Semalka, Rojava ile Başur’u bağlayan tek sınır kapısıdır. Dicle nehrinin  suyu ise her iki parçanın bereket kapısı gibidir. Nehir üzerindeki ticaret halkların geçim kaynağıdır. Halk arasına sunni sınırlar çizilse de hiçbir zaman sınırlara itibar edilmemiştir. Kürdistan bağrında çıkan kaynak suları yüz yıllardır Dicle ile birleşerek bereket ve yaşam olmuştur. Bu nehrin her iki yakasında sömürgeciler Kürdistan’ı bölmelerine karşılık, bir de Başur ve Rojava gümrük kontrol noktası kurulmuş.

Duhok’dan Zaxo’ya doğru yolla çıkıyoruz. İki saatlik yolculuktan sonra Semalka sınır kapısına geliyoruz. Semalka, KDP’li peşmergelerin kontrolünde.

Büyük taş yığınlarıyla örülmüş kontrol noktasında peşmergeler arabadan inmemizi işaret ediyorlar. Yaşları 20 ile 30 arasında değişen gençler kapıda nöbet tutuyorlar. Bize rehberlik eden Güneyli genç, pasaportlarımızı alarak içeriye girmemizi söyledi. Yurt dışından geldiğimiz için son derece kibar davranıyorlar.

  Sohbetimiz devam ederken gençlerden biri içeriye girerek, ‘’Annem gelmiş suyun öbür yakasında beni bekliyor’’ dedi. Genç daha konuşmasını bitirmeden KDP’li memur sert bir edayla ‘’dışarıda bekle’’ diyerek azarladı. Mahçup genç naçare bir şekilde dışarı çıkıyor. Yarım saat içerisinde belki 40-50 kişi aynı muameleyle karşılaştı. Kendimi bir an Türkiye’de Kürtleri azarlayan polislerin içinde hissettim. Bu gençler, ailelerini görmek için kendi ülkelerinin sınırlarında çok anlamsız bir şekilde bekletiliyorlardı. Çok acı bir durum... Hasta ve sakat olan annesini, kardeşini görememiş Rojava’lılar böyle bir muameleyi hak etmiyorlar. 

Dünya, Rojava savaşını ve direnişi konuşurken, kendi ülkesindeki insani dışı uygulamayı hak etmedikleri gerçeği izah edilemiyor. Sonra öğrendim ki, Rojavalılar günlerce o sınır kapısında keyfi bir şekilde bekletiliyorlar.

Üzüldüm, bir şeyler söylemek istedim ama sonra vazgeçtim.  

Kürtler arasında siyasi ve politik sorunlar olabilir ama halka karşı böyle bir muamelenin olabileceğini hiç beklemiyordum. İlk kez gerçeğe bu kadar yakın olmuştum. 

Bu, hiçbir şeyle izah edilebilecek bir durum değil. Halkı bu kadar mağdur eden bir zihniyet hangi yöntemle Rojava peşmergesini Rojava’da savaştıracak ki... 

Memur pasaportlarımızı  ve basın kartlarımızı masaya koyduktan sonra, bana ve  arkadaşıma ‘’siz geçemesiniz. Ama Hollandalılar geçebilir’’ dedi. Şaşırdık, tepki gösterdik... ‘’Gazeteciyiz, Avrupa vatandaşıyız’’ dedik. KDP’li peşmerge bütün itirazlarımıza, ‘’Olabilir. Ama siz Kuzey Kürdistan kökenlisiniz bundan dolayı hiçbir Kürt bu sınırdan geçemez. Yalnız Avrupalılar geçebilir’’ diye alaycı bir şekilde konuştu. Sonradan öğrendiğimiz bir olaya da tanık oluyoruz. Alman delegasyonu dört gün boyunca Semelka sınır kapısında bekletilmiş. Onlar da Zaxo ve Semelka arasında mekik dokumuş. Şanslarını dört gün boyunca denemişler. İçlerinde bir de Romanyalı gazeteci vardı. Gazeteci Romanya’nın Irak büyükelçisini arıyor. Büyükelçi hemen Mesud Barzani’yle kontak kuruyor: ‘’Sen ne hakla benim gazetecimi Rojava’ya bırakmıyorsun diye çıkışıyor. Eğer gazetecimizin Rojava’ya girmesine izin vermesen, yarın Romanya’da burslu okuyan Güneyli öğrencileri uçağa bindirip Erbil’e gönderim’’ diyor. 

  Barzani sınır kapısındaki memurunu arayarak gazetecinin geçmesini sağlıyor. Alman delegasyonu ancak bu şekilde Rojava’ya bırakılıyor.

  Bizim bekleyişimiz ise devam ediyordu. Bize rehberlik eden Güneyli genç bırakılmayacağımızdan emin olduktan sonra dışarı çıkarak bir telefon görüşmesi yaptı. Genç telefonu memura uzattı. Memur önce telefonu almak istemedi, ısrar edince almak zorunda kaldı. 

Telefon üst bir düzey bir yetkiliden gelmiş olmalı ki, memur bir anda bize iyi davranmaya başladı. Hemen pasaportlarımızı aldı. Kendisiyle gelmemizi rica etti. Nerdeyse, yolda yürürken bize çay ve kahve ikram edecekti. Onlarca defa özür diledi emir kulu olduğunu ve görevini yerine getirdiğini söylenip durdu. Biraz önce asıp, tutan adam gitmiş, yerin çok mülayim biri gelmişti adeta. Dicle suyunun üzerindeki üç dakikalık yolculuğumuz bizleri Rojava’nın özgür topraklarını getirdi. Bir kaç saat önce annesinin ve kardeşleri suyun öbür yakasından oldukları söyleyen gençi hatırladım. Güney’e geçmek için yaşlı kadınlar, çocuklar ve ihtiyarlar  aç ve yorgun bir şekilde bekletiliyorlardı. 

Sonra öğreniyorum ki, Güneye yani Kürdistan’a daha ötesi bir şehirden diğer bir şehire geçmek için bir akrabanın orada ikametgah adresi olması gerekiyor. Onlara gerekli kağıt ve belgeleri ispatladıktan sonra sınırı geçebiliyorsun. Aynı yöntem Çin’de nüfus yoğunluğundan dolayı var. Fakat daha yeni federal yapıya kavuşmuş Güney için bu kabul edilir bir durum değil.