemiz” diyecektir. Evimize gelmeyen gazete, bizim gazetemiz olamaz.
İkincisi, abonelik düzenli bir okur kitlesi oluşturduğu için toplumun okuma alışkanlıklarını ve kültürünü geliştirmede de çok önemli bir işlev görüyor. Okuyan insan, okuyan toplum aydınlanır; aydınlanan toplum ve birey gelişir.
Bunun yanı sıra abonelik, bayi fiyatına göre daha ucuz olmasına rağmen gazetenin finansmanı açısından daha faydalı olmaktadır. Bu bakımdan da abonelerimiz, gazetemizi maddi olarak ayakta tutan en önemli okurlarımızdır.

Abone kampanyasında özel bir hedef kitleniz var mı peki?

Okur profilimiz çoğunlukla orta yaşlıdır. Özellikle gençlik gazeteyi okumuyor. Okuyanlar da genelde Almanca yayınları okuyor. Çocukların ve gençlerin kendi anadillerinde okuma ve yazma öğrenmeleri, bizler için son derece önemli bir sorun. Gazetemizdeki Kürtçe sayfalar bunun için önemli bir imkan olsa da, bu sorun sadece gazetemizin çabasıyla çözülebilecek gibi de değil. İlgili diğer kurumlar da ciddiyetle bu soruna yoğunlaşmalı.
Her yurtsever, demokrat gazeteye abone olmalıdır. Okuma yazması zayıfsa veya okuma alışkanlığı yoksa bu da bahane değil; hatta bu durumda, en fazla onun okuması gerekir. Okuma alışkanlığı, çok büyük bir kazançtır. Bununla yaşamını zenginleştirip geliştirecek,  gazete okudukça egemen güçlerin yalanlarını daha iyi görüp, buna karşı daha fazla mücadele edecek.

Fakat tüm bunlara rağmen abone yapmakta zorluk çekiyorsunuz, değil mi?

Hem de çok zorluk çekiyoruz. Okumanın bu kadar faydalı ve güzel bir şey olduğunu herkes kabul ediyor; ama yine de birçok insanımız nedense “Zamanım yok” gibi bahaneler üretiyor; okumamakta ısrar ediyor. Bu direnci kırmak için de elbette büyük emek, çaba ve ısrar gerekiyor. Bu da bizim görevimiz. Okuyan, soran, eleştiren, çalışmalarımızda destek veren çok sayıda okurumuz da bu konuda bize güç veriyor. Birçok yurtseverimiz, hiç okuma yazması ya da kalıcı ikametgahı olmadığı halde abone oluyor; cezaevinde kalan insanlara göndermemizi istiyor. Bütün abonelerimizden de kendilerini gazetenin sahibi olarak görüp daha güçlü sahiplenmelerini bekliyoruz. Abonelerimize çağrımızdır: Her abone, sadece bir abone daha yapsın. Bu yapılırsa bile gazetemizin ulaştığı insan sayısı ve etki gücü oldukça çoğalır.

İletişimde yaşanan gelişmeler ve tekniğe bağımlılık okurlarda ne gibi sonuçlar doğuruyor?

Tabii iletişim tekniklerinin geldiği düzey, toplumsal yaşamı oldukça etkiliyor. Dikkatli ve iyi kullanılması durumunda faydalar elde edilebileceği de muhakkaktır. Fakat bununla birlikte internet, bir bilgi kirliliği de yaratıyor. Zaman tüketiyor. Toplumdan soyutlanma ve bireyselleşme sonucu doğurabiliyor. Öyle ki, özellikle gençler olmak üzere milyonlarca insan, toplumdan kopuk, adeta bir “paralel evrende” yaşar gibi sanal bir dünyada yaşıyor. Bu durum, toplumsallığı parçalayan ciddi bir sorundur. Toplum olmakta ısrar etmek, doğa ve insanla yüz yüze, dokunarak, hissederek yaşamakla olur.

Günümüzde insanlar, haberleri takip etmek için de daha çok internet kullanıyor. Bunun gazeteye etkisi nasıl oluyor?

Abone olmamak için çok kullanılan bahanelerden biri, internet. “Artık gazeteye gerek yok” diyen kişiler çıkıyor karşımıza. Böyle düşünenlere hemen hatırlatmamız gerekiyor: Doğrudur, gazetede çıkan birçok haberi daha erken, hızlı biçimde internetten de okuyabilirsiniz. Fakat internet, sizi hızlı olmaya, derinlemesine okumamaya, görmemeye yöneltiyor. İnternette haber okuma alışkanlığınıza dikkat ederseniz, sadece ara başlıkları okuduğunuzu ayırt edersiniz. Bunun yanı sıra, internette okuduğunuz bütün o haberleri kimler, ne koşullarda yapıyor, hiç düşündünüz mü? Bugün Şengal’de Rojava’da, dağlarda, Kürdistan’ın ücra köşelerinde yüzlerce gazeteci arkadaşımız, her türlü tehlikeye ve zorluğa göğüs gererek size gerçekleri ulaştırmak için uğraşıyor. Bu arkadaşlarımız yaşamları pahasına haber yapıyorlar. Öyleyse, bu emeğe sahip çıkmak, daha da güçlenmesi için destek vermek, bir yurtseverlik görevi ve Mexmûr’da haber peşinde şehit düşen Deniz Fırat gibi onlarca basın şehidimize karşı borcumuzdur.


ZELİHA BAÐDATOÐLU/HABER MERKEZİ