Rönesans, cumhuriyet, devrimler yaşamış, çağ kapatıp çağ açmış, yüzyılların savaşlarını, yaşanmışlıklarını, sanatı, aşkı, tarihi içine saklamış Paris, kent olarak devrimler tarihine gözünü çevirmiş olanlar için Paris Komünü’dür, para-aşk ve lüks, tatil diyenler için moda ve alışveriştir, tarih sevenler için müze ve tarihi içine saklamış mimari yapıdır. 

14 milyona ulaşan nüfusuyla dünyanın bütün halklarını da içine alan multi-kültür merkezi Paris’in kent tarihi, M.Ö. 3. yüzyıla kadar uzanıyor. Kent olma serüveni ilk olarak adı Parisli olan bir Kelt balıkçı Avim’in bu bölgeye yerleşmesiyle başlar. Keltler bölgeye Lutetia adını verirken, M.Ö. 52’de ise Julius Caesar bölgeyi alıp Roma topraklarına bağlamış. 

4. ile 9. yüzyıllar arası Frank ve Normand istilalarından sonra kentin adı Lutetia Paris olmuş. Paris, 14. yüzyılda veba salgını, 15. yüzyılda ise Rönesans’ın etkisindedir. Bu dönem kent mimarisini oluşturan temel yapıların inşa edildiği döneme denk geliyor. O dönemin mimarisi günümüzde de dünyanın pek çok yerinden ziyaretçi alıyor. 

1643’te 14. Louis tahta geçtiğinde, Paris bir yönetim merkezi olmaktan çıkıp Versaille Sarayı’na bağlanıyor. Yaşanan her yüzyıl Paris’e kiliseler, köprüler katarken, 17 Temmuz 1789 Paris için bambaşka bir yeni sayfa açıyor. Fransız Devrimi’nin Paris’te Bastille Hapishanesi’nde başladığı bu tarih, Paris’i Cumhuriyet’e taşıyan tarihtir. 

Bu dönemde 6. Louis ile meşhur sözü “ekmek yoksa pasta yesinler” ile tanınan Marie Antoinette giyotinle idam edilmiş,  Cumhuriyet bir nevi, giyotinleri ve cellatları uzun süre meşgul etmiş, ardı ardına idamlar gerçekleşmişti.



Napoleon, Hausmann ve…

10 yıllık giyotin tarihinin ardından 1799’da Napoleon Bonaparte kendini imparator ilan etmişti. Fransa’nın Cumhuriyet yönetimine geçiş döneminde sıkıntıların yaşandığı bir dönem başlamıştı. 

19. yüzyılın ortalarına geldiğimizde de III. Napoleon’un emrinde çalışan şehir planlamacısı Hausmann, Paris’e bugünkü görünümünü veren kişi olarak karşımıza çıkıyor. Geniş bulvarlar inşa etmiş, bunu yaparken de neredeyse kentin yarısını yıkmış, kent yoksullarını giderek Paris’in kenar mahallelerine itmiş ve birçok yoksul evsiz kalmış. Hausmann, kenti yeniden inşa ederken, bu dönemden kiraların daha ucuz olduğu Montmarte-Pigalle bölgesinde Paris Komünü’ne öncülük eden güçleri çoktan biriktirmişti. Paris, 1870 yılında 3. Cumhuriyet ilanını yaşamış, ardından 60 gün süren Komün dönemini… 1800’lü yılların sonunda kanlı tarihi kesitleri, kent yoksulları ve lüks yaşamı içinde biriktiren Paris, iktidarların değişimleri arasında hep sanatın, dönemin tarih dokusunu içeren yapıları bağrında biriktirmeyi başarmış. 

II. Dünya Savaşı sırasında Paris Naziler tarafından işgal edildiğinde, ilk düşünülen Nazilerin kentin tarihi dokusuna zarar verme olasılığı olmuş. 1944 yılında ise Nazi işgalinden kurtulan kent için Nazilerin o dönem yaptığı bütün yanlışlar arasında tek doğrunun Paris’i yıkmamak olduğu ifade ediliyor. 


Kentin sembolü: Tour Eyfel

Yüzyılları, devrimler ve savaşlarla geride bırakmış kentin biriktirdikleri arasında en popüler olan yapı, yılda 6 milyon turist ağırlayan Tour Eyfel’dir. 324 metre yükseklikteki Eyfel, 1889 Evrensel Sergisi için 20 yıl gibi bir süreliğine inşa ediliyor. Üç kattan oluşan Tour Eyfel, yapımı sırasında düşünüldüğünden fazla bir bedele mal oluyor. Hatta adını aldığı Eyfel’in neredeyse kellesine mal olacak bu durum. Daha açılışı yapılmadan  ziyaretçilerden elde edilen gelirin maliyetin 4-3’ünü çıkarmasıyla sorun çözülüyor. Radar işlevi ve pasifikle iletişim amacıyla kullanıldığı için, geçici olarak yapılan Tour Eyfel’in kaldırılmasından vazgeçiliyor. Günümüzde ise Paris’in temel gelir kapısı, turistlerin cazibesi haline gelmiş. 

Victor Hugo’un kitaplarına esin kaynağı olan gotik şaheser Notre Dame Katedrali, ülkenin en güzel ve tarihi kiliselerinden biri. Eyfel Kulesi’nden daha fazla ziyaretçi aldığı ifade ediliyor. 

Paris denince akla gelen en önemli dünya tarihini içine alan merkezlerden biri de Louvre Müzesi. Yaklaşık 35 bin adet objenin sergilendiği müzenin en bilindik eseri Leonardo Da Vinci’nin ünlü eseri Mona Lisa Tablosu. Sümerlerden günümüze insanlığın yaratımları, yazıtlar, araç-gereçler, tablolar, heykeller... Tamamını inceleyerek gezmek, bir ayınızı alır. 

Montmartre Tepesi, ressamlar sokağı, Salvador Dali müzesi, ve burjuvazinin Komün’e karşı zaferini simgeleyen Sacre Coeur Bazilikası... Beyaz travertenleri nedeniyle Türkiyeli ve Kürdistanlıların dilinde Beyaz Kilise...


Père-Lachaise’den Foucault Sarkacı’na

Dünyanın en bilindik ve lüks bulvarlarından olan Şanzelize Caddesi, caddenin başında yer alan Zafer Takı, modern sanatın simgesi Pompidou Merkezi. Pantheon, 1744 yılında gut hastalığından kurtulan XV. Louis tarafından Azize Genevieve’e ithafen yaptırılan anıtın en önemli bölümlerinden biri Fransız fizikçi Léon Foucault’un dünyanın kendi ekseni çevresinde döndüğünü kanıtladığı düzenek olan Foucault Sarkacı.

1848-1914 yılları arasındaki Avrupa tablolarını, heykelleri ve fotoğraflarını görebileceğiniz Orsay Müzesi ya da Paris’teki en önemli komplekslerden biri olan Les Invalides, diğer tarafta, 25 hektarlık Lüksemburg Bahçesi (Jardin du Luxembourg), 43 hektarlık ve birçok ünlünün mezarının bulunduğu Père-Lachaise Mezarlığı, Paris’in dünyaca ünlü opera binası, Tuileries Bahçeleri ve daha sayamadığımız onlarca tarihi mimari; Sein Nehri’nin iki yakasında kentin 14 milyon nüfusuna her yıl milyonları da kendine doğru çeken tarih ve sanat yapıtları olarak Paris’i süslüyor.