“Filozoflar şimdiye kadar dünyayı sadece erkeklere göre yorumladılar. Fakat onun insanlık bakımından değiştirebilmesi kadınca da yorumlanmasını gerektirir.”
Irmtraud MORGNER
Olympe de Gouges, dünyayı kadınlar adına yorumlamaya ve onların taleplerini oluşturmaya başladığı noktada “kendi cinsine yaraşmayacak şekilde politikayla ilgilendiği için ve ölümü diğer kadınlara ibret olsun diye” mahkum edilerek giyotine gönderilen Fransız devriminin kadına biçtiği rolün sembolüdür.
Kadınların saflarında çok keskin bir biçime büründüğü Fransız devrimi tarihinde önemli bir kişiliktir Olympe de Gouges (1748-93). Fransa’nın güneyinde, Montauban’da, soylu bir adamın ve bir kasap eşinin evlilik dışı çocuğu olarak dünyaya geldiği belirtilen Marie Gouges, taşra yaşamının darlığına ve babasının annesine davranış tarzına isyan ederek kendi tarihini yazmaya başlıyor. Mutsuz evliliğine son verip, Paris’e yerleştiğinde onun adı artık Olympe de Gouges’tir. O tarihten sonra Gouges, köle ticaretinin kaldırılmasını, işsizler için kamusal işlikler kurulmasını ve kadınlar için ulusal bir tiyatro isteyen oyunlar ve broşürler yazmaya başlıyor.
Fransız devrimi süreci, yığınlar ve ezilen tüm kesimler içinde yıllarca zapt edilmiş duyguları ve özlemleri açığa çıkararak, toplumu derinden sarsan bir süreç olarak tarihe yazılıyor. Fransız devriminin her kilit noktasında, kadınlar bulunuyor. George Rudé’nin Fransız Devriminde Halk adlı eserinde bu süreci şöyle tanımlıyor: “Kadınlar katılmaya başlamışlardı. Özellikle ekmek krizi kadınları doğrudan etkiliyordu ve bundan sonra, erkeklerden daha çok kadınlar harekette öncü rol oynayacaklardı. 16 Eylül’de Hardy, kadınların hububat yüklü beş arabayı Chaillot’ta durdurduklarını ve bunları Paris’teki Belediye Konağı’na getirdiklerini kaydediyordu. Ayın 17’sinde, gün ortasında, Belediye Konağı, fırıncıların davranışlarından şikayetçi kızgın kadınlar tarafından kuşatıldı; kadınlar Bailly ve Belediye Meclisi tarafından kabul edildi.
Hardy şöyle yazıyordu: ‘Bu kadınlar avaz avaz bağırarak, erkeklerin hiçbir şeyden anlamadıklarını, bundan böyle sorunları kendilerinin çözeceğini ilan ediyorlardı. Ertesi gün Belediye Konağı tekrar kuşatıldı ve taahhütler verildi. Aynı akşam Hardy, kadınların des Trois Maries Meydanı’nda bir hububat arabasını durdurduklarını ve ona yerel bölge karargahına kadar eşlik ettiklerini gördü. Bu hareket 5 Ekim’deki politik gösterilere kadar ve gösteriler sonrasında devam etti.” (George Rudé, Fransız Devriminde Halk, s.69)
Fransız devriminde, kadınlar politikayı erkeklere terk etmeye hiçbir şekilde razı olmamışlar. Paris’te, kırmızı-beyaz çizgili pantolonlu bir üniforma giyen, kırmızı özgürlük bereleri takan, gösterilere silahlarıyla katılan, Jacoben yanlısı Devrimci Cumhuriyetçi Kadın Yurttaşlar’ın ortaya çıktığını dönemdir işte bu... Onlar, kadınların, oy kullanma ve Cumhuriyetin en yüksek sivil ve askeri kademelerinde görev alabilme hakkını istiyorlardı. Kadınlar için bu haklar, erkeklerle tam politik eşitlik ve devrim uğruna savaşma ve ölme hakkı anlamına geliyordu. Olympe de Gouges da bu kadınlardan biriydi. 1791’de Meclisin çıkardığı Erkek Hakları Bildirgesi’ne cevaben Kadın Hakları Bildirgesi’ni yazması da bu sürecin içinden doğar.
“Kadın, ayağa kalk; aklın ölüm çanı evrenin dört bir yanından duyuluyor; haklarını keşfet. Doğanın güçlü imparatorluğu artık önyargılarla, fanatizmle, hurafelerle ve yalanlarla kuşatılmış değil. Gerçeğin alevi, bütün budalalık ve gasp bulutlarını dağıttı. Köleleşmiş erkek, gücünü arttırdı ve kendi zincirlerini kırmak için seninkinden medet umuyor. Özgürleşen erkek, eşine karşı insafsızlaşmıştır. Ah, siz kadınlar! Gözünüzü ne zaman açacaksınız?”
1791 yılında meclisin yayınladığı Yurttaş Hakları Bildirgesi’ne karşılık olarak Kadın Hakları Bildirgesi’ni yayınlayan feminist Olympe de Gouges, bildirge dışında bir de varolan evlilik yemininin yerini almak üzere “Kadınla Erkek Arasındaki Toplumsal Sözleşme” metni yazar:
“Biz, … …. ve … ..., kendi isteğimizle hareket ederek, hayatımız boyunca ve karşılıklı sevgimiz sürdükçe şu koşullarda birlikte olacağız: Biz servetimizi ortaklaştırmak niyetinde ve dileğindeyiz. Bu arada, servetimizi çocuklarımız ve sevdiklerimiz lehine bölüştürme hakkını saklı tutuyoruz; kimden olurlarsa olsunlar, mülkümüzün doğrudan çocuklarımıza ait olduğunu ve aralarında ayrım yapmaksızın hepsinin kendilerini tanıyan anne ve babalarının adını taşıma hakkına sahip olduğunu karşılıklı olarak kabul ediyoruz. Biz, kendi kan bağından feragat etmeyi cezalandıran yasayı kabul etmekle mükellefiz. Aynı şekilde, boşanma durumunda, servetimizi bölmek ve yasanın çocuklarımız için öngördüğü payı önceden bir kenara ayırmakla yükümlüyüz; mükemmel bir birliktelik durumunda ise çiftlerden biri öldüğünde, ölen kişinin mülkiyetinin yarısı çocuklarına kalacak, çocuksuz öldüğü takdirde ise ölen kişi ortak mülkiyetin yarısını üçüncü bir kişiye miras bıraktığını vasiyet etmemişse, hayatta kalan kişi kanuni mirasçı olacaktır.” (Darline Gav Levy, H. Applewhite ve M. Johnson, Devrimci Paris’te Kadınlar, 1785-1795 içinde, s. 92-96)
Aslında Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nden önce kadınlar toplum içindeki durumlarını sorgulamaya başlamışlardı. 1700’lerde Mary Astell şu soruyu sormaktaydı; “Eğer bütün insanlar özgür olarak doğuyorsa, nasıl oluyor da kadınlar köle doğuyor?” Benzer soruyu Olympe de Gouges da yıllar sonra sorarak 1791 yılında “Kadın ve Kadın Yurttaş Hakları” bildirgesini kraliçeye sunarak kadın tarafından yaşanan aydınlanmayı yazılı bir forma sokmaktaydı. Olympe de Gouges’in öncülük ettiği kadınlar, özgürlüklerini köktenci erkekler tarafından kazanılıp ellerine verilmesini beklememeleri gerektiğini, kendi sorunlarına kendileri sahip çıkarak, çözmeleri gerektiğinin farkına vardılar.
Gouges ne istiyordu; Kadınlara seçme ve seçilme hakkıyla genel insani haklara ilişkin birkaç reform... Kadının özgür olarak doğduğunu, hukuksal olarak erkeklere eşit olduğunu ilk maddede belirterek, kadının da insan olduğunu vurgulamıştır. Egemenliğin milletten ziyade erkek ve kadının birleşmesinden oluşan ulusa dayandığını belirterek erkeklerin yapmadığını ve olması gerekeni Olympe de Gouges yapmıştır. Yasaların genel iradeyi temsil etmesi gerektiğini tıpkı Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları belgesindeki gibi vurgulamış, ama aynı zamanda ek olarak bu iradenin kadın ve erkek yurttaşlardan kaynaklandığının altını çizmiştir.
Evet; Olympe’in istemi abartısız, tamı tamına buydu ve karşısındaki devlet ise Gouges’u giyotine göndermekte hiç de isteksiz davranmadı. 1793 yılında kafası kesilirken onu izleyenler arasında azımsanmayacak sayıda kadın vardı. Gouges, Jakobenler tarafından idam edilmiştir. Giyotine giderken yaptığı konuşma şu sözleri içeriyordu:
“Darağaçları ve cellatlar; iki cins arasında ayrım gütmeksizin ilerleyerek dünyaya örnek teşkil eden ve Fransa’nın şerefi olması gereken devrimin sonuçları bunlar mıdır?”
Fransız devriminin ideali olan eşitlik, kardeşlik ve özgürlük üçlemi kadınlar sözkonusu olduğunda devre dışı kalıyordu. Kadınlar yeniden ocak başına gönderiliyordu; çünkü devrimin onlara biçtiği rol hizmet etmesi ve annelik rolüne yoğunlaşmasıydı. Giyotine giden Gouges ise kadının özgürleşme eylemiydi.
SELMA AKKAYA: İbret olsun diye giyotine giden kadın: Olympe de Gouges