İkinci dünya savaşı sonrası Alman yaşlılarının Hitler dönemine ilişkin hatırladıkları tek şey, "valla ne biliim abi, ben hiçbir şey görmemiştim, haberimiz yoktu, her şey gizli idi” yalanıdır. Her şey açıkta yapılıyordu oysa, herkes biliyordu ama korkarak ya da taraftar olarak yapılanlara karşı çıkmıyor, çıkamıyordu. Ve tarihin hesap sorduğu yıllarda kendilerini inkar eden bu tür yalanların arkasına saklanarak daha da çirkin oldular.
Ta ki yürekli bir politikacının Yahudi halkı önünde diz çöküp özür dilediği ana kadar.
***
"Ne biliyim, bizim zamanımızda Alevi-Sünni, Kürt-Türk falan ayırımı olmazdı. Hatta benim komşum Kürt idi ‘ama’ çok iyi bir insandı.”
Yalaann! Devletin bugün de sürdürdüğü gibi, farklı kimliklerin, farklı kültürlerin, farklı inançların egemen lehine inkarı politikasının en iğren biçimi idi bu söz. Ahlaken dibe vurmanın, vicdanen dibe vurmanın, sahtekarlıkta tavan yapmanın klasikleşmiş formatı idi. Ve insanlık suçu düzeyinde çirkin olan bu sahtekarlık, cümle içine sıkıştırılan üç harfli bir sözcükte kendinden önce söylenen her şeyi hiçleştiren bir anlam kazanıyordu: "Ama!”
Ve Türk ulus kimliğinde ahlaki düşüş ve vicdanın yok oluşu buradan başlamakta idi.
Ötekinin inkarı üzerine inşa edilmiş; kitlesel katliamlar ya da soykırım ile oluşturulmuş bir kimliğin, taşıyıcıları açısından bile dayanılmaz olan o kanlı kirliliğinin dışa vurumuydu bu haller.
Türk halkı, "ötekini düşman gören” bu "zehirli” ulus kimliğini taşımaya devam ettikçe, ne savaşlar biter, ne akan kan durur.
***
"Ama, savaş iki taraflı bir şeydir, savaşan iki yana da aynı mesafede durmak gerekir” derler liberal ya da aydın taklitçileri.
Yalaaan! Bütün Avrupa’yı işgal eden Hitler ile sadece topraklarını savunan Yugoslav, Çek, Fransız, Rus ya da diğer uluslardan direniş ve özgürlük gerillalarını aynı kefede değerlendirmek Hitler'i açıktan desteklemekten başka bir anlama gelir mi? İspanya iç savaşında Franko güçlerine karşı can veren aydınlar, komünistler, liberaller hatta cumhuriyetçiler bugün bile yüreğimizde koruduğumuz insanlık abideleri değil midir? Vietnam savaşında Amerikan karşıtı olmak vicdanlı bir insan olmanın ilk koşulu idi. "Savaş savaştır, sonuçta insan ölüyor” sözü gibi, egemenin yanında duran  hileli bir aldatmacadır yukarıdaki söz. Hiçbir savaş nedenlerinden bağımsız değerlendirilemez. Hitler saldırganlığının emperyal bir egemen olmaktan başka bir savaş gerekçesi yoktu. Ama İspanyol, Fransız ya da Yugoslav partizanının özgür olmak, kendi topraklarında özgür yaşamak gibi bir isteği vardı ve işgal altında tutulan topraklarını özgürleştirmek için kendilerine savaşmaktan başka yol bırakılmamıştı.
Ve Türk liberal ya da Türk aydın kimliği bu çukurda batmaktaydı ulusalcı batağa.
Genel olarak Türk aydınının da, liberalinin de temel çelişkisi buradan kaynaklanmaktadır: Aydın ya da liberal hiçbir zaman egemen bir güçle ya da bir devletin yanında ya da yakınında yer alamaz. Aydın ya da liberal, milliyetçilik (ulusçuluk) gibi kimliklerin tutsağı olamayacağı için, halk hareketleri karşısında duruşu her zaman özgürlüğün yanındadır.
Türk aydını, "insan, birey ve özgürlüğü” değil de "ulus, devlet ve statükoyu” korumaya kodlanmış bu "zehirli” ulus kimliğini taşımaya devam ettikçe, ne savaşlar biter, ne akan kan durur.
***
HPG açıklama yaptı, "Antep’de ki patlama bizim eylemimiz değildir” diye. Devlet de biliyor bunu, gazeteciler de, istihbarat da. Ama ben de biliyorum ki bir süre sonra bu olay bütünüyle PKK üzerine kaydedilecektir. Eylemi tartışanlar, suçluyu yakalama peşindeler ama suç ortamını ortadan kaldırmaya yönelik bilinçli bir duruş hala yok.
Her zaman yazdım: PKK’nin varlığı Türkiye halklarının ve bölge halklarının en büyük şansıdır. Zira bu hareket sürdürdüğü mücadelede, başından beri, halklar arası ilişkilerin zedelenmemesi ve savaşta doğrudan yer almayan sivillerin zarar görmemesi için büyük özen göstermiştir. Bu savaşın metropollere ve sivil alanlara taşınması halinde, bunu engelleyebilecek bir güç ne Türkiye’de ne de Dünya’da yoktur. Bugün bunu engelleyebilen tek irade PKK’nin kendi ideolojik ve ahlaki duruşudur.
PKK şimdilik bu yaklaşımını ısrarla sürdürüyor. Hatta zaman zaman tabanından tepkilerle karşılaşsa da, tepkileri göğüslüyor. Ama unutmamak gerekir ki uzayan bir savaş duyguları da, taktik ya da stratejileri de değiştirebilir.
***
Antep, Türkiye’nin bölgeye ektiği şiddet rüzgarının üreteceği bir fırtınayı gösteriyor hepimize.
Bölgede bu güne kadar kontrollü ve aklı başında durabilen tek siyasal güç Kürt Özgürlük Hareketi idi. Bu güç istikrarlı duruşunu sürdürmekle birlikte, Türkiye’nin kışkırttığı bölgesel savaş, belli ki bölgesel siyasete yeni eylem güçleri katacaktır. Artık, ne yapacağına akıl sır ermez, yöntemde ilkesiz, bölgesel iktidar hırsıyla birbirine düşmüş sömürgecilerin cinayet örgütleri de sahneye çıkacaktır.
Devlet’in dediği salaklığın tersine, Kandil’de bayrak var zaten. Barış için yapılacak tek yol, önce Kandil’de erişilmez zirvelerde dalgalanan o onurlu bayraktan yüzyıllar için özür dilemek, o bayrağı kabul etmek, "ulus” kirliliğinden arınmaya çalışmak ve halklar olarak el ele verip bölgesel barışın inşasını derhal başlatmaktır.
Olmazsa ne olur? Kurt bulanık havayı sever. Eskiden Türkiye’nin Hizbullah’ı vardı. Şimdi tüm Ortadoğu El Kaide’dir, Hizbullah’tır, Ahvan’dır. Korkuyorum ki Türkiye provokasyonları ile yerel ve bölgesel savaşta böylesine ısrarlı oldukça, her yer Antep olur.
Barıştan başka yol yoktur.