En değme dolandırıcı, mesela Sülün Osman bunların yaptıklarının yanında masum kalıyordu. Çünkü bunlar, kendi İslamını yeniden yazan IŞİD’ın ikiz kardeşidir.
Sur, Cizîra Botan, Nusaybin’de seyrettiğimiz tarihi inkar üzere yıkıyor, babanın kızına şehvetle bakması, ilk defa AKP rejiminin fetvasıyla günah olmaktan çıkıyor, hırsızlık, yolsuzluk sıradanlaşıp, Okyanus ötesi adaletinin kıyılarına vuruyordu.
Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan’ın, geçen hafta Yozgat’ta, katıldığı bir cenaze töreninde yaptığı konuşma ibret vericiydi. Şöyle diyordu:
"Askere giden delikanlıya kına yakılır ki, gerektiğinde vatanı uğruna kurban olsun. Şehitler ölmez. Allah yolunda ölenlere, öldürülenlere ölü diyemeyiz. Onlar dirdir. Lakin siz bilemezsiniz."
Recep Bey, "hamd olsun Yozgat’ta şehit eksik olmuyor" diyor, devam ediyordu:
"Yozgatlı polislerimiz, astsubay, uzman askerlerimizi rahmetle anıyorum. Temmuz’dan bu yana, terörle mücadele sırasında ülke genelinde verdiğimiz şehit sayısı 300’ü geçti. Teröristlerin yurt içi ve yurt dışında verdikleri kayıplar bunun en az 10 katı. Şehitlerimizin kanını yerde bırakmadık, bırakmayacağız. Milletimiz, bayrağımız, vatanımız için, ’hadi yavrum, ya gazi ol ya şehit ol’ diye evlatlarını askere gönderen annelerin ellerinden öperim. Cennet annelerin ayakları altındadır."
Erdoğan, savaşta ölen "kınalılarını" cennetin ölümsüzleri olarak kutsuyor, ama oğulları kınalı cennetliğe boş verip cephe gerisinde gemi filolarını büyütüyor, devletten vakıflarına yağan arsa, bina ve "hayırseverlerin" para yağmuru hesabını tutuyorlardı.
Başkası ölürken, onlar sultanın oğulları olarak dümenlerine bakıyorlardı.
Oysa, Britanya Kraliçesi Elizabeth 1982 yılında Falklanda savaş kararını imzalandığında, cennet vaadiyle başkalarını ölüme kızıştıracağına, oğlu Edvard’ı en önde cepheye sürmüş, kimsenin söyleyecek sözü kalmamıştı.
Erdoğan’ın savaşında ise oğullarının adı yoktu. Şehitlik ise kirletilmiş, ayağa düşürülmüştü.
Halbuki, İslam dininin kitabı ve Peygamberin tarifiyle, şehitliğin ön koşulu, kişinin zulme başkaldırmada ölümdü. Zalimin zulmü sürdürme davasında ölüm ise şehitlik değildi.
Kuran’ın tanımına göre, paralı askerin ölümü şehitlik değildi. Mesela, bir milyon kişinin öldüğü İran ve Irak savaşında ölen paralı askerler de (subay, astsubay, çavuş, onbaşılar) "şehit” ilan ediliyor, geride kalan ailelerine maaş bağlanıyor, ev, çalışmak isteyene iş veriliyor, dul kalan kadınlara koca bile bulunuyordu.
Yok olan evladına karşılık maaşa bağlanan, ev verilen analarla, babaların, Allah’a şükretmeleri de, aslında beklentilerine kavuşma sevinciydi.
Kiralık asker, sözleşmesinin içeriği ne olursa olsun ister emekliğe kadar subay ya da başak türlü anlaşmalı kişinin ölümü, Kuran’ın şehitlik kriterine uymuyordu. Çünkü o para için üniformalı ve ücreti mutabillinde tetik çekendi. Ülkeye adanmışlığı ve onur bekçiliği ücretiyle oranlıydı.
Ha, paralıların (kiralıkların) dışındakilerin durumu da tartışma konusuydu. Çünkü, onlar da, adı üstünde zorla getirilmiş, savaşa sürülmüştü.
Kısacası paralı asker, adı üstünde para almak için askerdi. Onun tek amacı, kazancının keyfini çıkarmaktı. Para karşılığında tetikçilik yapanın şehitliği ise Kuran’ın lafzına, Peygamberin sözlerine aykırı, yani fostu.
Ortadoğu kurnazlığı cangılında, paralı savaşçıların şahadet masalı böyle.
Bu masalı yazanların dilinde, yurdu işgal edilmiş halkı esir alınmış dili, kültürü, kimliğini yasağın kirli postalı altından ezilerek asimilasyon akıntısına tabii tutulmuş Kürtlerin başkaldırısı terörizmdi. Onları, kendi yurtlarında diri diri yakmak medeniyet aşısıydı. Dört aylık bebeği, 8 çocuk annesi Taybet kadını katletmek de, yalanı batası, hırsızlığının boynu altında kalasının terörle mücadelesiydi…
Şehitler arttıkça Erdoğan kardeşlerin serveti çemberinden taşıyor ama, paralı askerden şehit olur mu?..