
Bilim-Teknik / GÜNDEMİ / HAZIRLAYAN: DOÐAN BARIŞ ABBASOÐLU
Şeker hastalığı on milyonlarca insanı etkileyen kronik bir hastalık. Yani bu hastalığın kesin bir tedavisi yok. Tedavi hastalığın etkilerini sınırlamaktan ibaret.
Artan hazır gıdalar ve hareketsiz yaşam tarzı nedeniyle şeker hastalığının görülme sıklığı da oldukça artmış durumda. Hastalık ilerleyen dönemde vücudun insülin dengesini bozarak dışarıdan hormon takviyesine ihtiyaç duyulmasına neden oluyor. Yine hastalık kilo alımı ya da sürekli ishal gibi ciddi etkilere de sahip.
Bugüne kadar vücudun insülin direncini geri çevirecek ve tekrar kişiyi sağlığına kavuşturacak bir tedavi geliştirilememişti.
Kaliforniya Üniversitesinden Stephanie Stanford’un başlında olduğu bir ekip fareler üzerinde yaptığı araştırmada insülin salgılanmasını uyarısını veren bir ilacın günlük olarak kullanımının hastalığın etkilerini geri çevirdiği görüldü. Yüksek yağ oranlı beslenme ile şeker hastası olan fareler günlük olarak ilacı aldıktan kısa bir süre sonra kanlarındaki şekeri temizleyen mekanizmalarını geri kazandı.
Stanford yaptığı açıklamada ilacın herhangi bir yan etkisinin de görülmediğini ifade ederek bu metot ile şeker hastalığını tamamen iyileştirilebilecek bir stratejinin geliştirilebileceğini söyledi.
Yine farelerden yararlanıldı
İlaç hücrelerin insüline karşı hassasiyetlerini kaybetmesine neden olan LMPTP adlı bir enzimin bloke edilmesi esasına dayanıyor. Bu şekilde özellikle karaciğerdeki insülin rezeptörleri yeniden aktif hale geliyor ve vücut şekeri tolere eden bir konuma geliyor.
LMPTP enziminin üretilmesinden sorumlu olan genin etkisizleştirilmesi de şeker hastası farelerin iyileşmesini sağladı. Denek fareleri genin etkisizleştirilmesinin ardından yüksek yağlı bir diyet ile beslenmelerine rağmen sağlıklı kaldı.
Genin sadece karaciğerde etkisizleştirilmesi de hastalık üzerinde aynı etkiyi sağladı.
Bilim insanları başarılı olunması durumda şeker hastalığının tamamen ortadan kalkabileceğini ve bu tedavi yöntemiyle obezite gibi ciddi diğer sağlık sorunlarına neden olan hastalıkların önüne geçilebileceğini ifade ediyor.
Araştırmada elde edilen sonuçların ardından insanlar üzerinde önümüzdeki dönemde klinik deneylerin başlaması bekleniyor.
Makinalar dünyayı bizim gibi görecek!

Günümüzde bilgisayar insanları yapamadığı birçok şeyi oldukça kısa bir sürede ve etkili bir şekilde yapıyor. Sadece insan zekasıyla bugün bilgisayarın yaptığı işleri gerçekleştirmek artık düşünülemeyecek kadar uzak.
Ancak bilgisayarların yapamadığı bir şey var: İnsan gibi düşünmek. İnsan beyni biyolojik olarak tüm sınırlılığına rağmen halen bilgisayarlardan birçok alanda çok daha ileride.
Bilim insanlarının en büyük amacı yapay zekaya sahip otonom bilgisayarlar geliştirmek. Harvard Üniversitesinden uzmanlar bu konuda kendilerine en büyük yardımcı olarak insan beynini seçti.
Harvard’da yapılan yeni bir araştırmada insan beyninin farklı görevlerde çalıştığı anlarda çekilen fMRI filmleri ile bilgisayarların öğrenmelerini sağlayacak alogaritmalar üretiliyor. Araştırmadaki amaç yapan zeka yüklenecek olan araçların çevrelerindeki maddeleri daha kolay ve basit bir şekilde algılamak.
Bu araştırma kapsamında bin 200 gönüllünün fMRI filmleri çekilerek değişik objelere verdiği tepkiler incelendi. 1200 ayrı nesnenin gösterildiği deneklerin; insan, hayvan, bina ve yemeklere verdikleri beyin tepkileri incelendi. Deneklerin kısa sürede algıladığı objeler kolay biraz daha uzun sürede algıladığı objeler ise zor olarak nitelendirildi. Bu objelerin sınıflandırılmasıyla yapay zekaya daha kolay algılaması gereken objelerde hata yaptığı zaman daha ağır cezalar verilirken zor olanlarda yapılan hatalarda daha hafif cezalar verildi. Bunun sonucu olarak yapay zeka, önem derecesini daha iyi belirleyerek objeleri tanımlamaya başladı.
fMRI filmleriyle eğitilen yapay zekaların objeleri tanıma becerisi, diğer yapay zekalara göre yüzde 30 oranında daha iyi gelişti.
Araştırmayı gerçekleştiren Harvard Üniversitesi’nden David Cox, insanların bilgisayarın yaptığı bazı hataları hiçbir zaman yapmadığını ifade ederek bu nedenle insanların etrafta olacağı ve değerlendirilmesi gerektiği noktada insan beyninin yeteneklerinden faydalanılması gerektiğini söyledi.
Geçtiğimiz sene Tesla’nın otonom bir aracındaki yapay zeka önündeki bir beyaz römorku ufuktaki beyaz bir bulut sanmış ve bu hata bir kazaya sebep olmuştu.
Beynimizin bir anda ve hiçbir çaba göstermeden algıladığı birçok şeyi yapay zekaya öğretmek oldukça zor. Fakat bilim insanları beynin rehberliğinde çok daha yetenekli yapay zeka uygulamalarıyla önümüzdeki dönemde tanışacağımızı iddia ediyor.
ALS elektromanyetik alanlara maruz kalmakla bağlantılı olabilir

Dünyanın en gizemli hastalıklarından biri olan ALS’nin meslekleri gereği elektromanyetik alanlara fazla maruz kalan kişilerde sıklıkla görüldüğü tespit edildi.
İstemli ve yarı istemli kasların hareketini sağlayan motor nöron hücrelerinin ölümüne neden olan Amyotropic Lateral Sclerosis, sayısız araştırmaya rağmen halen gizemini koruyor. Hastalığa yakalanan kişileri yavaş yavaş felç eden hastalık nihai olarak da solunum kaslarının fonksiyonlarını ortadan kaldırarak ölüme neden oluyor. Hastaların büyük bir çoğunluğu ilk belirtilerin görülmesinden 2-5 sene sonra hayatını kaybediyor.
Londra Hijyen ve Tropikal Tıp Merkezi’nden Neil Pearce, daha önce yapılan araştırmalarda elektrik işçilerinin ALS’ye yakalanma riskinin daha fazla olduğunun tespit edildiğini hatırlatarak, bunun nedeni konusunda ise bir fikir sahibi olmadıklarını söylemişti.
Hollanda’da yapılan bir araştırmada bu sorunun cevabı kısmen verildi. Araştırmada meslekleri gereği elektromanyetik alanlara daha fazla maruz kalan kişilerde ALS riskinin arttığı tespit edildi.
58 bin erkek ve 6 bin 500 kadın üzerindeki araştırmada meslekleri gereği düşük frekanslı elektromanyetik alanlara maruz kalan kişilerin ALS’ye iki kat daha fazla yatkın olduğu görüldü. Bu meslek grupları ise elektrik döşeme işçileri, makine operatörleri ve havayolu pilotları olarak sıralandı.
Araştırma ALS’nin nedenine ışık tutmaktan ziyade risk gruplarının belirlenmesi açısından önem taşıyor. Ve bununla birlikte elektromanyetik alanların ALS’yi tetikleyen mekanizmaya nasıl etki ettiği de gizemini koruyor.
ALS hastalarının yüzde 10’undan azı hastalığa genetik yatkınlık taşıyor. Hastaların yüzde 90’ında ise ALS’yi neyin ortaya çıkardığı belli değil.
Tüm araştırmalara rağmen bugüne kadar hastalığa karşı tek bir ilaç patent alabildi. Bu ilaç da düzenli kullanımıyla ALS hastalarının ömrünü birkaç ay uzatabiliyor.
Evrendeki en soğuk bölge iki yıldızın mezarı

Bilim insanları evrende bugüne kadar tespit edilen en soğuk bölge olan Boomerang Nebulası’nın iki yıldızın ölümünün ardından oluştuğu bildirildi.
İsveçli bilim insanlarının ALMA teleskobundan gelen verileri inceleyerek yaptığı araştırmada Boomerang Nebulası olarak adlandırılan ve evrenin en soğuk noktası olan bölgenin iki yıldızın mezarı olduğu tespit edildi.
Evrende mutlak soğuk olarak tanımlanan ve maddenin hiçbir tepkimeye girmediği -273 dereceden biraz daha az soğuk olan bölgenin ısısı -272 derece olarak tespit edilmiş. Evrende boşluktaki ortalama ısı ise -246 derece.
Güneş Sistemimizden yaklaşık 5 bin ışık yılı ötede bulunan bu bölgenin neden bu kadar soğuk olduğu gizemini koruyordu. Bir nebulaya ev sahipliği yapan bu bölgedeki gazların bu denli soğuk olmasını nebulanın bir değil iki yıldızın patlaması sonrası oluşmasına bağlıyor.
Güneşten biraz daha büyük yıldızlar kendi yerçekimleri altında çökelip büyük bir patlamayla Nebula olarak adlandırılan gaz bulutlarını oluşturuyor. Yıldızın merkezinde büyük bir yoğunlukta bulunan gazlar evrene patlamayla yayıldıkça zamanla soğuyor. Boomerand Nebulasının bu kadar soğuk olmasına bir değil iki yıldızın ölümünün neden olduğunu düşünen bilim insanları bu yıldızlardan birinin diğerinden küçük olduğunu ve büyük olanın ölümü sırasında küçüğü yutarak gazların patlamayla daha hızlı bir şekilde uzaya yaydığını, genleşmenin daha hızlı olduğunu ve bu nedenle de soğumanın daha hızlı gerçekleştiğini ifade ediyor.
Bu bölgede bulunan madde henüz bir yıl önce gerçekleşen patlama nedeniyle halen soğuk. Patlama etkisiyle savrulan madde giderek bir araya gelip çökelecek ve biraz daha ısınacak.
SpaceX yeniden kullanılabilir roket geliştirdi

Özel sektördeki uzay seyahati girişiminin öncülerinden biri olan SpaceX şirketi yeniden kullanılabilir bir roket geliştirdi.
11 ay önce Florida’nın Kennedy Uzay Merkezinden bir uydunun uzaya gönderilmesinde kullanılan bir roket bu kez bir iletişim uydusunun uzaya gönderilmesinde kullanıldı.
Normalde uzaya fırlatılan uzay araçlarının roketleri ilk ateşlemeden kısa bir süre sonra gövdeden ayrılıyor ve parçalanıyordu.
Uzay seyahatlerini son derece pahalı kılan kullanılan malzemenin çoğunun yeniden kullanılabilir olmaması.
SpaceX tarafından geliştirilen Falcon roketleri bu engeli ortadan kaldırıyor. Bu şekilde uzay seyahatlerinin daha ucuz ve yaygın olarak gerçekleştirilebileceği düşünülüyor.
SpaceX önümüzdeki yıl iki kişiyi uzaya gönderecek. Ay’ın etrafında bir tur atacak olan iki kişi daha sonra dünyaya dönecek.