"İnsandan daha uzun yaşar kemikleri. Dillerini ne kadar toprağa gömerseniz gömün, kelimelerin kemiklerini örtecek toprak yoktur. Gün gelir, yazılır, söylenir."
Bir Dersim Hikayesi, Murathan MunganEYLÜL ARAM
Vedat Türkali’yle görüşebilmenin heyecanı bir anda her yanımı sardı. Belki de ilk defa sevdiğim bir yazarın, hele ki hep saygı ve minnetle anılan biriyle karşılaşacaktım. Türkali’nin sürekli görüştüğü bir yakın dostundan gelen mesaja bir telefon numarası eklenmişti: “Bu Nermin’in (Nermin Çiçek) telefonu, onunla zamanı netleştirebilirsiniz.” Hafızama yenilmemek için hemen Nermin Türkali diye kaydediyorum. Bir gün sonra telefonlaşıp günü netleştiriyoruz. Ve artık ne zaman Türkali’yi görebileceğimi bilerek birkaç gün geçirecektim. Birşey sorulmalı mıydı? Bir yazarla karşılaşınca ne yapılmalıydı? “Komünist”i yazarken neler düşündüğünü sormak abesle iştigal olurdu. Ya da son romanı “Bitti Bitti Bitmedi”de, Dersim’in katmerli acılarını bu yaşında nasıl hissettiği mi sorulmalıydı? Ya da sorulmalı mı herhangi bir soru? Bir minnet ziyaretiydi sonuçta. Yüzyıla dayanan ömrünün direngenliğine bir saygı ziyareti. Ve gün gelip çattı.
Hep genç bir ruhla yaşamak
Arabayla Ankara’dan İstanbul’a doğru yola çıkarken “Bitti Bitti Bitmedi” deki uçurumun kıyısında hissettiren bir kalp sıkışması. Nedenini halen daha anlamadığım bir iç sıkıntısı. Heyecan yerini kaygılı bir yolculuğa bırakmıştı. Köprüyü geçtikten sonra araba yönünü Cihangir’e çevirecekti. Cihangir kahvesinin sol çaprazındaki çiçekçinin önünde inip, bir demet çiçek almak gerekecekti. Hangi çiçekleri sevdiğini bilmeden. Kapıyı Nermin hanım açtı. Güleryüzle karşıladı ve Türkali’nin olduğu odaya doğru götürdü. İşte oradaydı… Ayağa kalkmaya yeltenmeyi çoktan bırakmıştı. Döküntüleri artık açıkça görülen, kaç yıllık olduğu bilinmeyen masasının sol tarafında oturuyordu. Kalın perdeler örtülü. Arkasında Sine-Sen olduğunu hatırladığım bir pankart. Ayaklarına kareli bir battaniye örtmüştü. Oturduğu koltuğun tekerlekli sandalye olup olmadığına baktığımı hatırlıyorum merakla. Değildi. Koltuğunun arkasında ayaklı bir lambanın yüzü tavana çevrilmişti. Birkaç kağıt mendil masanın üzerinde duruyordu. Güler yüzle karşıladı bizi. Önce hal hatır sordu. Bizim hal hatır sorularımıza cevap vermeden anlatmaya başladı. O anlattıkça bu yaşta birinin nasıl olurda bu kadar dinç bir zihne sahip olabileceğini düşündüm. Hiçbir şeyi unutmamıştı. Herşey dün gibi aklındaydı. TKP’den bu yana olanları TİP’ten sonra yaşananları, bugüne gelene kadar tane tane anlatmaya başladı. “Öğretmek istiyor” diye kendi içimde mırıldandığımı hatırlıyorum. Gördükleri, yaşadıkları tarihin bilinen kesitlerine denk gelse de, ona bu şekilde bakanın sadece kendisi olduğunu biliyordu. O nedenle öğretmek, anlatmak ve tarihi ayrıntılara ışık tutmak istiyordu. Heyecan yerini saygılı bir sessizliğe bırakmıştı.
Yazarın odası
Biraz sonra Nermin hanım elinde çay ve kurabiye ile geldi. Çaylar yudumlanırken Türkali anlatıyor, anlattıkça yeni ayrıntılarla yeni konulara dikkat çekiyordu. Bir yandan dinlerken bir yandan da kitapların burada mı yazıldığına dair merakla etrafı incelemeye çalışıyordum. Burada mı yazıldı? Bunu da sormadım. Mekanın kendisinin yazmak için bir önemi olmadığını ilk farkettiğim yer oldu. Öncesinde yazarların kitaplarını yazdıkları odalar başlığındaki tüm haberleri merakla okuyan ben için artık bunun da bir önemi kalmamıştı. Bu da herhalde en iyi bir yazarın odasında öğrenilirdi.
Onu çok yormamak için kalkalım bakışları attık birbirimize. Hepimizi babacan bir sevgiyle uğurladı. Birkaç ay sonra 29 Ağustos 2019’a gelindiğinde 97 yaşında aramızdan ayrılacaktı. Ölüm haberinden sonra Ankara İstanbul arası o iç sıkıntısını bir yazarın ölümüne yordum ve hep öyle hatırlayacağım.
Kürt halkıyla hep yan yanaydı
Kürt halkıyla dayanışmadan hiçbir zaman geri durmayan Türkali, 2002 seçimlerinde DEHAP’tan milletvekili adayı oldu, DTP grup toplantısında da söz aldı. NTV’de Banu Güven’in sunduğu programda Kürt sorununa ilişkin değerlendirmede bulunacak olan Türkali, Öcalan’a selam gönderecek, “12 yıldır hapsetmişler Öcalan’ı oraya. Hiç kimseyle görüşmüyor. Şimdi buradan selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Selam ve sevgi benden Öcalan’a” diyecekti. Bu program sonrasında NTV, Banu Güven’le olan sözleşmesini feshettiğini açıklayacaktı. Sokağa çıkma yasağı ilan edilen Cizre’de yaşananlara ilişkin HDP’nin basın açıklamasına katıldığında da, “Bu ülkede var olan Kürt, Rum, Ermeni ve tüm halklar özgür olmadıkça barış gelmez” diyecek, birlikte yaşama vurgu yapacaktı.
Herkeste unutulmaz izler bıraktı Türkali. Konya Akşehir’de kaleme aldığı “Bekle bizi İstanbul” şiri ise birçok sanatçı tarafından seslendirilecekti. Geride sayısız eser bırakan Vedat Türkali’yi ölümünün 3. yılında saygıyla ve minnetle anıyorum…